Yağmurla gelen!
- İlk yağmur damlaları düşerken-
Yüreğini kızgın bir demir gibi döven yaşananlara "hatırat"tı belki de geride bıraktığı, umutsuzlukla ördüğü satırlar…
Oysa, "yağmur"la ıslattığı sevişmede, cama vuran "aşktı" ve gülümsüyordu yarınlara…
Şimdi geleceğe umutlar yüklüyordu!..
Ve izliyordu buğular arasında, ıslak kaldırımları görecek kadar 'dudaktan' bir iz bıraktığı camdan...
Islak yarınını…
Sırılsıklam..
* * *
Yağmurlardan açılmışken söz...
Ilık sonbaharın ilk günlerinde...
Ve usul usul düşmeye başlamışken damlalar…
Yeniden yaşanıyor sanki hayat!..
Yeniden 'yaşlanmasın' diye…
Yeniden diriliyor insanın bedeni, ruhu, yüreği…
İçimizde aşka, tutkuya, heyecana; sevmeye ve sevilmeye ve tarifsiz yolculuklarla hissetmeye dair yeniden yeşerirken filizler…
Yağmuru istiyor, yağmuru bekliyor yüreklerimiz...
"Islat be anasını satayım" diyerek!...
***
Mesela Ahmet Telli!..
O da seviyor, buğulanan camları çizmeyi…
……….
Buğulanan camlara usulca
Yüzünü çiziyorum ki yüzün
Bir yağmur damlası olup
Düşüyor yapraklarına gülün…
..........
***
En umutsuz anlarda, 'yağmur'u arıyorsa gözünüz, yalnız değilsiniz üstelik…
Hemen yanı başınızda Sunay Akın!..
..........
Kestik artık umudu
Yağmurdan
Yürek biçimini
Alsa da gökyüzündeki
Küçük bulut
..........
***
Biliyoruz ki, insan 'kesmez umudu' kolay kolay, kesmemeli!..
Çünkü yağmur, Ümit Yaşar Oğuzcan'ın dediği gibi, nice fırtınaların ardından şahidimizdi…
..........
hava kararmıştı
yağmur yağıyordu
dudakları sımsıcaktı
elleri üşüyordu
bir öptüm
bir daha öptüm
kimseler görmedi öpüştüğümüzü
yağmurdan başka
iki gözüm çıksın
şimdi ne zaman yağmur yağsa
utanıyorum...
..........
***
Oysa niye utanacaktık ki, yaşadıklarımızdan!..
Utanılacak ne varsa, "yaşayamadıklarımıza" ait olmalıydı…
Çünkü düşlerimiz, sereserpe yatmaktaydı…
..........
şimdi gün çekildi
gecenin koynuna
ben gibi pervasız, asi
sen gibi hoyrat
düş ırmakları akıyor avuçlarıma
ellerim ıslak
ve dışarıda çıldırmış bir yağmur
fukaraya, duldasıza,
aşka inat yağmakta
ben hesaplar yapmaktayım umutla
sen sereserpe yatmakta
yağmur arttıkça artmakta...
..........
***
Böyle diyordu Şükrü Yalnız ki!..
Hiç 'yalnız' kalmazdı, böylesi duygularla yüklü bir insan bedeni!..
Gürler, çakar, yağardı, nice kalabalıklara…
Çünkü 'yağmur', yine Sunay Akın'ın dilinden, fazlasıyla yoldaştı…
..........
Odunsuz bir sobanın
yanında titreyen
çocuğu görse yağmur
gözyaşlarını odaya
tavanarasındaki delikten
usulca bırakır….
..........
***
İşin özünü Ferman Karaçam söylemiş!..
Hem de ne söylemiş!..
Aşk bu!..
..........
Aşk bu
yağmur dayanmaz bu bahara
ateş tanır sevgiliyi
ve gülleşir
hasret çekilir
kehribar merdivenlerin
platin düşlerine
Aşk bu
su yarılır ortasından
ay gibi…
‘Altın’ kalemin gerçeği!
Kıbrıslı liderler Talat ile Hristofyas arasındaki son görüşmede, hani bir “altın kalem hediye merasimi” vardı ya!..
Ya da medyaya öyle yansımıştı!..
Tabii, görüşmede “basına karartma” vardı...
* * *
Biz de demiştik ki, “Umarız, Hristofyas’ın Talat’a armağan ettiği altın kalem, barışa imza atar...”
* * *
Meselenin aslı bambaşkaymış meğer!..
Öncelikle kalem ‘altın’ değilmiş!..
İkincisi de, Hristofyas’ın hediyesi değilmiş...
* * *
CTP Londra Dayanışma Derneği Başkanı Ilker Kılıç, Londra’da, Hristofyas’a armağan etmiş, kalemi...
Bir de Cumhurbaşkanı Talat’a iletsin diye vermiş...
Yani Hristofyas, aslında, “postacılık” yapmış bu işte!..
- “Bunu İlker bey gönderdi” demiş!..
* * *
Iyi de, CTP Dayanışma Derneği Başkanı Ilker Kılıç, niye Hristofyas’la gönderiyor ki!..
Doğrudan, sayın Talat’ a gönderse mesela!..
Olmaz mı?
* * *
Sonuçta, ‘kalem’ çok da, şimdilik imzalayacak bir ‘barış metni’ yok ortada, galiba!...