Amerikalı Dr. Larrabee, ağırlıkla Kıbrıs\'ı konuşmak için kürsüdeydi ama konuşmasında Kıbrıs\'a özellikle Kuzey Kıbrıs\'a hiç doğrudan gelemedi.Tıpkı mektuplarımızın Mersin10 kodu ile adresimize geldiği gibi.
İSTANBUL- İstanbul\'da kapalı bir sabaha günaydın dedik dün sabah. Otel odasının perdesini araladım, bizim \"Londra havası\" diye tanımladığımız hava.
İstanbul\'un \"kurdu\" çok... Kurtlar, sisli havayı severse bahara merhaba derken bile hava tam onlara göre.
Geçen yıl Atina\'daki benzer sempozyum Atina\'nın merkezinde bir otelin en üst katındaydı.
Toplantı salonunun geniş cephelerinden biri boydan boya cam ve karşıda ünlü Akropolis... Konuşulanlara konsantrasyonda zorluk çekmiştim.
Bu kez İstanbul\'da otelin zemin katından bir kat aşağıda, donanımı yeterli bir konferans salonunda hem konuşulanları dinliyor hem konuşuyoruz.
Dikkati bölecek hiç bir şey yok.
Dikkatlerimiz tümüyle konuya odaklı.
Kendimizi bildik bileli Kıbrıs\'ı konuşuyoruz. Ama zaman zaman usandık, bıktık desek de anlaşılan o ki kalıcı barış ve çözüm gelene kadar soluk alıp düşünmeye, konuşmaya devam edeceğiz.
***
Dün sabah ilk konuşmacı, sempozyumun tek ABD\'li konuşmacısı olan Dr. Stephen Larrabee\'ydi.
Larrabee, ABD\'deki RAND Kurumu\'nun Avrupa Güvenliğinden sorumlu biriminin başkanı.
Konuşması ve ardından tartışma bölümü vardı.
Amerikalı Dr. Larrabee, ağırlıkla Kıbrıs\'ı konuşmak için kürsüdeydi ama konuşmasında Kıbrıs\'a özellikle Kuzey Kıbrıs\'a hiç doğrudan gelemedi.
Tıpkı mektuplarımızın Mersin10- Turkey kodu ile adresimize geldiği gibi.
Söz alıp ABD\'nin Kıbrıs\'a ilgisinin hep Türkiye merkezli olduğunu anımsatıp ekledim, \"1960\'larda ABD, Kıbrıs\'a NATO üyesi Türkiye ve Yunanistan arasında gerginlik, çatışma yaratmaması için ilgi duydu. Günümüze gelindiği zaman bu kez ABD, Kıbrıs\'a ilgisini Türkiye - AB ilişikilerinde sorun yaratmaması için sürdürdü.\"
Larrabee, yaklaşımımla kendi söylediklerinin örtüştüğünü söyledi.
***
\"Bize neden adam muamelesi yapmıyorsunuz?\" diye sormadım ama söylenilenleri dinlerken herkes gibi ben de fark ettim ki, Kıbrıs sorununun anahtarı Ankara\'da görülüyor.
AKP, kapatma davasıyla uğraşmaya öncelik vereceğine göre Kıbrıs sorununun çözüm çabalarının bundan olumsuz etkileneceği de açık bir şekilde ortaya kondu.
Türkiye -AB ilişkileri kötü giderse Türkiye\'nin Kıbrıs\'ta ilerlemeye katkı koyma eğiliminde azalma olacağı söylendi. Doğru bir saptama yapıldı. Türkiye\'de AKP\'nin kapatılmasına yönelik davanın seyri Türkiye\'nin sadece AB ile değil batı ile ilişkilerini olumsuz etkileyebilir. O zamanda Kıbrıs sorunu, Türkiye\'nin iç sorunundan dolaylı değil, doğrudan etkilenmiş olacak.
***
Larrabee, Ankara\'nın sivil ve askeri penceresinin farkının altını da çizip ekledi, \"Kıbrıs askerler için stretejik bir konudur. Askerler Kıbrıs\'ı Kıbrıslı Türklerle bağlantılı algılamıyor\" dedi.
Aslında bu yaklaşımı salt askerlerle sınırlı tutamayız. Rahmetli Ecevit de, \"Kıbrıs\'ta bir tek Kıbrıslı Türk olmasa da Kıbrıs bizler için önemlidir\" içerikli bir ifade de bulunmadı mı?
İşte bu ve benzeri yaklaşımlar adadaki Kıbrıslı Türkleri ve KKTC dahil sahip oldukları tüm değerleri dıştan hafife alınmasına neden oluyor, \"sahte ya da sözde\" isimlendirmelerine davetiye çıkarıyor.
***
Kıbrıs sorununa gazetecilerin katkısı konuşuluyor. Sempozyumu düzenleyenler Kıbrıs\'ta yeni dönemde basında yeni söylemi de konuşturmak istedi.
Kıbrıs Türk tarafından Sami Özuslu, Rum tarafından Yiannakis Kareklas sunuş yaptı.
Özuslu\'nun sunuşu espri ile harmanlanmış bir içeriğe sahipti. \"Afrodit\'in adasında sevişen kelimeler\" başlığının altına düşüncelerini yerleştirdi.
Özuslu önce şunları söyledi:
\"SEVİŞEN KELİMELER fikri, Arap ve Amerikalı gazetecilerin \"Kapışan Kelimeler\"inden geliyor. Aslında onlar da \"sevişen kelimeler\" arıyorlardı konferans boyunca, ancak bula bula \"kapışan\"ları bulabildiler.
Peki, biz Kıbrıslı medya mensupları bulabilir miyiz acaba SEVİŞEN KELİMELER\'i?
Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum medyasında kelimeler üzerinden 50 yılı aşkın bir süredir devam eden \"kapışma\"ya bir son verebilir miyiz?
Kıbrıs adasında aranan, ancak bir türlü bulunamayan \"iki toplumlu, iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı, karşılıklı kabul edilebilir ve sürdürülebilir\" bir uzlaşıya ulaşabilmek için biz basın mensupları olarak \"kapışma\"ya devam mı edeceğiz kalemlerimiz vasıtasıyla, yoksa \"sevişme\" moduna mı geçeceğiz?\"
... Ve ardından benim de altına imzamı atacağım şu görüşleri seslendirdi:
\"Kebap-meze-konyak kültüründe gayet uyumlu görünen Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar, söz Kıbrıs meselesine gelince aynı lisanı konuşamıyor. Tartışmalar farklı anlamların yüklendiği kavramların girdabında incir ipi gibi uzayıp gidiyor, ama bir sonuca ulaşılamıyor.
Kültürün oluşumunda ve taşınmasında olduğu kadar toplumsal ve toplumlar arası diyaloğun doğru zeminde oluşabilmesinde de başat rol oynayan \"dil\" ve \"söylem\"in Kıbrıs\'taki önemini iyi anlamak gerekiyor.\"
***
Özuslu\'nun yaklaşımına tepki koyanlar oldu... Her türlü görüşe saygım sonsuz... Sözü fazla uzatmaya gerek yok... Bir sesleniş karşı tarafı rahatsız ediyorsa rahatsız edici kelime ve tanımlamaları kullanmamak gerek. Rahatsız etmeyen, \"sevişen kelimeler\" barışı ertelemez, gerçekleri örtmez... Daha sağlıklı bir buluşmaya ve ortak nokta bulmaya katkı koyar...
Günün sözü:
Konuşma, insanların en önemli anlaşma aracıdır