Haftalardιr ciddi konular üzerinde yazmaktan sιkιldιm. Köşe yazιsι yazmaya başladιğιmda ilk yazιm köşemin başlιğι gibi ‘Havadan Sudan’ başlιğιnι taşιyordu. Bu yazιm sadece İnternetteki iki gazetede 3000e yakιn kişi tarafιndan okunmuştu. Bu gösteriyor ki siz okuyucular en azιndan zaman zaman ciddi, siyasi konulardan başka konularι içeren yazιlar da okumak istiyorsunuz. İşte ben de önümüzdeki iki hafta zarfιnda bu tür bir yazι hazιrladιm sizler için. Birkaç ay önce hazιrlamιştιm yazιyι ama şimdi sizlere sunma fιrsatι buldum. Umarιm beğeneceksiniz. Ben aşağιda anlattιğιm olaylarι yazarken kendi kendime çok güldüm. Yazιyι okuyup da en azιndan dudaklarιnιzda bir gülümseme belirirse ne mutlu bana.
Bir Londra Serüvenim
Londra’da Noel esnasιnda bulunanlar, insanlarιn bu dönemde ne kadar acaipleştiğine tanιk olurlar. Dr. Jekly ve Mr. Hyde diye bir film vardι. Dr. Jekyl labaratuvarιnda deney yaparken bir ilâç içer ve hem tipi hem de huyu değişip çok kötü bir insan olan Mr. Hyde olur. İşte Londra insanlarι da aynen Mr. Hyde gibi olurlar bu dönemlerde. Bu zaman zarfιnda ben şahsen taş patlasa alişveriş merkezlerine gitmekten kaçιnιrιm. Bu yιl herhalde ben de acaipleşmiş olacağιm ki bu geleneğimi bozdum. Amacιm en meşgul merkez olan Oxford Street’e gidip insanlarιn davranιşlarιnι incelemekti. “Hade be ordan! işte sen de herkes gibi ucuzluklardan faydalanιp bir iki parça birşeyler almak için gittin” diyenleriniz olacak. Haklιlιar! Neyse. Trene atlayιp Londra’nιn yolunu tuttum.
Fenchurch Streette üst trenden inip Tower Hill metrosuna girdim. Aksilik daha metro istasyonundan çιkmadan başladι. Tren Oxford Circus istasyonunda durunca, kapιlar daha tam açιlmadan çok şişman, orta yaşlιca bir kadιn elinde bir sürü çanta, eteğini tutarak arkasιndan gelen 6, 7 yaşlarιnda sümüklü bir kιz çocuğu ile trenden çιkmaya çalιşan yolculara fιrsat vermeden trene daldι. Bir taraftan da sümüklü kιza kusar gibi hiddetli hiddetli Doğu Avrupa dillerinden sandιğιm bir dille konuşuyor. İtişe kakιşa kadιnιn sağιndan solundan kapanmak üzere olan kapιya hücum ettik. Kadιna hepimiz ters ters bakιyoruz ama o hiç istifini bozmuyor. Kimsemiz ağzιmιzι açιp kadιnι tersleme cesaretini gösteremedik. En arkada kaldιğιm için kapanmak üzere olan trenin kapιsιna saldιrdιm. Kapιya sιkιşan pardüsemi oradaki bir yolcunun yardιmι ile güçlükle çekip kurtardιk ve kendimi platforma attιm. İçimden “bu sahne Türkiye’de olacaktι da görecektin sen küstah kadιn” dedim!.
Dιşarι çιkmak için cüzdanιmdan çιkardιğιm ve Oyster seyahat kartιm sandιğιm bir kredi kartιnι habire makineye dokunduruyorum ama kapι açιlmιyor. Zaten biraz önceki olaydan sinirlerim epeyce gerilmiş. Orada bulunan bir görevliyi çağιrιp ona bir güzel fιrça attιm. Nasιl makineleriniz var, falan gibi. Adamcağιz kibarca Oyster kartιmι görmek istedi. Binbir çalιmla, halâ söylenerek kredi kartιnι önüne attιm. Bu hareketi yaparkenden hatamι anladιm. O bana ben ona bakιyorum. İkimiz de makaralarι koyverdik o an. Ama adamιn gözleri “ulân aptal, hem kredi kartι ile kapι açmaya çalιşιrsιn hem de bana fιrça atarsιn haa diyor! Haksιz mι? Kuzu gibi kendime söve saya insan selinin ortasιnda Argyl Streetin bulunduğu çιkιş kapιsιna yöneldim. Sağa dönüp Oxford Streete gideceğιm, kalabalιk beni akιntιlι bir nehire düşmüş gibi aksi istikâmete doğru sürüklüyor. Güç belâ gerisin geri dönüp bu sefer Oxford Street sokağιndaki insan seline daldιm. Ama bu sefer aklιmι kullanιp dükkânlarιn olduğu tarafta yürümeye başladιm. İstediğim an selden ayrιlιp dilediğim dükkâna dalabileceğim. Kalabalιk sanki Birleşmiş Milletler. Hangi milletten istersen temsilci bulabilirsin. Her taraftan onlarca dil konuşulduğunu duyuyorum. Ansιzιn arkadan tanιdιk bir dil. Bir anne çocuğuna kιzιyor “ Bir da seni Hamleys’e götürmemi isten (o bölgede bulunan dünyanιn en büyük oyuncak mağazasι). Bok ye!. Sana ne oyuncak alιrιm ne da hiç. Aldιğιm oyuncaklarι da başga çocuklara verecem. Aman be Hasan idare et be yahu oğlunu da rahat birşeyler alayιm. Götür bunu McDonalds’a da ben da Ayşe’yιnan rahat gezeyim. Lütfen canιm. İki saat sonra gelir sizi buluruz.Hasan Bey dünden razι. Yaramaz oğlanι kapιp eşi ve kιzιndan uzaklaşιyor. Herkes memnun.
İnsanlarιn yüzlerine bakιyorum. Herkeste bir telaş. Oradan oraya koşuyorlar, birbirleriyle kavga ediyorlar, çocuklar ağlιyor. Simsiyah çarşaflar içerisinde, tüm yüzü peçe ile kapalι bir Arab kadιn elinde sadece zarif, siyah bir el çantasι şιk bir eda ile yürüyor. Arkasιndan elleri bir sürü çanta dolu, cariyeleri olduklari belli iki kadιn yürüyor. Onlar da tepeden tιrnağa siyah çarsaflar içinde.
Tam Londra’nιn en büyük mağazalarιndan Selfridge’e dalmak üzere iken karşιmda nereden çιktιklarιnι görmediğim bir Japon aile beliriyor. Adam ağzι kulaklarιnda sιrιtarak bana bakιyor. Ben acaba tanιdιğι birisini mi gördü diye arkama bakιyorum. Birisi yok. Bana bakιyor. Böylece birkaç saniye bakιşιyoruz. Sonunda bana nereden çιkarmιşsa pahalι olduğu belli bir Nikon kamera uzatιyor. Japonca birseyler söylüyor. Ulân benim Japonca anlar bir görünüşüm mü var?! Ne istediği belli. Ailece resimlerini çekmemi istiyor. Bu kadar insandan beni buldunuz yahu siz de diye söyleniyorum. Kalabalιğιn içinde güçlükle Japon ailenin resmini çekiyorum. Adam Japon usulü birkaç kez selâm veriyor. Ben altta kalιr mιyιm?! O eğiliyor, ben eğiliyorum. Hanιm bereber olsa utancιndan yerin dibine girecek!
(Devam Edecek)