Kıbrıslı Türk okurlar, Makarios Drusotis’i Türkçe olarak yayımlanmış iki kitabından tanıyorlar...
Galeri Kültür yayınları olarak basılan kitaplarından birincisinde Makarios; EOKA’nın “Karanlık yüzü” ile bizleri buluşturmuştu...
İkinci kitabında ise, 1974’ü hazırlayan ve Rum tarafında yaşanan gizli kalmış pek çok kanlı siyasal çatışmayı ele aldı ve belgelere dayanarak aktardı...
Makarios; şimdi de Rum tarafında başkanlık seçimi kampanyaları sürerken yeni ve farklı bir çalışmaya imza attı...
“Zehir” adını koyduğu bir belgesel film hazırladı...
Filmin ilk gösterimi aşırı ilgi görünce, geçen Perşembe akşamı ikinci kez Papillon Sineması’nda yeniden gösterildi.
Makarios’un belgesel filmi; Annan Planı sürecini ta başından mercek altına alıyor ve bütün “taraf”ların pozisyonlarını yorumsuz olarak kendi ifadeleri ile aktarıyor...
Belgeselde; Kıbrıslı Türk ve Rum, Türkiye, Yunanistan, Amerika, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği yetkililerinin sözleri; son dört-beş yılda nasıl bir ateş çemberinden geçtiğimizi net biçimde ortaya koyuyor...
En önemlisi Makarios; bu “Ateş çemberi” sürecindeki çelişkileri, yalanları, verilen sözleri, tehditleri, duygu sömürüsünü, döneklikleri gözlerimizin içine sokuyor...
Papadopulos’un başlangıçta Annan Planı’na evet dediği ve Türk tarafını masaya oturtmakla övündüğü an...
Denktaş’ın “Kıbrıs elden gidiyor”diye feryat ettiği ve Anadolu halkını ayağa kaldırmaya çalıştığı an...
Papadoplus’un, televizyonda Rum halkına “Bu devletin elden gitmesine göz yumamam” dediği an...
Denktaş’ın hayır dediği için “Tanrı, Baf Metropolundan razı olsun” dediği an...
Papadopulos’un timsah gözyaşları döktüğü ve göz yaşlarının daha net görülmesi için gözlüklerini çıkardığı an...
Denktaş’ın, Annan Planı’na destek veren ve Kıbrıs’ta çözümde ısrar eden Verheugen’e “Bir Nazi generali" diyerek öfke saçtığı an...
Hristofyas’ın “Papadopulos çözümcüdür ve Kıbrıs’ta değişimi sağlayacak büyük bir liderdir” diyerek onu Rum halkına sunduğu an...
Referandumdan sonra Denktaş’ın “Devlet kurtarıldı” dediği an...
Bürgenstok’ta Türk tarafına referandumu erteleyelim teklifinin yapılmasının “Ahlaksız Teklif” diye manşetlere yansıdığı an...
Annan’ın “Vereceğiniz oy benim planım ile bir başka plan arasında bir tercih değil, çözüm ile çözümsüzlük arasında bir tercihtir” dediği an...
AB Parlamentosu’nun o zamanki Başkanı Pat Cox’un Rum “Hayır”ı ile çılgına döndüğü an...
Yine AB Dış İlişkiler Komiseri Solana’nın “Referandumdan sonra her şey bambaşka olacaktır” diye bizim tarafı sevindirdiği an...
Rum papazların “Enosis” çağrıları eşliğinde AB’ye tek başlarına girişi kutladıkları an...
Şeyh Nazım’ın papazların Enosisçi tutumuna karşın çözüm yanlısı tutumunu açıkladığı an...
Verheugen’in Avrupa Parlamentosu’nda; Rum halkına hitap etmesinin önlenmesi nedeniyle Rumlara öfke kustuğu an...
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde, belki de AKEL’in “evet” demesini sağlayacak güvenceleri içeren karara Rusların “Hayır” dedikleri ve veto ettikleri an...
Erdoğan’ın Denktaş’la “restleştiği” ve kamuoyu önünde birbirleri ile söz düellosuna girdikleri an...
Ve tabii Kıbrıslı Türkler’in meydanları doldurdukları ve çözüm istençlerinin damgasını tarihe vurdukları an...
Hepsi, bu belgeselde bize bir kez daha yüksek bir tempo içinde anımsatılıyor...
Makarios; gerçekten yakın tarihimizin bu “an”larını ortaya çıkarmak için birçok kaynağa baş vurdu, iyi bir araştırma yaptı ve bu tarihsel gerçekleri kocaman bir mercekle büyüterek gözlerimizin içine soktu...
Bu süreçte etkin olan, rol alan “oyuncu”ların hiçbirinin yanında ya da karşısında yer almadan, kendi tavırlarına ayna tuttu...
Böyle olunca da, önce evet sonra hayır diyen liderler, birbirini sevmeyen ama başından beri “Hayır”da birleşen liderler; söz veren, tehdit eden yabancılar; hepsi gün ışığında bir kez daha önümüze geldi...
Aslında Makarios liderlerin bu “davranış”larını yorumlamadı, tahlil etmedi, ancak kendi “dil”leri ile bize sundu ki, bu da yaşadığımız trajik ve bazen da komik süreci anlamamıza yetti.
Yetti de ne oldu?
Olan bize oldu...