|
Ulusalararası Kıbrıs Üniversitesi adına Tamer Garip’in koordinatörlüğünde 23, 24 Ağustos ve 6 Eylül 2008 tarihlerinde gerçekleştirilen “Ortak Akıl Forumu,” şimdiye kadar siyaset kurumunun yapamadığını yaparak, zıt düşüncelerdeki kişilerin biraraya gelip uzlaşmaya varabileceklerini kanıtlamıştır.
Elbette ki varılan uzlaşmalar da önemlidir ama daha da önemlisi, karşılıklı saygıya dayalı tartışma ve uzlaşma kültürünü kolayca kabullenecek toplumsal bilinçtir.
Kendimden birşey katmadan, bu forumdan çıkan sonuçları sizinle paylaşmak istiyorum. Forum yöneticisi Sayın Tınaz Titiz’in özeti şöyle:
“Yönetici Özeti “Birbiri peşisıra gerçekleştirilen iki ortak akıl çalışmasının başlıca iki amacı şunlardı:
“1. Kıbrıs Türkü’nün yaklaşık yarım asırdır bağımsızlık yolunda vermekte olduğu mücadele boyunca, kısmen sürecin doğal sonucu, kısmen de çeşitli iç ve dış etmenler nedeniyle oluşmuş kolektif akıl dağılmasını tersine çevirmek,
“2. 11 Eylül 2008 tarihinde, iki kesim arasında başlaması planlanan kapsamlı müzakereler sırasında, Kıbrıs Türk’ünün, güvenli ve müreffeh bir gelecek doğrultusunda, tüm birey ve kurumlarının yapıcı katkılarıyla oluşmuş ortak aklının net olarak ortaya konulup, temsilcilerinin ihtiyacı olacak olan “uzlaşılmış irade”yi arkalarına alarak müzakere masasına oturmalarına yardımcı olmak.
“23-24 Ağustos ve 6 Eylül 2008 tarihlerinde, toplumun çeşitli kesimlerinden (paydaşlar) toplam 80 katılımcının iştirak ettiği ve Soru Konferansı yöntemiyle yapılan iki çalışmanın, yukarıdaki iki amaca yönelik ürettiği sonuçlar ileriki bölümde verilmektedir. Bunlar içinde özellikle dikkat edilmesi gereken noktalar şunlardır:
“a. Uzun yıllar boyunca çeşitli kavramlara, farklı ve de çeşitli anlamlar yüklenmiş, bu ise KT’nün ihtiyacı olan iç iletişimi güçleştirdiği gibi, iç kutuplaşmalara da yol açmıştır. “Katılımcılar bu cümleden olarak, “egemenlik”, “siyasi eşitlik”, “çözüm”, “barış” ve “yeni devletin çıkışı” gibi kavramların ortak bir anlayış tabanı oluşturacak şekilde tanımlanmasının gerekli olduğunda uzlaşmışlar ve yine uzlaşı yoluyla bunları tanımlamışlardır. “Kanaatimiz, bu uzlaşının toplumun geri kalanına yaygınlaştırılmasının (iletişim projeleri yoluyla) yararlı olacağıdır.
“b. Kıbrıs Sorunu olarak adlandırılagelen sorun her paydaş tarafından benzer biçimde anlaşılmadığı sürece, kaçınılmaz olarak ortaya atılacak çözümler de birbiriyle uzlaşmaz olacaktır.
“Buna göre, katılımcılar, Kıbrıs Sorunu’nu teşkil eden en önemli istendik / istenmedik öğeleri yine uzlaşıyla tesbit etmişlerdir. Bunlar:
“(1) Güvenli ve korkusuz yaşam,
“(2) Eşit karar ve yetki sahibi olmak,
“(3) Her durumda uluslararası zeminde tarafların eşit statü sahibi olmaları,
“(4) İki tarafın ekonomisi arasındaki kalkınmışlık ve rekabet gücünün dengelenmesi,
“(5) Tarafların arası uzlaşı kültürüne sahip olması,
“(6) Adil bir mülkiyet rejimi,
“(7) İç kurumsal yapının güçlendirilmesi,
“(8) Ortaklığın çalışamaması halinde kurucu devletler uzlaşı oluncaya kadar federal devletin yetki ve görevlerini kendi toprakları üzerinde icra edilebilmesi,
“(9)Bulunacak çözüm sonrasında ortaya çıkacak finansman ihtiyacının uluslararası camia tarafından garanti edilmesi. “Bu istendik öğelerin kısmen veya tamamen mevcut olmayışının, Kıbrıs Sorunu’nu tarif ettiğinde uzlaşma sağlanmıştır. Ayrıca, bunlardan (1), (2), (6) ve (8) numaralı olanlar “kırmızı çizgi” olarak ifade edilmiştir.
“b. Problemin bu şekilde tanımlanmasından sonra katılımcılara, bu sorunun çözümü için ne gibi ipuçları öngördükleri sorulmuş ve çeşitli fikirler dile getirilmiştir. Bunlar, raporun ilgili bölümünde açıklanmaktadır.
“c. Kanımızca, konferansın önemli bulgularından birisi de, bütün konuşulanların içine oturabileceği bir çerçeve demek olan “Kıbrıs Türkü’nün vizyonu” konusundaki önerilerdir. Özellikle, “15 yıl içinde, bir çatışma odağından barış adası’na dönüştürmek” önerisi üzerinde durmak ve bu öneriyi çok geniş bir tabanın zenginleştirmesine açmak doğru olacaktır.”
Sonuç Olarak
Elbette ki bu özeti ve varılan sonuçları bir bütün olarak ele almak gerekmektedir. Ancak, “güvenli ve korkusuz yaşam,” “eşit karar ve yetki sahibi olmak,” “ortaklığın çalışamaması halinde kurucu devletler uzlaşı oluncaya kadar federal devletin yetki ve görevlerini kendi toprakları üzerinde icra edilebilmesi” biçiminde uzlaşılan “kırmızı çizgilerin”çok şey anlattığı ve anket sonuçlarında çıkan halkın eğilimleri ile çakıştığı da açıktır:
“Güvenli ve korkusuz bir yaşam” kırmızı çizgisi için öngörülen “her koşulda Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi”nin güvence altına alınacağı bir modelin uluslararası anlaşmalarla teyit edilmesi;
“Eşit karar ve yetki” kırmızı çizgisi için öngörülen, “a) kurucu devletlerin merkezi hükümete devredecekleri yetkiler dışında kendilerinde kalan yetkileri egemen bir şekilde kullanabilmeleri,
“b) Siyasi eşitliğin her durumda, uluslararası zeminlerde eşit statü sağlayacak şekilde düzenlenmesi,”
“c) Türk kurucu devletini Türklerin, Rum kurucu devletini Rumların; ortak merkezi hükümete devredilmeyip kendilerine bırakılan münhasır egemenlik hakları çerçevesinde yönetmeleri,”
“d) ortak merkezi hükümeti iki tarafın siyasal eşitlik temelinde ve merkezi hükümete bırakılan egemenlik hakları çerçevesinde yönetmeleri,”
“e) federe devletin (merkezi hükümet anlamında kullanılıyor) yasama konularında temsilciler meclisinde nitelikli çoğunluk ve senatoda mutlak eşitlik sağlanması,”
“g) yürütmede konsensus veya nitelikli çoğunluk,”
“h) kendi polis, güvenlik ve adli makamlarinin tam yetkili olacağı bir yapı,”
“ı) ayrı mahkemelerin oluşumu ve her iki tarafın temsil edileceği bağımsız federal mahkemeler” koşulları da iyi irdelenmelidir.
“Ortaklığın çalışamaması halinde kurucu devletler(in), uzlaşı oluncaya kadar federal devletin yetki ve görevlerini kendi toprakları üzerinde icra edilebilmesi,” kırmızı çizgisi ise ek yorum gerektirmeyecek kadar açıktır. Kendimden bir şey katmadan aktardığım sonuçlarla ilgili değerlendirmelerimi konusu oldukça okuyucularımla paylaşacağım.
|