Umarım başka ‘af’ olmaz!
Kaçak işçi, bir kez daha ‘af’dan yararlandı.
Bir kez daha diyorum çünkü, son beş yılda, üçüncü af kararı bu !..
Açıkçası, “kayıt dışı” insanların nerede olduklarını biliyor, herkes!..
Yani öyle “dağlarda” ya da “"mağaralarda” yaşamıyor kimse...
Meydanda!..
Kahvede!..
Yarım inşaatlarda tümü...
Ama henüz, kulağından tutup da kapı dışarı edecek bir ‘gücümüz’ yok!..
Olmayınca da, her birkaç senede bir ‘affederek’, olabildiğince ‘kayıt altına’ almaya çabalıyoruz!..
Niye “kapı dışarı” edemiyoruz?
Çünkü meseleyi hemen ‘siyasi’ ve ‘milliyetçi’ bir boyuta sokuyorlar...
Anımsayınız, bir yıl önce, üstelik de pekçok suçu ve çevreye yönelik tacizi olan bir TC yurttaşı, sınır dışı edilmişti.
Ertesi gün, Hürriyet’te manşetti: “Türk yurttaşını gemiye koyup gönderdiler”
Sonra, ‘damardan’ bir giriş yapılmıştı sanırım:
“Her gün onlarca Rum’un geçtiği kuzeyde, Türkleri sınır dışı ediyorlar...”
Ama hiç kimse, gelip de "Cezaevi"nde kaç "Türk" kaç da "Rum" mahkûmun olduğuna
bakmadı!..
* * *
Umarım bu son ‘af’ kararı olur!..
Ve umarım, gerçekten ve ciddi anlamda artık denetimler başlar.
Aslında, her gün mahkemelere çıkan onlarca Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının “öyküsünden” en fazla rahatsızlık duyması gereken de TC Lefkoşa Büyükelçiliği ve Türkiye’den gelen, aynı zamanda ‘güvenlik’ sorumluluğunu da üstlenen askeri makamlar olmalıdır. Herhangi bir işi, kaydı, ya da gerçekten ‘turist’ konumu olmayan, beş parasız insanların “suç” işlemek dışında yapacağı ne vardır ki?
Ve her gün mahkemeler, çoğunlukla ‘kayıt dışı’ ya da ‘çalışma izni’ olmayan insanları ‘kefalete’ bağlamakta, kefalet ödeyecek paraları ve kalacak yerleri olmadığı için de cezaevine göndermektir.
Bu durumdan en fazla rahatsızlık duyanlar, Kıbrıs’ın yerli halkı kadar, alın teriyle ve yeri, yurdu belirli bir şekilde burada çalışan, Türkiye’den gelen ‘temiz’ insanlardır da.
Bir de ‘gerçekten’ turizm amaçlı olarak adaya gelenler...
* * *
Ahmet Tolgay, KIBRIS’taki köşesinde dün şu saptamayı ve önermeyi yapıyor:
(...) << Türkiye'deki yetkililerle bir "suç zirvesi" gerçekleştirip bu durumların ele alınmasının ve çözüm üretilmesinin zamanı gelmiş ve hatta geçmiştir... Denetim sadece KKTC'nin değil, Türkiye'nin giriş-çıkış kapılarında da yapılmalı... TC ve KKTC İçişleri Bakanlıkları ve emniyetleri arasında çok daha sıkı işbirliğine gidilmeli... Tabii ki söz buraya geldiğinde, bizim deniz ve hava limanlarımızdaki denetimlerin artık fiyaskoya, KKTC'nin de "sorma gir hanı"na dönüştürüldüğünü vurgulamalıyım... Baksanıza; geçen hafta o denetime girişildiğinde neyle yüzleştik... Ülkedeki Türkiyeli işçi sayısının yüzde 90'ı kaçakmış!.. Dehşet bir şey! >>
* * *
Umarım dikkate alınır...
Çünkü, aklın yolu birdir...
Ne keyif be!
Gazetecilikte, mesleki yolculuğa birlikte çıktığım ve bilgisine, birikimine güvendiğim
dostlarımdan Serhat İncirli geldi dün, ziyaretime... Çok uzun yıllardır İngiltere’de yaşıyor, mesleği sürdürüyor, Kıbrıs’a gönderdiği yazılarla da kendini ‘deşarj’ ediyor!..
Dün, sohbet ederken kapı önünde, her gelip geçen bana “ne kadar zayıfladın...”, “Kilo mu verdin sen” gibi laflar edince, nasıl da keyiflendim, anlatamam!..
Ve Serhat, hiç gitmesin istedim!..
Çünkü biliyordum ki, bende değil keramet; keramet, yanı başımda duran Serhat İncirli’de !..
Dünyanın en yaşlısı
Dünyanın en yaşlı kişisi dün ölmüş, 138 yaşında!..
Ancak, ‘doğum belgesi’ olmadığı için de Guinness Rekorlar Kitabı'na girememiş.
Hindistanlı Habib Miyan, ailesine göre 138, emeklilik karnesine göreyse 20 Mart 1879 doğumlu, yani 129 yaşında öldü.
Peki rekorlar kitabında kim var, en yaşlı?
115 yaşındaki Amerikalı Edna Parker dünyanın en yaşlı kadını, 112 yaşındaki Japon Tomoji Tanabe ise dünyanın en yaşlı erkeği olarak yer alıyor, REKORLAR KİTABI’nda.
İnsan hemen merak ediyor, neydi bu Hintli’nin uzun yaşamasının sırrı?
- Sigara içiyor mu acaba?
- Bir kamu kurumundan mı emekli?
Diyormuş ki, “vücuduna iyi bakarsan, o da sana iyi bakar!..”
Ve bir ayrıntı... Son 70 yıldır ‘dul’ yaşıyormuş, Miyan!