Son birkaç haftanın gelişmeleri, Kıbrıs sorununun nerede durduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Toplumlararası görüşmelerdeki “sululuk”, Hristofyas’ın New York seferi, AKPA’da Talat ile Hristofyas’ın konuşmaları ve AKPA kararı, bilinen ama görmezlikten gelinen birçok gerçeği bir kez daha gözlerimizin içine soktu, beynimize kazındırdı.
Masada Eşit, Ya Dışta
Hristofyas, BM Genel Kurulu için New York’a gitti ve Genel Kurul’da Kıbrıs Cumhurbaşkanı olarak konuştu.
Olağan!
BM üyesi olduğuna ve BM’nin olağan Genel Kurulu’na katıldığına göre olağan!
Ama masada görüşen iki eşit tarafın biri olarak, masadaki görüşme konusunu BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ile “görüşmesine” ne diyelim? Beş daimi üyenin, masada iki eşit taraftan biri ile (ve bu iki eşitten birinin talebiyle) “masadaki görüşme konusu”nu görüşmesinin mantığı ne?
Aynı şeyi AKPA için de söyleyebiliriz.
AKPA, tanıdığı bir ülkenin cumhurbaşkanı olarak Hristofyas’ı tek başına davet edebilir, ama masada eşit olan iki tarafı, o görüşme dolayısıyla ve (sözde) o görüşmeyi teşvik/destek için, eşit olmayan statüde (birini cumhurbaşkanı, diğerini toplum lideri olarak) çağırırsa, bunu anlayışla karşılamamız olanak dışıdır.
Hadi AKPA “mastürbasyon” yeridir diyelim. Ya Kıbrıs’ta çözüm parametrelerini saptayan BM’ye ne diyelim?
Bir de anlayamadığımız ve yadırgadığımız husus, bu iki “açıktan taraf tutma” olayına karşın, ne bizden, ne de Türkiye’den “tıs” çıkmaması; üç maymunların oynanmasıdır.
Oysa, görüşme sürecinde, iki tarafın kesin eşitliği konusunda tavır koyma diye bir politika var(dı).
Neler oluyor Allah aşkına?
İyi Çocuk Rolü Oynamakla Olmuyor İşte
Sonda söyleyeceğimi peşinen söyleyeyim: Sayın Talat da, diğer KKTC ve TC yetkilileri de, “biz referandumda evet dediydik, Rumlar demedi” söylemini terk etsinler artık!
Terk etsinler, çünkü bu söylem artık işe yaramıyor. Yaramadığı bir yana, güçsüzlük/zafiyet olarak algılanıyor.
Üstelik, artık, bizim de yardımımızla imajını düzeltip barış güvercini olarak algılanmaya başlayan bir Hristofyas var karşımızda!
O kadar ki, bu imaj değişikliği Hristofyas’ı saldırganlaştırdıkça saldırganlaştırıyor.
Ve “barış güvercini” Hristofyas, saldırılarını yoğunlaştırdıkça, AKPA kararı örneğinde olduğu gibi (Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi 2004’ün bile gerisinde) desteklerle ödüllendiriliyor.
Bütün bunlar, diplomaside “iyi çocuk” rolünün işe yaramadığını bir kez daha kanıtladı.
Dönen dolaplar; “acımasızlık”, “güç”, “çıkar” üçgeni gerçeğindeki diplomasi (uluslararası camia da diyebilirsiniz), “iyi çocuk” rolünü oynayanları hoşgörmüyor, eziyor.
Cumhurbaşkanı’nın AKPA konuşması, hem izleyenlerin sayıca çok az olması, hem de Talat’ın çağrılarına zerre kadar kulak asılmayışı bakımından değerlendirildiğinde, uluslararası camianın/uluslararası ilişkilerin gerçek yüzünü bir kez daha gözler önüne serdi.
Tabii anlayabilene!
Anlayana Sivrisinek Saz
Anlamayana Davul Zurna Az
Hristofyas’ın söylemi, bir şeylerin habercisi! Hem de paldır küldür gelen bir şeylerin habercisi!
Bakın, Rum tarafının en ılımlı gazetesi olan Politis, Hristofyas’ın New York seferi için yaptığı değerlendirmede ne diyor:
“Bir B planı yoktur, orta vadeli hedef; Türkiye’nin uluslararası camia tarafından uzlaşmaz kabul edilmesi ve suçlanmasıdır.”
Bunun için tek bir soru sormak yeter: Çözüm isteyenin böyle bir hedefi olabilir mi?
Son Birkaç Söz
Her şey açıkça gösteriyor ki Hristofyas; 1963’te Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın siyasi eşitliğimizi sağlayan 13 maddesini değiştirerek varılmak istenen ve bizim reddettiğimiz; savaşla/zorla da bize kabul ettirilemeyen duruştan bir adım ileride değil!
Federasyon adı altında, zaman içinde üniter devlete dönüşecek federasyonumsu bir Kıbrıs Cumhuriyeti isterken, Makarios’un 1963’teki duruşundan farkı yok!
İnsan sormaz mı: Savaşlar, kan gölleri, göçler, insanlık dramları bir hiç için mi yaşandı? Ölen, kaybolan, yaralanan, göçeden, malını-mülkünü yitiren onbinlerin günahı neydi o zaman?
Bana göre Hristofyas, bizim için gelip geçen tüm Rum liderleri içinde en bağnazı ve en tehlikelisidir!
Bunu bir anlayabilsek!