Ama şurası iyi bilinsin ki son beş yıl içinde pek çok değişimi zorlayan hatta sağlayan güç birliği esas güçtür.
Gün gele herkes görecek ki meydanları tıka basa dolduranlar, köy köy, mahalle mahalle barış ateşini yakanlar yine aynı saflarda buluşmak zorunda olacaklar.
Bu nedenle kamu oyu önünde insanların bir birlerini kırmasına, dökmesine hiç gerek yok.
Bu defalık iki ayrı bir Mayıs kutlama varmış kaderde... Bunu da yaşadık... Sindirilmese de bu da bir deneyim oldu...
Dün Lefkoşa’da üç 1 Mayıs kutlaması vardı...
Biri Güney Lefkoşa’da ikisi Kuzey Lefkoşa’da...
1 Mayıs, “Birlik, Mücadele ve Dayanışma”, günüdür...
CTP ile referandum ve değişim sürecinde kader birliği yapılan örgütler arasındaki gerilim bir yerden kopacaktı... Dün o kopmanın teşhir günü oldu...
1 Mayıs’a katılmak pek çok insan gibi benim için de anlamlıdır. Bacağımdaki ağrıya rağmen dün de 1 Mayıs’a katıldım...
DEV-İŞ’ten arkadaşların davetiyle benim için gelenekselleşen bir başka buluşma 1 Mayıs günü DEV-İŞ üyesi, 1 Mayıs’ta görevlilerle öğle yemeğinde buluşmaktır.
Buluşur, konuşuruz...
Yemek bahane, sohbet benim için gerçekten şahane...
* * *
Sanırım aksini kimse söylemez.
Kuzey Kıbrıs’ta 1 Mayıs’ın kutlama şemsiyesi DEV-İŞ’tir.
1970’li yılların ikini yarısında 1 Mayıs kutlamaya başladığımız zaman ben KTÖS veya Halk-Der saflarında yürürdüm... DEV-İŞ’in organizasyon sorumluluğunu, kurallarda söz hakkı ayrıcalığının kabulde zorlanıldığı günler olmadı mı? Bana göre oldu. Ama sonunda siyasi anlamda en bıçkın duruşta olanlar da DEV-İŞ’in 1 Mayıs ev sahipliğine saygının doğru olduğunu kabul etti genelde.
DEV-İŞ Genel Başkanı Mehmet Seyis ve arkadaşları 1 Mayıs bölünmüşlüğünden üzgün.
Bölünmüşlüğün İlk ve son olmasını içtenlikle arzu ediyorlar.
Seyis, “Yarından tezi yok, bu ayrılığın tedavisi için gerekeni yapmamız gerek” dedi.
Espri ile karışık, “DEV-İŞ, bu olayda ara değneği yedi” dedim herkes güldü.
CTP yönetimi, ile defterleri yırtanlar, tepkilerini koyarken DEV-İŞ’i de tepki alanları içine aldılar.
Ateşin üstüne bir lenger benzin de ben dökmek istemem...
Tarafsız kalmayı, ahlaksızlık sayanlardanım... Ama bu olayda kutuplaşan taraflardan birini ya da herkesi bir biçimde yargılayıp kendi sınırlarım içinde mahkum etmeyi toplumsal yarar açısından zararlı buluyorum.
Neden zararlı buluyorum?
Anlatayım.
Kıbrıs sorunu çözüm bakımından yeni bir sürece girdi. Kıbrıs sorunundan öte Kuzey Kıbrıs’ta, Kıbrıs Türk Toplumunda, KKTC’de hangisini öne çıkarmak isterseniz çıkarın demokrasinin kurumlaşması bakımında daha çok gidilecek yol var.
Bazıları yeni ittifaklarla mesafe alabileceğini düşünebilir. Bunu toplumsal açıdan yararlı da görebilirler... Denemek istiyorlar belki...
Hiç önemli değil demem... Mutlaka önemlidir. Ama şurası iyi bilinsin ki son beş yıl içinde pek çok değişimi zorlayan hatta sağlayan güç birliği esas güçtür.
Gün gele herkes görecek ki meydanları tıka basa dolduranlar, köy köy, mahalle mahalle barış ateşini yakanlar yine aynı saflarda buluşmak zorunda olacaklar.
Bu nedenle kamu oyu önünde insanların bir birlerini kırmasına, dökmesine hiç gerek yok.
Bu defalık iki ayrı bir Mayıs kutlama varmış kaderde... Bunu da yaşadık... Sindirilmese de bu da bir deneyim oldu...
* * *
Dün sabah KIBRIS TV’de Taylan Kav arkadaşımın stüdyo konuğuydum... Kimse öfke saçmadan tatlı tatlı konuştuk.
CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer’in, “1 Mayıs’ı bölmek isteyenler, TKP ve Ticaret Odası’nı da BMBP’ye almak istemiyordu. Sürgünde bir hükümet kurulması, sürgünde bir parlamento oluşturulması gibi saçma sapan fikirlerle ortalığı bulandırmaya çalışıyorlardı” sözlerini eleştirdim.
Yoğun ve arkası kesilmeyen, düzeyi tartışılır saldırılar Soyer’i bunaltıp bu sözleri söylemesine neden olabilir. Soyer, en büyük partinin genel başkanı, hükümetin de başbakanıdır... Tepkisi her koşul altında eski dostları, yoldaşlarıyla köprüleri atıcı özellikte olmamalıdır. Onlar eleştirecek Soyer, olgunlukla karşılayıp, yanıtlarını da o olgunluk sınırları içinde verecek.
Öfkeyle kalkıldığı sürece mutlaka bunun zara bedeli oluşur... Ve o zarar kişileri aşıp toplumun uğradığı bir zarar olur. Kişisel rahatsızlıklarımıza yenik düşüp toplumsal zarar yaratmayalım...
Günün sözü:
Görev, yaşanılan zamanın bizlerden istediğidir