Kermiya’daki Öğretmenler Sitesi’ndeki evimden, sabahleyin saat sekize doğru çıkıyorum.
Site’nin girişinde bir “market” var... Tam da köşenin üzerinde... Anayola çıkabilmek için market müşterilerinin yol içine bırakılmış araçlarını almalarını bekliyorum. Tam da ana caddeye çıkışta, trafik tabelasının dibine park edenlerin etrafından dolaşarak güç bela arabanın burnunu caddeye uzatıyorum. Güzelyurt istikametinden gelen ve Ortaköy Lemar’a doğru seyreden yoğun trafik içinde bir “insaflı” sürücü aramaya başlıyor gözlerim... Kızgın bir genç kızın “Sen de nereden çıktın” biçimindeki öfkesiyle karşılaşınca, bir sonraki sürücüye isteğimi hissettirmeye çalışıyorum. Eski bir Reno ya da Murat gördüm mü, genellikle hiçbir talepte bulunmuyorum, öylece fırtına geçsin diye bekliyorum.
Yağız bir esmer delikanlının arabasına doldurduğu arkadaşlarının hep bir ağızdan trafik dersi veren, hakkını kimseye yedirmeyen sevimsiz tavırları ile karşılaşmak istemem doğrusu...
Hele üstü açık beyaz bir van ile karşılaştığımda “zınk” diye olduğum yere çakılırım ve inşaat sektörünün bu emekçilerinin, trafikteki öncelikli geçiş haklarını kullanmalarına yardımcı olurum.
Sonra ne mi olur?
İnsafa gelen birileri çıkınca, ben de anayol trafiğine çıkmış olurum. Oradan kuzeye dönerek Ortaköy-Gönyeli istikametini almam gerekiyor...
Kermiya’yı; Genel Hastane’nin hemen yakınındaki çembere bağlayan daracık yolda, caddeye çıkmak için sabırsızlanan upuzun bir kuyruk beni beklemektedir.
Bu yol, aslında Lefkoşa şehir planında olmayan bir “sahte yol”...
Başlangıçta mahalleden para toplamış ve özel mülk sahiplerinden de izin alarak buraya “havara” dökerek, Ortaköy ana yoluna bağlantı yapalım, demiştik.
Demez olaydık...
“Sahte yol”u görenler etrafındaki yapılaşmayı hızlandırdılar...
Birkaç yıl içinde yasal olmayan bu yola hem okul hem de konut sitesi nedeniyle müthiş bir trafik yükü bindirildi.
Kimse; bizim zavallı “yol”un halini düşünmedi.
Birkaç yıl içinde neredeyse bütün Kermiya’nın Ortaköy’e yegane “bağlantı”sı haline gelen bizim yolda sabahleyin ilerlemek, eşeğe hendek atlatmak gibi birşeydir.
Sabırsız sürücüler, yolun sağında ve solundaki boş arazinin içine dalarlar ve toz duman bulutu içinde, ya da çamurlarda iyice yoğrularak başka çıkış yolları ararlar.
İşte tam da bu sırada, “Jeep”ler bu tarla içi gösterisinde üstünlüğü ele geçirirler ve küçük arabaları içinde kuyrukta bekleyenlerin morali bozulur.
Sabırla ve metanetle; Öğretmenler Apartmanı’nın dibindeki küçük çembere ulaştığımda, bu kez ana caddenin karşısına geçecek olan araçların “insaf”ını gözlemlemeye başlarım.
Ben; Ortaköy-Gönyeli istikametine gideceğim için, ana yola çıkınca sola döneceğim, ancak yolun karşısına geçecek olanlar sağda durmuyorlar ki...
Durmadıkları için de sol taraflarından ilerleme olanağı yok... Kimse burada yere bir ok işareti çizmeyi bugüne kadar akıl edememiş...
Bazan, karşıya geçecek adamın solda durarak trafiğin akışını engellemesine dayanamıyorum. Kendi kendime söz verdiğim halde, kornaya basarak, “Arabanın kıçını az kıvırırsan, biz de yola çıkalım” gibisinden bir acelecilik içine giriyorum.
Sonra da pişman oluyorum tabii...
Bir keresinde genç bir oğlan, ısrarla sağa kaymayarak önümü kesince, kornaya basıvermiştim.
Sen misin genç oğlanı rahatsız eden?
Arabasından indi, yanıma geldi ve buraya yazamayacağım okkalı bir küfürle bana cezamı anında verdi.
Yurttaşların çoğu trafiğin kurallarını beğenmiyorlar, kendi kurallarını koyuyorlar.
Böylece bize on dakikalık bir “yolculuk”ta bile günümüzün öteki bölümlerini zehir edecek kadar “eziyet” çektiriyorlar.
Bizi yönetenler de, bu “eziyet”i ciddiye almıyorlar...
Yaşam kalitemizin son birkaç yılda nasıl düşüş gösterdiğini görmüyorlar.
Evden işe gitmenin “ızdırap” olduğu bir ortamda, diğer meselelere dokunmak, onlarla oyalanmak “fantazi” değil midir?