Bizler ellerimizi arkamıza koyup yumduk, bir elimizde ölüm, öbüründe ise yaşama şansı var. Kalbimiz umut, sevgi ve şevkat dolu. Beynimiz geleceği düşünmemeye odaklanmış. Yavrularımıza sarıldık yürüyoruz. Hangi avuçtan kime ne çıkacağını Allah bilir.
“Ateş düştüğü yeri yakar” diye herkesin hem duyguduğu hem de kullandığı bir söz var.
Bilinip, yaygın olarak kullanılması varolanın yansıması olarak gerçeği ifade eder ama doğru olanı ifade etmez.
Gerçektir, ateş öncelikle düştüğü yeri yakar. Ancak sosyal yaşamın kalitesi dayanışmayla orantılı olduğu oranda yüksektir.
Bir başka söz daha var... “Acılar paylaşıldıkça azalır, mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır.” Ateşin acısı da paylaşıldığı oranda azalır. Dahası hep beraber uyumlu hamle yaparsak yakmasını da önleyebiliriz.
* * *
Bu köşede yazdıklarımı, ekranlardan söylediklerimi izleme izleme fırsatı bulanlar, toplumsal dayanışmaya verdiğim önemin farkındadırlar. Uzun süredir “Nerede bu devlet?” demiyorum. Devletin olanakları olsa bile toplumsal dayanışmayla sorun çözmenin yararına içtenlikle inanırım. Bireylerinin dayanışma yeteneği körelmiş toplumlarda devletin sosyal işlevini yerine getirmesi çok daha zordur. Çünkü birey kendinde unuttuğunu devlette hiç anımsamaz. Anımsar gibi olsa da o alt yapı kendisinde yoksa ısrarını sürdüremez.
* * *
Sağlık konularına duyarlılık lafla ileri taşınamaz. Özellikle sağlıkta, el, gönül birlik ve dayanışmasıyla maddi ve manevi dayanışmayı olabildiğince en yukarılarda tutmamız gerekiyor.
Küçücük ülkemizde kanserin yaygınlığı inkar edilemez durumda. Bu konuda yazıyoruz, konuşuyoruz, duyarlılık göterip sivil toplum hareketi oluşturan arkadaşlarımız da var. Almamız gereken mesafeyi alabiliyor muyuz? Bence alamıyoruz.
Kendi adıma devletin çabalarını, gıda güvenliğinden başlayarak yetersiz buluyorum.
Kanserle doğrudan ilgilenen doktor arkadaşlar tanıdım. Davranışlarını yürekten alkışladım. Biricik yavrumuz Özgün’ün yaşam savaşında Kudret Bey ve Dilek hanımla yakın temas konumum oldu. İkisine de yürekten teşekkür ederim.
“Biz canımızdan can verdik toprağa, başkaları da aynı acıyın yaşamasın” diyoruz. Ama demek yetmiyor. Mutlaka ama mutlaka hem koruyucu hekimlik hem de hastaların daha iyi koşullarda tedavi görmesi için elimizden geleni yapmalıyız.
Daha açık ifadeyle yardımcı olmalıyız.
Ne kadar mı? Gücümüz ne kadarsa...
* * *
Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastahanesi Çocuk Onkoloji Bölümünde tedavi görmekte olan bir grup hastanın yakınlarından bir mektup aldım. Aynen sizlere aktarıyorum. Okuyun ve okuduktan sonra ne yapacağınıza siz karar verin.
“ Sayın Hasan Hastürer,
Herşeyden önce çok yakın geçmişte kaybetmiş olduğumuz Özgün’ümüzden dolayı size ve ailenize onun tüm sevenlerine nezdinizde baş sağlığı dileriz. Hepimizin başı sağolsun.
Köşenizde yüzyılın hastalığı olan kanser ile ilgili yazmış olduklarınızdan cesaret alarak bir grup hasta yakını olarak duygularımızı sizinle paylaşmak istedik. Kalemi alıp duygularımızı kağıda dökmek zor. Hayatta en fazla korkulan kaçınılmaz son ölümdür. Bizler ellerimizi arkamıza koyup yumduk, bir elimizde ölüm, öbüründe ise yaşama şansı var. Kalbimiz umut, sevgi ve şevkat dolu. Beynimiz geleceği düşünmemeye odaklanmış. Yavrularımıza sarıldık yürüyoruz. Hangi avuçtan kime ne çıkacağını Allah bilir.
Yaşadığımız bu zor süreci yeni bir evde “Çocuk Onkoloji Bölümünde” bizlere yardım eden güzel kalplerle atlatmaya çalışıyoruz. Artık biz kocaman bir aileyiz; “ÇOCUK ONKOLOJİ ve KEMAL SARAÇOĞLU VAKFI”
Bizler ve çocuklarımız için, Dr. Dilek ablamız, Dr. Kudret abimiz, Filiz ablamız ve diğer hemşire ablalarımız yanında Kemal Saraçoğlu Vakfı vazgeçilmezdir. Özellikle vakıf koordünatörü Gediz ablaları ve psikolog Selen ablaları onların dünyasında önemli bir yer tutmaktadır. Çocuklarımızın ve bizim bu zor süreci atlatmamızda gerek maddi gerekse manevi katkılarıyla her zaman yanımızda olmaktadırlar.
Sayın Hasan Hastürer sizin aracılığınızla yakın bir zamanda çocuklarımızın daha çağdaş ve sağlıklı bir ortamda tedavi almalarını sağlamak amacıyla bölümümüzün yenilenmesinde başta maddi ve manevi desteklerini her zaman yanımızda hissettiğimiz Kemal Saraçoğlu Vakfı’na, Artı Eğtim Merkezi ve Atlas Dersanelerine, Sn. Naziyet Birman başkanlığındaki Sarayönü Inner Wheel Klübüne, AHED Constr. Ltd., Sn Ferda Sergen’e, Sn. Ahmet Bağzıbağlı’ya, Sn. Cezar Koyuncu’ya, Sn. Hale Onbaşı’ya ve Sn. Hasan Yasakcı’ya ve bu amaç için katkıda bulunan herkese teşekkür ederiz.
Kanseri yaşamadan sorumluluk hissetmek erdemdir. Bu vesile ile yaşama tutunabilmek için ilik nakli olması gereken ve kendine uygun iliği bekleyen çocuk ve bebeklerimizin yaşama ümidi içimizden herhangi birinin elinde olabilir. Halkımızın duyarlı olduğunu biliyor ve ilik naklinin verici açısından çok basit bir işlem olduğunu hatırlatarak herkesi kan vermek üzere Kemal Saraçoğlu Vakfına davet ediyoruz.
Gelin bu yüzyılın hastalığını atlatabilmek için hepimiz el ele verelim.”
Günün sözü:
Ortak yaşamı anlamlı kılan dayanışmadır