|
Gürcistan’ın Aşağı Osetya’ya askerî güç kullanması, ardından Rusya’nın askerî müdahalesi ile Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlıklarını tanımasının uluslararası platformda yarattığı deprem, “kıralın daha da çıplak olduğu”nu; dünya düzeni ve uluslararası ilişkilerde geçerli olanın “uluslararası hukuk” değil, çıkar ve güç olduğunu bir kez daha kanıtladı. Sonda söyleyeceğimi, peşinen söyleyeyim: Bizim için işin olumlu yanı, ne Türkiye’deki, ne de bizdeki sorumluların, Kosova olayındaki gibi, “konunun KKTC örneği ile ilgisi yoktur” biçiminde açıklamalar yapmamalarıdır.
Uluslararası Hukuk, ABD İle Rusya’nın “Münhasır” Yetkisinde
Olayın açıklaması karmaşık değil, basittir: BM Güvenlik Konseyi’nin sürekli üyelerinin, daha doğrusu veto hakkını fiilen kullanabilen ABD ile Rusya’nın uzlaştığı konular, “uluslararası hukuk”a uygun olur. Biri mızıkçılık yaparsa, o iş havada kalır. (Annan’ın izolasyonlarla ilgili kararını Rusya’nın kabul etmemesi gibi.)
BM’nin temel ilkeleri (örnek olarak ülkelerin toprak bütünlüğü ya da sınırların değişmezliği gibi), için de söylediğim geçerlidir: Yugoslavya’nın dağılma süreci, Doğu Timor’a bağımsızlık verilmesi; taraflar uzlaştığı için “uluslararası hukuk”a uygun sayıldı.
Sıra Kosova’ya geldiğinde ABD ve AB; Rusya’ya karşın bildiklerini okudular. Sonuçta Kosova, Rusya’nın karşı çıkması dolayısıyle BM’ye üye olamıyor ama birçok devletin tanıdığı bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürüyor.
Amerika Irak’a, BM Güvenlik Konseyi kararı olmadan girdi. Konsey karar alamadığı için de, “uluslararası hukuk”a aykırılık çığlıkları “hoş seda”dan öte anlam kazanmıyor.
Oyunun biraz farklısı Gürcistan olayında yaşandı: Gürcistan, kendi toprak bütünlüğü içinde yer alan Güney Osetya’yı hizaya getirmek için güç kullanınca, Rusya’da Gürcistan’a girdi. BM Güvenlik Konseyi karar alamadığı için, Rusya’nın yaptığının “uluslararası hukuk”a aykırılığı çığlıkları da “hoş seda”dan öteye geçmiyor.
Amerika gibi, ne hukuken, ne de silâhla kendisini durduracak güç olmayınca, Rusya, Güney Osetya ile Abhazya’nın bağımsızlığını tanıyarak, “uluslararası hukuk”un ne olduğunu, yani zaten “çıplak olan kıralın daha da çıplak olduğunu” bir kez daha gösterdi.
Bu saptamalar, uluslararası hukuk konusunda, kabul edilse de edilmese de bir gerçeği, ABD ile Rusya’nın fiiliyatta münhasıran yetkili/üç sahbi olduğunu açık açık göseriyor.
“Dayı”ya Dayalı Bağımsızlık
ABD donanmasının Karadeniz’e çıkmasının, kınamaların, tehditlerin, gözdağı vermelerin sonucu değiştireceğini sanmıyorum.
Bunalım, sıcak savaşa kadar gider mi? Onu da sanmam.
Olan oldu. Soğuk savaş geri geldi.
Bu arada, dünya düzeni, yeni bir olgu ile birlikte yürüyecek.
Nedir bu olgu?
Kosova’nın bağımsızlığı ortaya çıktığında, Putin ilk sinyalleri vermişti: “KKTC aslında bunca yıldır bağımsız” demişti, “batı, KKTC’ye karşı çifte standart uyguluyor.”
Bu sözler bir gerçeğin ifadesi ve itirafı idi.
Şimdi Aşağı Osetya ve Abhazya sorunu ortaya çıkınca, Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Vladimir Ivanovsky’nin söyledikleri, Putin’in daha önce söylediklerini tamamlamış oldu. Güney Osetya ve Abhazya’nın kaderini KKTC ve Kosova’ya benzeten Ivanovsky, “bu halkların kaderi aynı görünüyor, herkes tarafından tanınmayacaklar” diye bir açıklama yaptı.
Pek yankı bulmayan, haberlerin satır aralarında verilen Rus Büyükelçi’nin sözleri, bir dünya gerçeğinin saptanmasından başka bir şey değil: Artık dünyada, genel bir tanıma olmasa da, BM’ye üyeliği gerçekleşmese de; varlığını sürdürecek bazı devletler olacak. Bugün KKTC, Kosova, Güney Osetya, Abhazya bu durumda görünüyor. Yarın buna başkaları da eklenebilir.
Bunun anlamı, BM tarafından üyeliğe alınmasa da, bazı devletlerin bağımsızlıklarının “sürdürülebilir” olabileceğidir.
Başka bir deyişle, Kosova’ya ABD, Güney Osetya ve Abhazya’ya Rusya, KKTC’ye Türkiye’nin desteği sürdükçe, bu devletlerin sürdürülebilirlilik konusunda sıkıntı çekmeyecekleri söylenebilir.
Kaldı ki, dünya koşulları bir anda öyle bir değişebiliyor ki!
Sonuç Olarak
Başta da yazdım:
Son gelişmelerin bizim için iyi tarafı Kosova örneğindeki tavrın takınılmaması ve o yönde açıklamalar yapılmamasıdır.
Cumhurbaşkanı Sayın Mehmet Ali Talat, basına yansıdığı kadarıyla, Güney Osetya ve Abhazya için, “Kıbrıslı Türkler olarak biz de benzer olaylar yaşadık. Bize yardım elini uzatan Türkiye oldu. Kıbrıslı Türkler, kendilerine saldıran Kıbrıslı Rumlar’ın boyunduruğu altında yaşamama kararlılığını birçok defa ortaya koydular. Bundan sonra da öyle olacağını her an deklare ediyorlar. Biz Güney Osetya ve Abhazya halkını çok iyi anlıyoruz ve saygı duyuyoruz,” biçimindeki sözlerini Kosova örneğinde takınılan yanlış tavrın değiştirildiğinin kanıtı olarak değerlendirmek gerekir.
Yine basın haberlerine göre, TC ve KKTC Cumhurbaşkanları, Kıbrıs sorununa çözüm arayışlarında, Kosova, Güney Osetya ile Abhazya örneklerinin “koz” olarak kullanılmasını kararlaştırdılar.
Olayın dünyaya, dünya barışına yaptığı ters etki ve soğuk savaşın geri gelmesi yönleri bir yana; Kosova’dan sonra, Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlıkları, bizim için yeni fırsatlar yaratacak gibi görülüyor.
Yeter ki bu fırsatlardan yararlanmasını bilelim.
|