Türkçe’de “göstere göstere (geldi / yaptı ve benzerleri)” diye bir deyim; hemen hemen tam eşanlamlı olarak da, “perşembenin gelişi, çarşambadan bellidir” atasözü vardır.
Güney’deki Boğaziçi (Aytotro) köyünden gelenlerin bildiği bir sözü daha aktarayım: “Düt dedi, Nihat geldi.”
Öyküsü şöyle: Kırklı yılların sonu ya da ellili yılların başında, Boğaziçi’nde, bir tek Ahmet Nihat Bey’in (Allah rahmet eylesin) özel arabası vardı. Köyden dört-beş mil uzaktaki Geçitkale(Köfünye) köyünde bulunan Telefon Dairesi’nde çalışan Nihat Bey, iş dönüşünde köye girerken, “düt düt” diye arabasının borusunu (şimdi klakson oldu) öttürür; köyün ortasından akan derenin öte yakasındaki evinde, ablası Şaziye Hanım “düt düt” sesini duyar duymaz, analığına “düt dedi, Nihat geldi” diye seslenirdi.
“Düt dedi, Nihat geldi” sözü (artık yerel bir atasözü oldu), bugün de, (yukarıda saydığım deyimle atasözünün eşanlamlısı olarak) eski Boğaziçililer arasında kullanılıyor.
Bayram Değil, Seyran Değil
Bazı okuyucularımın, “bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü” atasözünü anımsayıp “bu adam ne demek istiyor” diye düşündüğünü kestirebiliyorum.
Hemen söyleyeyim: Enişte boşuna öpmedi. Bayram da var, seyran da!
Kamuoyunda Hristofyas’ın Papadopulos’tan farklı olmadığı, ya da resmî ağızlarında “Papadopulos koşullarının / ortamının” geri geldiği söyleniyor ve yazılıp çiziliyor ya! Yukarıdaki girişi bu durumu anlatmak için yaptım: Çünkü tüm göstergeler Hristofyas’ın “Papadopulos’tan farklı olmayacağını” ya da “Papadopuloslaşacağını” gösteriyordu. Bunu ben de yazdım. Başkaları da yazdı.
Hristofyas’ın, kendi toplumu içinde bazı “alıştırmalar” yaptığını, Türk toplumunun ağzına da zaman zaman “bir parmak bal çaldığını” yadsıyamayız. Ancak bu “alıştırma” ve “parmaklık bal çalmalar” O’nun gerçek niyetini saklayamadı. Bir “izlenim yaratma / imaj savaşı” başlattı ve başardı. O kadar ki Mehmet Ali Talat’ı “ben söylüyorum, siz anlayın” softa şaşırtması ile (Hristofyas softa şaşırtmalarını hep yapıyor) “kara haberci” olarak AB’ye jurnallayacak noktaya kadar geldi.
İngiliz’i Bırak, Ortak Gelecek Kurmak İstediğine Bak
Son kıyamet Rumlar’ın İngilizler ile uzlaştığı “memorandum”la koptu.
Aynı memorandum, Rum tarafında koro halinde alkışlandığı, Türk tarafında koro halinde kınandığına göre, iki tarafın anlayışları arasında, “Mısır’daki sağır sultanın kulağına gidecek” boyutta uçurum olduğu bir kez daha ortaya çıktı.
Birçoğu İngiliz’e kızıyor. (Ben de kızıyorum. Hem de çok!) Ama İngiliz’e kızmak yeter mi?
Bu dünyada yaşayıp da diplomasi ile azıcık ilgilenenler bile, İngiliz’in bu konudaki ününü iyi bilir. O halde?
İngiliz’in ne olduğunu bilerek; masaya oturduğunuz, birlikte ortak bir gelecek kurmağa çalıştığımıza bakınız: Sizinle 23 Mayıs Mutabakatı’nı imzalar, döner o mutabakatı allak bullak edecek düzenlemeler için “müttefik” arar.
İngiliz’in derdi zaten üsleridir. İngiliz diplomasisinin güvenilmezliği de bilinir. Eee?
Komünizm ideolojisinin içinden süzülüp gelmiş, kendisini emperyalizmin ta kendisi olarak gören bu ideolojinin temsilcisi kalkar da üslerini altın tepsi içinde tabulaştırmayı kabul ederse, böyle bir fırsatı kullanmaz mı İngiliz?
Olan bu!
Ha! Bu hep böyle mi olur?
Bunun yanıtını, daha kısa bir süre önce Türkiye ile stratejik ortaklık deklere ederken KKTC konusunda Rum’a bir de gözdağı verme “becerisi”nde görebilirsiniz.
Memorandumdan sonra, Rum’a da bir gol atabilir İngiliz! Zaten Büyükelçisi (pardon Yüksek Komiser’i) tepkiler üzerine “biz taraf değiliz” diyerek, şöyle diplomatça, “aranızda ne halt ederseniz ediniz, yeter ki bana dokunmayın” (bana dokunmayan yılan bin yaşasın gibi…) demedi mi?
Son Olarak
Dolu dolu olduğum için sözü uzattım.
Diyeceğim şu: Hristofyas, Rumlar’ın lideridir. Farklı bir misyon yüklenemez.
Aslında memorandumla ilgili en doğru ve dobra sözü, Rum tarafının barış havarisi konumundaki DİSİ söyledi: “Müzareke savaşını (dikkat edin, savaştan söz ediyor) müttefikler aracılığı ile kazanacağız.”
Bunun anlamı, başımıza yeni “çoraplar örüleceği”dir.
DİSİ’nin sözünü ettiği Rum müttefikleri konusunda bizim yapacak bir şeyimiz yok gibi! Onu belki, oyunu iyi oynarsa Türkiye yapar.
Biz kendi başımıza kendimiz çorap örmeyelim de!
Maalesef 23 Mayıs Mutabakatı’nda, ileride başımıza işler açacak böyle bir çorap örüldü: “Dışta tek temsiliyet!”
Federasyon söz konusu olduğunda ne masum bir kavram? Oysa arkasında nice çapanoğlular var.
Önümüzdeki 1 Temmuz görüşmesinin, Hristofyas bakımından, “tek egemenlik”, “tek yurttaşlık” gibi kavramları “ortak vizyon” haline dönüştürmek için önemli olduğunun sinyalleri verilmeye başlandı.
Ne masum istekler ama?
Aman dikkat!
Bu kavramların arkasında da öyle çapanoğulları var ki!