Yönetimde bulunanlar; sanki her alanda kafamızı iyice karıştırmak istiyorlar...
Ortaya ansızın yarı-buçuk bir “niyet” atıyorlar...
Altı üstünü, üstü altını tutmayan bir karmaşa içinde, başlıyoruz tartışmaya...
Her kafadan bir ses çıkarken, iyice araştırılmamış, başka ülkelerdeki uygulamalardan ders alınmamış bir “acemilik” içinde, el yordamı ile başlıyoruz kulaçlamaya...
Sonra aniden fark ediyoruz, yaptığımızdan vazgeçiyoruz ama, altında kalanın da boynu kopmuş, hiç aldırmıyoruz...
Şu “Özel sektördeki çalışma saatleri” konusu, bu politik alışkanlığımızın yeni ve tipik bir örneği...
Küçük Esnaf ve Zanaatkarlar Odası, bir yılı aşkın bir süreden beri, özellikle “Supermarket”çilikte yaşanan “Tekelleşmeye” dikkat çekiyor...
Küçük aile işletmelerinin bu “Tekelleşme”nin altında ezildiğini haykırıyor.
Öyle anlaşılıyor ki; bu sivil toplum örgütü kendi üyelerinin bu “sıkıntı”sını politik makamlara ulaştırmayı başardı.
Çalışma Bakanlığı ile “işbirliği” içinde ortaya bir “Çalışma saatleri paketi” kondu.
Bakanlık ile odanın temel mantığına göre; supermarketler belirli saatlerde kapanacaklar ve küçük işletmeler (Elli metrekareden küçük) onların kapalı olduğu saatlerde iş yapabilecek.
Aksi takdirde bakkallar, supermarketlerin rekabeti altında kapanıp gidecek...
Aile işletmeleri de yok olacak...
Oda’nın “mantığı” haklarını savunduğu kendi üyeleri çerçevesi içinde son derecede anlaşılabilirdir...
Ancak, konuyu politik düzeyde bu kadar “basit” biçimde ele almak, hiç de akıl karı değildir.
Böyle bir “sivil” talebin, yalnızca çalışma saatleri ile oynanarak çözümlenmez.
Çalışma Bakanlığı, küçük esnafın penceresinden, çok daha geniş bir “vizyon”a sahip olmak zorundadır.
Bu “vizyon”un bana göre en temel öğelerinden biri “Tüketici” olmalıdır.
Nasıl ki; eğitimde “öğrenci”yi değil öğretmeni, sağlıkta “hasta”yı değil “doktor”u temel alan bir yaklaşımla her şeyi berbat ettiysek, galiba market kültüründe de aynısını yapmak üzereyiz...
Bir kez; marketlerde çalışan emekçiler var... Eğer amaç, onların çalışma saatlerini aşağıya çekmek ise bu; mevcut yasalarla olasıdır...
Hatta; bu alanı “düzenleme”yi yasaklamalarla yapmak yerine, işe emekçilerin haklarından ve çalışma saatlerinden başlamalıyız.
Hükümet’in elinde, bu konuda hiçbir yasal mevzuat eksikliği, ya da yetki sorunu yoktur.
İsterse; sadece marketlere yönelik bir yasa bile çıkarabilir...
Orada çalışacak olanlar için özel “Asgari ücret” bile belirleyebilir...
Tekelleşmeyi önleyecek “önlem”leri bircik bircik o yasaya koyabilir...
Hükümet’in bunları yapmaması ve marketlerin açık oldukları saatlerle oynaması, işin kolayına kaçmak, tekellerle mücadele etmekten çekinmek anlamına geliyor...
Bunca “karmaşık”lığa hiç gerek yoktur...
Bakkalı koruyacağım diyerek, “Tüketici”nin haklarında kısıtlama yapmaya hiç gerek yoktur.
Aslında Hükümet; her köşe başında son iki yıldır açılmakta olan “Ekmek-süt” ağırlıklı küçük bakkalların incelemekle işe başlamalıdır...
İsterse, bunların “yapı”sını hemen ortaya çıkarır... Ayrıca, marketlerde çalışan emekçilerin durumunu da süratle saptayabilir ve “talebi” böylece ortaya çıkarabilir...
Bütün bunları yapmadan “Siesta” nostaljisine kapılmak, marketleri akşam saat 20.00’den sonra kapatmak, küçük bakkallara “Soluk” aldırır mı?
Bu sektör kurtulmuş olur mu?
Dünyayı ve Avrupa’yı birazcık dolaşanlar; zamanla sınırlı olmayan “market” kültürünün, tüketiciye verdiği servisin, hijyen koşullarının, nasıl da günlük yaşama biçim verdiğini iyi bilirler.
Dev alış-veriş merkezleri ile her gün İstanbul’da tanışan Kıbrıslı Türkler’in küçük, sağlıksız, standartları olmayan bakkallara değil, tüketici memnuniyetini esas alan optimal işletmelere ihtiyacı vardır.
Emekçilerin ve tüketicilerin haklarını korumak, bu alanda tekelleşmeyi önlemek, açık-kapalı saat ayarlamasından çok daha önceliklidir.
Çalışma Bakanı, kafamızı karıştırmaktan vazgeçerek ortaya ilerici ve mücadeleci bir “vizyon” koymalıdır.
Partisi isterse tabii...