Geçtiğimiz Pazar günü Politis gazetesi Başpiskopos Hırisostomos’un Kutsal Meclis’te onaylatmak üzere hazırladığı ama sonunda Meclis’in onayına sunmaktan vaz geçerek kamuoyu ile paylaşmaya karar verdiği “tarih üzerine tezlerini” yayınladı. Bir süreden beri Kıbrıs Rum toplumunda yoğun biçimde tartışılan eğitim reformu ve tarih kitaplarının değiştirilmesi konularında görüşlerini ifade eden Başpiskopos, eğitim bakanı Andreas Dimitriou’nun içinden geçtiğimiz ders yılını “yeniden yakınlaşma ve barışma” yılı ilan etmesine karşı çıkıyor ve bu girişimi “gereksiz” olduğu kadar “zararlı” da bulduğunu söylüyor.
Doğrusu, metni ilk okuduğumda eleştirel bir değerlendirme yazmayı düşünüyordum. Ancak daha dikkatli bir okumdan sonra bu metinde dile getirilen görüşleri okuyucunun bilgisine sunmanın yeterli olduğuna karar verdim. Ortaya atılan görüşler kendi başına o kadar çok şey söylüyor ki, ayrıca bir eleştiri yazısı yazmayı anlamsız buldum. Bu yüzden Başpiskopos Hırisostomos’un “tarih anlayışını” dile getiren görüşlerini kendi sözleriyle aşağıda sıralamakla yetindim.
· “Bir halkın yaşaması ve yaşamını sürdürmesi bakımından eğitim en temel unsurdur, çünkü bir halkın ulusal bilincini eğitim şekillendirir.
· Helen Eğitimi, çeşitli işgalcilerin yarattığı esaret ve karanlık dönemlerde Kıbrıs Helenizmini korumuş ve asimile olmasını engellemiştir.
· Eğitimin milli karakterini korumak için 1960 Anayasası eğitim işlerini toplumların yetkisine bırakmıştır.
· Bugün Avrupa Birliği üyesi olduğumuzdan dolayı koşulların değişmiş olmasına ve toplumumuzun çok-kültürlü özellikler taşımasına rağmen, eğitimin Kıbrıs halkının büyük çoğunluğunu oluşturan Helenlerin (Kıbrıslı Rumların) kimliğini zayıflatması kabul edilebilir bir durum değildir.
· Kendi kimliğini korumak ve güçlendirmek, milliyetçilik veya milli narsisizm değil, öz-bilinci geliştirmek, geleneksel değerleri korumak ve tarih bilgisine kavuşmak demektir.
· Helen Eğitimi doğası gereği yabancılara açıktır. Kendi içinde diğer kültürlerden unsurlar taşıdığı gibi, başka kültürlere de katkı sağlıyor. Bu, Büyük İskender ve Hıristiyanlığın ilk dönemlerinden günümüze kadar böyle ola gelmiştir.
· Kıbrıs Kilisesi yabancı istilası altında zor günler geçirmesine karşın, her zaman İncili temel aldı ve ne milliyetçiliğe ne de şövenizme tenezül etmedi. Başka ırktan olanları yakını ve kardeşi saydı ve onların da çıkarlarını korudu. Hatta kendisine zulüm edenlerin bile...
· Bu eğitim yılında belirlenen hedefin (barışma ve yeniden yakınlaşma), gerkesiz olduğu kadar, zararlı olduğunu da düşünüyoruz. Gereksizdir, çünkü eğitimimiz hiç bir zaman komşu-unsura karşı ne nefret duyguları geliştirmiştir, ne de barışmaya karşı çıkmıştır. Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin barış içinde yaşaması eğitim konusu yapılacak bir konu değildir, çünkü bu, Kıbrıs halkının doğasında vardır. İki toplumu birbirinden ayıran işgaldir, işgalci ordu ve yerleşiklerdir. Bu eğitim yılında ilan edilen hedef, dolaylı olarak, bugüne kadar okullarımızın Kıbrıslı Türklere karşı düşmanlık ve nefret duyguları geliştirdiği anlamına geliyor.
· Bu hedef, zararlıdır da, çünkü ülkenin gerçek sorunlarını saptırdığı gibi, eğitimin temel önceliklerinden olması gereken “Unutmam ve Mücadele Ediyorum, Kurtuluş, İnsan Hakları” vb. gibi unsurları zayıflatmaktadır.”
Görüleceği gibi, yukarıda dile getirilen görüşler karşısında insan gerçekten “dilini yutuyor.” Yine de bir “ses verip” bir şeylerin altını çizmek istiyorum: Başpiskopos’un metni içinde yer alan “Helenler” ve “Kıbrıs Rumları” sözcüklerinin yerine “Türkler” ve “Kıbrıs Türkü” sözcüklerini yerleştirerek metni yeniden okursanız, Kıbrıs Türk toplumunda ve Türkiye’de benzer görüşleri taşıyan nice tarihçinin, din ve siyaset adamının olduğunu görürüsünüz. Bu da “aklın yolu bir” olduğu gibi, “milliyetçiliğin de yolunun bir olduğunu” gösterir...