Bir an durup düşündüm. Dünya gıda gününde bizim derdimiz nedir? Ya da dünya gıda gününde biz daha fazla neyi konuşacağız?Bu soru cümlesini daha tamamlamadan sorumlu konumda olanların dağarcığında bu konuda söyleyecek ne var diye sordum kendi kendime.
Bugün Dünya Gıda Günü...
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) 16 Ekim'i Dünya Gıda Günü olarak kabul etti. Dünya Gıda Günü'nde Birleşmiş Milletlere üye ülkelerde açlık, gıda üretimi ve tüketimi gibi konuları ele alınır, sağlıklı beslenmenin düzeyi konuluşur...
* * *
Bir an durup düşündüm.
Dünya gıda gününde bizim derdimiz nedir?
Ya da dünya gıda gününde biz daha fazla neyi konuşacağız?
Bu soru cümlesini daha tamamlamadan sorumlu konumda olanların dağarcığında bu konuda söyleyecek ne var diye sordum kendi kendime.
* * *
Kuzey Kıbrıs’ta dünyanın geri kalmış bölgelerinden, Afrika’dan bizlere yansıyan açlık görüntüleri yok.
En genel anlamda baktığımız zaman yok... Az bir çabayla ciddi anlamada sağlıklı beslenme sorunu olan ailelerle, insanlarla yüz yüze geliriz.
Geçtiğimiz günlerde yazdım. Kasap dükkanında, “Beş YTL’lik dana eti, kuyruk yağı bol olsun” diyen aile temsilcisi, çocuk gördüm. Hiç kuşkum yok annesi, babası ya da yetişkin kardeşleri 5 YTL’lik et almaktan utandığı için kasaba çocuğu gönderdi.
Sağlıklı beslenmenin bir diğer adı dengeli beslenmedir. O dengeli beslenme için et, süt, süt ürünleri tüketimi toplumlar açısından gelişmişlik göstergelerindendir.
Gelişmiş toplumlarda, “Et girmeyen eve dert girer” diye bir söz yoktur. Ancak gelişmemiş, ete ulaşıp, mutfağa taşımanın sorun olduğu ülkelerde, toplumlarda, “Et giren eve dert girmez” sözü var.
* * *
Biz küçük bir toplumuz. Küçüklüğümüz nüfus kadar yüz ölçümü bakımından da geçerli. Günlük yaşam akışımız içerisinde farklı gelir gruplarından insanlar çok iç içeyiz. “Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar” bizler için geçerli olabilir.
Türkiye’den geldikleri yörelere göre bizdeki çalışma ve kazanç koşulları daha iyi olduğu için buralarda olan insanlar var.
Çalışma koşulları bir yana, kaldıkları yerler de sağlıklı değil. Ana amaçları para kazanıp Türkiye’deki ailelerin göndermek olduğu için beslenmeye yönelik harcamaları sınırlıdır. Fırsatınız varsa alış veriş yaptıkları marketlerden ya da bakkallardan neler aldıklarına bakınız. Ekmek, soğan, yoğurt ciddi anlamda çoğunluktadır.
Sağlıksız, yetersiz beslenen bu insanlar doğal olarak hastalanma riskine daha yakındır. Hastanelere yolunuzu bir düşünün. Ayırım yapmak dünya görüşüme aykırı ama hastanelerden yararlanmak için sıra bekleyenlerin de çoğunluğu Türkiye kökenlidir. Bu tablonun altında yaşam kalitesi düşüklüğünün ciddi payı olduğundan hiç kuşkum yok.
* * *
Dünya Sağlık Gününde salt yetersiz beslenme odaklı duruşa takılıp kalmam olası değil.
Yetkililerin söyledikleri ne olursa olsun Kuzey Kıbrıs’ta gıda güvenliği bakımından durumumuz vahimdir.
Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Mustafa Akçaba dün yaptığı açıklamada “Gıdalarla ilgili denetimlerin tek elde toplanacağı bir sistem” önerdi... Ne acıdır ki siyasi karar vericiler çok basit hesaplarla gıda güvenliği konusunda ciddi adımların her zaman önünde oldu.
Çeşmelerimizden akan su bırakın içmeyi, ağzımızı çalkalama, duş almaya uygun olmamayı bahçedeki ağaçlar çiçekler için uygunsuz. Şebekeye verilmemesi gerekir... Bunları yazdık, söyledik, en yetkili ağızlar, “Haklısın” dedi, o kadar.
Kanserde patlama sürüyor. Uzmanlar en önemli olumsuz unsurlardan birinin gıda kökenli olduğu görüşünde birleşiyor. Kontrolsüz zirai ilaç kullanımı insanların sebze meyve alımını korkulu hale dönüştürdü. Markette sebze meyve alırken elimin uzanırken, kolumuz geri hareket eder oldu...
İşte bu koşullarda Dünya Gıda Günü’nü yaşıyoruz...
Dünyada milyarlarca insan açlık sınırlarında yaşam savaşı verirken, bizler de paramızla zehir almadan beslenmenin ağır baskısını yaşıyoruz.
Dünya Gıda Gününde tablomuz maalesef bu...
Günün sözü:
Can, sağlıklı beslenmede boğazdan gelir