Bir ‘çözüm’ evimizi temizler mi?
Kıbrıs sorununun çözümünü ısrarla istememizin bir sebebi de ‘içteki’ sıkıntılardır...
Eğer ‘çözüm olmazsa’ bizim yine de ‘kapımızın önünü temizleme’ mecburiyetimiz hep
söylense de, bunu beceremediğimiz ortadadır.
Biz genelde “pisliği halının altına” süpürme konusunda uzmanız!..
Böylece, halı ortada durduğu sürece “ak pak”tır ortalık ama... Biri gelir de halıyı ayağımızın altından kaldırırsa, işte o zaman yandığımızın resmidir.
Çünkü öyle bir “ortam” oluşmuştur ki uzun yılların sonunda, “eğri” genel geçer olmuştur toplumda, “doğru”yu uygulamak isteyenin de yoktur “iktidarda” kalma şansı...
* * *
Kıbrıslı Türkler, çok yoğun bir birikimle ‘tükeniyoruz’ sendromu yaşıyor.
Çok da doğal bu...
Çünkü, fazlasıyla uzayan ‘çözümsüzlük’ koşulları, Kıbrıs’ın kuzeyinde kolay kolay değişemeyecek bir ‘düzen’ yarattı.
Bu ‘düzen’, hayatın kurallarını öylesine katı belirledi ki !..
Mantığınız reddetse de, duygularınız ve bedeniniz, sizi, çoğunlukla ‘çıkarlar yumağı’ bir yaşam modelinin içerisine taşıyor.
Çözüme inançsızlıkla umut, günü yaşamakla ‘kendini kurtarmak’ arasında gelgitler yaşanıyor sürekli...
İnsanlar, kendi ‘yönetimlerine’ çokça inanmıyor doğrusu...
Devletine de inanmıyor...
Siyasetçisine de...
Ve ‘otoritesizlik’, ‘kuralsızlık’ oluyor, en geçer doğru...
Bir de ‘hesapsızlık’...
* **
İşte bu nedenle de ‘devlet’i oluşturan bireyler zenginleşirken, ‘devlet’
zayıflıyor sürekli, fakirleşiyor...
Onca ‘servet’, gözü dönmüş bir tüketim çılgınlığıyla ‘beton’a ve ‘metal’a dönüşürken, göz yaşı pınarları da hiç kurumuyor ne halse...
Çünkü hep “almak” var bilinçler(miz)de, “vermek” yok asla...
Hiçbir ‘karşılık’ hesabı olmadan, ‘devlet’ denen ‘dağıtım kurumu’ndan almak olabildiğince...
İş... Kredi... Maaş... Barem... Arsa... Konut... Ayrıcalık... Hak...
Ama ‘mutlaka’ almak sonuçta...
* * *
Böylesi bir sistemde, her dönem, “muhalefet”te kim varsa, “iktidar”a karşı bir
“çıkar sağlama” aracı olarak kullanılıyor...
Bir “siyaset” ya da “ideoloji” değil, “çıkar” ya da “ayrıcalık” elde etmek üzerine bir “baskı unsuru” mutlaka!..
Çünkü “geleceğini” görmüyor kimse...
Günü yaşıyor...
Günü yaşadıkça, daha “hesapsız kitapsız” yol alıyor.
Ve ‘diyet’ ödedikçe sürekli, bitmek bilmeyen “sizi biz kurtardık”, “paranızı biz ödüyoruz” hikayelerine karşı...
“Diyet” istiyor bu kez karşılığında, “Sizi biz seçtik” diyerek...
* * *
Ve görülen o ki!..
Herkes de ‘tahammül’ ölçütlerinde, çoktan razı ‘diyetini’ ödemeye...
Ama eksik...
Ama fazla...
* * *
Ve mutlaka günün sonunda, ‘kurtarıcıdan kurtulmak’ isteyerek...