Türkiye’de “Balans Ayarı” Girişimlerine Karşı “Demokrasi Ayarı” Şart!
“In Turkey we have a marriage of Islam and democracy. (…) The child of this marriage is secularism. Now this child gets sick from time to time. The Turkish Armed Forces is the doctor which saves the child. Depending on how sick the kid is, we administer the necessary medicine to make sure the child recuperates”.
Yukarıya aldığımız sözler eski Genelkurmay İkinci Başkanı ve 28 Şubat Sürecinin başmimarlarından Çevik Bir’e aittir. Çevik Bir bu sözleri yabancı bir basın mensubuna söylemiştir. Bir’e göre Türk Silahlı Kuvvetleri, İslam ve demokrasinin evliliğinden doğan ve zaman zaman hastalanan çocuğu (Laikliği) tedavi eden doktordur. Çocuğun hastalık durumuna göre gerekli tedavi hazırlanarak uygulanır ve çocuğun sağlığına kavuşması sağlanır. Bu anlayıştan hareket eden Çevik Bir, 28 Şubat Süreci için “balans ayarı yaptık” demişti.
28 Şubat 1997’de Türk Silahlı Kuvvetleri “Laikliği korumak” gerekçesiyle Milli Güvenlik Kurulu aracılığı ile Türkiye’nin siyasi yaşamına müdahalede bulunmuş ve Refah Partisi ile Doğru Yol partisinin Necimettin Erbakan’ın başbakanlığında oluşturduğu koalisyon hükümetine son vermişti.
Bu müdahalenin darbe olup olmadığı Türkiye’de uzun zaman tartışılmıştı. Gazeteci Cengiz Çandar bunun bir ”post-modern darbe” olduğunu yazmıştı. Dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak daha sonra katıldığı bir televizyon programında 28 Şubat’ın bir darbe olduğunu kabul ederek aşağıdaki görüşleri ifade etmişti: “Post-modern darbe buna yakıştırılan en güzel isim. Bu post-modern darbe, tereyağdan kıl çeker gibi, eski darbelere benzemeyen bir şekilde, hiç kan akıtmayan gayet usulüne uygun bir şekilde, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da benimsenen, devletin başındaki en büyük insandan ilgili bakanlara kadar hepsinin dahil edilerek hatta halkımızın ortak edilerek, çok başarılı bir şekilde yürütülen süreçti”.
Görüleceği gibi, çok-partili düzene geçtikten sonra açık darbelerle tanışan Türkiye’de 1990’ların ortasında 28 Şubat Süreci adı verilen yeni bir darbe türü geliştirilmişti. Bugüne kadar şu ya da bu biçimde uygulamaya konan bu darbe türünde ordunun silah zoruyla hükümetleri devirmesi son bulmuş, güdümlü medya, güdümlü sivil toplum ve devletin kurumlarıyla yapılan işbirliği sonucunda seçim kazanmış partilerin kurduğu hükümetler ya devriliyor, ya da kıskaç içine alınıyor.
Bu noktada darbelere meraklı sivil Kemalist kanat -bunlar kendilerine “Silahsız Kuvvetler” denmesinden hoşlanırlar- ile Türk Silahlı Kuvvetleri ortak bir değerlendirmeden hareket ediyorlar: “Çok partili dönemle birlikte Kemalizme ihanet eden bir “karşı devrim” dönemi başlamıştır. Bu yüzden gerekirse darbe yolu da dahil, bütün yollar denenerek Kemalizm restore edilmelidir”.
Nitekim, Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP) hükümet etmeye başladığı 2002 yılının sonundan itibaren 28 Şubat Sürecinin “ruhu” yeniden endam eyledi ve AKP’yi yıpratmak için çeşitli yöntemler denendi. Bir yandan açıkça darbe çığırtkanlığı, hatta tahrikçiliği yapanlar (Ergenekon), diğer yandan da güdümlü sivil toplumu ve devletin çeşitli kurumlarını harekete geçirerek AKP’nin önünü kesmek isteyenler, güçlerini birleştirerek sistemetik bir kuşatma harekatı uyguladılar. Ne var ki, ne 28 Şubat Sürecinin “başarısını” yakalayabildiler, ne de çok özledikleri darbe gerçekleşebildi. Her ne kadar Anayasa Mahkemesinin AKP’yi kapatma davasında aldığı “uyarı kararı” bir tür kuşatma sayılsa da, sonuç olarak AKP hükümet etmeye devam ediyor. Bu da, Türkiye’nin köklü bir dönüşüm süreci içinden geçtiğini gösteriyor. 1960 yılında başlayan ve 28 Şubat tipi müdahalelerle devam eden darbeler tarihi yavaş yavaş sona eriyor.
AKP’nin bundan sonra atması gereken adım bu süreci hızlandırmak ve her türlü “balans ayarına” karşı “demokrasi ayarı” yapmaktır. Bu yeni tarihsel süreç bir an önce kendi anayasasını yaratıp kalıcı siyasi yapılar üretmelidir ki, heba olup gitmesin. Aksi halde, bu son derece kırılgan ve kaygan geçiş döneminde geriye dönüş tehlikesi hep var olacak ve formel-sivil demokrasi çeşitli yöntemlerle “balans ayarına” tabi tutulmaktan kurtulamayacaktır.