Pek çok kişi, işadamı ve şirket batma sınırlarındadır. Pek çoğu ipotek, teminat, kefil limitlerini tüketmiştir. Bu konumda olanlara, adı her ne olursa olsun yeni mali kaynak yaratmak büyük risktir. Risk büyüdüğü oranda her türlü yasal sınır aşılmaktadır.
Bu durumda olanlar önce bankalarda, ardından kredi şirketlerinde sorunlarına çare aramakta ve en sonunda kayıt dışı tefecilerin eline düşmektedir.
KIBRIS Gazetesi dün “TEFECİ KABUSU” başlığı ile önemli bir konuyu sür manşetten okurlara taşıdı.
Haberi iskeleti Gazimağusa Kaza Mahkemesi'nde duruşması yapılan bir karşılıksız çek davasında, Yargıç Bertan Özerdağ'ın tefecilikle ilgili söyledikleri.
Yargıçlar önlerine gelen dava konuları nedeniyle ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumu en iyi bilenlerdir.
Ancak saptama ve çıkış yolu konusunda evrensel deneyimler ışığında uzmanların çare üretmesi gerekir.
Çok değil, on yedi gün evvel bu köşede aynı konuya dikkat çekmeye çalıştım.
14 Ağustos'ta “Bankacılık ekonominin omurgasıdır” başlığını atıp finans dünyasına dokundum. İşte o yazımdan bazı bölümler:
“...Bankacılık dünyamızda ki Türkiye kökenli bankalar arasında bankacılık yapmayan bankaların varlığını da biliyoruz.
Buna karşılık bankacılıkta yaşanan sıkıntıların aşılmasında ekonomik anlamda çok ciddi misyon yerine getiren finans şirketleri var.
Kuzey Kıbrıs'ta otoritenin zafiyetinden yararlanan bazı bankalar tefecilik yaparken yerli yatırımcılara ait ciddi finans şirketleri bankacılık misyon ve sorumluluğu ile pek çok banka ile yarışacak faiz maliyetleri ve asgari bürokrasiyle yurttaş ve işadamlarının yanında durmaktadır.
Hükümet kulak duymacılıkla değil, uzman kadrolarıyla konuyu tüm boyutlarıyla ele almak zorundadır.
* * *
Yazıma noktayı koymadan çek konusuna da dokunmak isterim.
Çeke duyulan güveni zedelememenin yolları bulunmalıdır.
Karşılıksız çeklerle ilgili yargı sisteminde oluşturulacak ticari mahkemelerle çok hızlı çözümlere ulaşılabilir.
Bankalar çek defteri verirken daha fazla özen göstermeli. Çek hak edenin elinde olduktan sonra sorun yok. Bankaların her çek yaprağındaki sorumluluğu artırılsın, o zaman çok daha dikkatli çek defteri verildiğini göreceğiz.
Dünyadaki uygulamaları örnek alırsak neredeyse sıfır sıkıntı payı ile çek sistemi devam edebilir.
Ekonomide kriz dönemleri sisteme kötü niyetli saldırıları gündeme getirir. Dikkatli olmak gerek.”
* * *
Son cümlede ne dedim?: “Ekonomide kriz dönemleri sisteme kötü niyetli saldırıları gündeme getirir. Dikkatli olmak gerek.”
Her zor dönemde bunlar hep yaşanır.
Denize düşen can simidine sarılmalı, yılana değil... Bütün mesele yılanları tanımak.
Bertan Özerdağ, bakın ne diyor: “... KKTC de devlete hesap vermeyen, uyguladıkları faiz oranları ile büyük-küçük birçok işletmenin mahvolmasına neden olan, ekonominin dengelerini bozan, kayıt dışı ekonomiyi hortlatan, kazançları ile oranlanmayacak kadar az vergi ödeyen bir zümre var ki bunlar kendilerini tefeci olarak tanımlamaktadır. Toplum ve ekonomi bu zümrenin uygulamalarından rahatsız ve tedirgindir."
Kuzey Kıbrıs'ta bankaların da kredi şirketlerinin de sayısı bellidir. Belli olmayan ve takip edilemeyen, sayıları iki yüzün üzerinde olduğu iddia edilen ve kurumsal bir kimlik taşımayan tefecilerdir.
Genelleme yaparak bir yere varılmaz.
Bankalar, yasalarına göre çalışma gösterir. O çerçevede denetlenmeleri olasıdır.
21/1992 sayılı Banka ve Sigorta İşlemleri Vergisi Yasası'nın tanımlar bölümünde Kredi şirketleri de şöyle tarif edilir:: “ Kredi Şirketi”, Belli bir para miktarının kullanılmasını belli bir süre ile diğer bir kişi lehine bırakmayı meslek haline getirmiş gerçek veya tüzel kişileri anlatır ve “Yatırım Şirketi” adı veya başka bir statü altında faaliyet gösteren kuruluşları da kapsar...”
* * *
Pek çok kişi, işadamı ve şirket batma sınırlarındadır. Pek çoğu ipotek, teminat, kefil limitlerini tüketmiştir. Bu konumda olanlara, adı her ne olursa olsun yeni mali kaynak yaratmak büyük risktir. Risk büyüdüğü oranda her türlü yasal sınır aşılmaktadır.
Bu durumda olanlar önce bankalarda, ardından kredi şirketlerinde sorunlarına çare aramakta ve en sonunda kayıt dışı tefecilerin eline düşmektedir.
Haaa şunu da bir kez daha belirteyim... Tabelasında banka yazan ama bankacılık yapmayıp acımasızca tefecilik yapanları da unutmayalım. Yasal kimliğine ve hizmet sorumluluk ve disiplinine rağmen acımasızca davrananlara karşı devlet gerekeni yapmalı.
Tabii bankalar da kimlerin eline çek defteri vereceğine sorumluluk üstlenerek karar vermeli. Çek defterini veren, o defterin yapraklarıyla yaşanacak sorunlarda da ortak olacağını bilmeli.
Acı ama gerçek... Bir... Çek kullanımı engellenemez... İki... İleri tarihli çekleri iskontoyla nakite çevirme işlemi de durdurulamaz. Durdurulursa ne olabileceğini birkaç işadamına sordum. Yanıtları şu oldu: “Hayat durur.” Benim işim değil, ama söyleyenler böyle diyor.
Durum ciddidir. Ancak hastalığın kaynağını doğru tespit etmezsek, tedavi uygulanamaz ya da yanlış tedavi uygulanır.
Günün sözü:
Çare üretilmeyen dert, başka dertlerin kaynağı olur