Bugün tek konu yazmamaya karar verdim. Kafama yığışan, fırsat bulunca yazmayı düşündüğüm çok sayıda konu var.
Bazılarını bugün kısa kısa yazıyorum. Fırsat olursa ileride, konuları açıp daha geniş de yazarım.
Ülkemizde Güzel İşler De Var
Önce güzel bir konuyu aktarayım:
Geçenlerde Lefkoşa’da, kardeşimin işyerinde idim. İşyeri Yenişehir bölgesinde, Sivil Savunma’ya yakın!
Telaşla yaşlı bir adam girdi içeri: “Falan teyze fenalaşıp bayıldı, ayılmıyor. Acele bir ambulans iste” diye rica etti.
İşyerinin hemen karşısında, tek başına yaşayan yaşlı bir bayandan söz ediyordu.
Kardeşim derhal “alo ambulans”ı aradı. Durumu anlattı, adresi verdi.
Ne olacak diye merak edip saatime baktım ve dışarı çıktım. Karşı evde telaşlı giriş ve çıkışlar vardı.
Tam yedi dakika sonra ambulans, verilen adresteki kapının önünde durdu.
Tam onbeşinci dakikada ise, her şey hazırlanmış, hasta yerleştirilmiş ve ambulans hareket etmişti.
Sevindim ve mutlu oldum. Ülkemizde böylesi güzel şeyler de oluyor demek.
İlgili herkesi kutlarım.
(Bu arada yaşlı bayanın birkaç gün hastanede tutulduktan sonra evine gönderildiğini de söyleyeyim.)
Geciken Adalet, Adalet Değil
Birkaç gün önce Adli yılın açılış töreni yapıldı ve alışıldığı gibi “Geciken adalet, adalet değil” yakınması bir kez daha dile getirildi. (Buna geleneksel yakınma da demek mümkün!)
Bu yakınma, çok uzun yıllardır her vesile ile çok değişik kişilerce dile getiriliyor.
Düşünen, toplum sorunlarına duyarlı bir kişi olmaktan duyduğum rahatsızlığın yanında, geciken adaletin mağdurlarından da biriyim. Bu bakımdan acısını yaşayanları anlarım.
Anlayamadığım, siyaset kurumunun bu denli duyarsızlığı, anlayışsızlığı!
Düşünüyorum da bu duyarsızlığa/anlayışsızlığa/umursuzluğa hak verecek bir neden/gerekçe göremiyorum.
Bir yıl sonraki adlî yıl açılışında aynı sözleri duyacağımız kesin! (Yukarıda, “geleneksel yakınma” esprisini yaparken bunu anlatmaya çalışmıştım.)
Yazık! Çok yazık!
Bürokrasi Mi, Yurttaşı Takmamak Mı?
Bu ülkede iyi bilinen bir kişiyim. Her makama, her kişiye rahatça ulaşabilirim. Bana kapalı kapı yok gibidir.
Buna karşın, bürokrasiye işim düşmesini asla ve asla istemem.
Ne zaman bürokrasiye işim düşse, “fitil” olurum. Fitil olurum, çünkü bürokrasi, anamdan emdiğim sütü fitil fitil burnumdan getirir.
İnanılmaz yavaş, hantal, iş üretmeyen, bıktırıcı, can bezdirici, yurttaşa saygısız bir bürokrasi doğdu ülkede!
Yaşadığım bir örnek vardır. Bu sütunlarda özel sorunumu ön plana çıkarır duruma düşmek istemediğim için sorunu yazmayacağım.
Şunu söyleyebilirim: Sonucun alınması için gerekli tüm ön işlemleri tamamlayarak, 6 Ağustos 2006’da, İçişleri’ne bağlı ilgili birime başvuru yaptım.
İki yıl, bir buçuk ay geçti aradan.
Çok kez gidip geldim. Yetkililerle görüştüm.
Olmuyor, olmuyor be kardeşim!
Hiçbir sorunu olmayan, tüm ön işlemleri yapılmış bir başvuru, iki yıldan çok zamanda sonuçlandırılmazsa ve tüm başvurularınız karşısında, anlayışsız/duyarsız/umarsız bir bürokrasi varsa, ne yapasınız?
Cumhurbaşkanı marazi toplum oluşumuzdan söz eder durur.
Toplumdaki olumsuzluklar dizboyu!
Buna, bürokrasinin “summak dayı”lığı ile yoplumda çok yaygınlaşan rüşvet söylentilerini de ekleyin!
Marazi olmamak mümkün mü?
Şu da var: Heryerde, her kapıda saygı ve kabul gören bir kişi olarak, sözün gelişi, gerektiğinde en yetkililere ulaşmak anlamında “elim uzun”dur.
Yine de işim yürümüyor.
Ya gariban yurttaş ne yapar?
Düşüncesi bile insanı hasta/marazi etmeye yetmez mi?
Saçma Diyen Terbiyesize Bakın
Rum Dışişleri Bakanı, “garantilerin devamını istemek saçmalıktır” diye buyurmuş.
Yapılan tüm kamuoyu yoklamalarında, Kıbrıs Türk Halkı’nın ezici çoğunluğunun hassas olup vazgeçilmez saydığı bir konudur, “garantiler” konusu!
Meclis’teki üm siyasal partilerin politikaları bu yöndedir.
UKÜ’nün öncülük ettiğim “Ortak Akıl Forumu”nda garantiler öncelikli istem olarak belirlendi.
Rum Dışişleri Bakanı böyle bir konuya saçma diyor.
En hafif deyimiyle Kıbrıs Türk Halkı’na, onun duygularına yapılan bir saygısızlık değil mi bu?
Bir halka toptan öyle bir saygısızlık yapan kimse için, daha ağır konuşmaya, ağzımızı bozmaya değmez.