Kısa adı AEJ olan Avrupalı Gazeteciler Birliği’nin Atina’da yapılan Yürütme Kurulu toplantısı ve ödül töreni nedeniyle birkaç günden beridir, yurt dışındaydım...
Her zaman yaptığım gibi, adaya döner dönmez ilk yazıda oradaki izlenimleri aktarmayı planlıyordum...
Ancak; hafta sonu gazetelerini incelediğimde neredeyse donup kaldım...
Polisle öğretmenlerin “çatışma” halindeki kocaman fotoğraflarından söz ediyorum..
Üniformalı bir “çavuş” sendikacıyı kolundan kavramış, çekmeye çalışıyor...
Sendikacı da bir başka polisi üniformasından tutmuş çekiştiriyor...
Yüzlere, ellere ve ağızlara şiddetin ağırlığı ve sevimsizliği çökmüş...
Sedat Simavi Endüstri Meslek Lisesi’nde KTOEÖSendikası’nın dıştan bitirme sınavının yapılmasını engellemek istemsi nedeniyle yaşanan olayı aktaran gazetelerimiz kinayeli başlıklar kullanmışlar...
Halkın Sesi’nin manşetinde “Demokrasi adına mı?” sorusu soruluyordu...
Kıbrıs’ın başlığı ise “Şovda ikinci perde” biçimindeydi...
Yenidüzen’de ise “Kim kazandı” diye soruluyordu...
Aslında “Polis müdahalesi” hiçbir olayda sevimli değil... Hele işin ucu kaçtığında, gerekli hassasiyet gösterilmediğinde iş zıvanadan çıkar ve çatışmanın ardından geriye gazete manşetlerine yansıyan böyle fotoğraflar kalır...
Benim için bu “görüntü”ler şok edici olduğu kadar, içinde yaşadığımız sürecin ve yönetimdeki “erk”in durumunu göstermesi açısından da çok önemli...
Öyle iktidarlar vardır ki, sorunları polis gücü ile çözmeyi marifet sayarlar...
Dışarıdan bakıldığında, rejimin nasıl görüneceği hiç de umurlarında değildir...
Düzeni sağlamak için copun gücünden yararlanmayı mubah sayarlar...
Bu galiba işin kolayına kaçmaktır...
Telefonu açıp “Polis çağırmak” başlangıçta zorlarına gitse de, zamanla alışırlar ve ikide bir bu “güç”ten yararlanırlar...
Böyle bir politik duruş; yönetim erkinin “acizliğini” gösterse de, buna kafa yormaya hiç de akıl erdiremezler...
Bizim gibi “”demokratik” gelenekleri yerli yerine oturmamış toplumlarda bu “alan”lardaki alışkanlıklarımız yeni yeni biçimleneceği için, bu kocaman şiddet fotoğrafları ve toplumun bu konularda ne kadar “hassas” davranacağı çok önemlidir...
İşte bu nedenle “sol” bir partinin sivil “erk” sahibi olarak “polis”i ne kadar bu işlerin içine çekeceği, ne kadar “şiddet”e razı olacağı, demokratik eylemlerde ne kadar “esnek” davranacağı yurttaş tarafından bilinmelidir.
İşte bu nedenle sendikacı eylemci öğretmenlere yönelik “medya”mızın bazı başlıklarında kendini bulan mesajı iyi okumalıyız...
Öğretmen sendikasının “inad”ı can sıkıcı olsa da, sivil yönetim uzlaşmayı mı zorlayacak, yoksa “Polis acele gel” diye okula polis mi çağıracak?
Böyle durumlarda polisi haklı gören, öğretmene de “Oh olsun” diyen anlayışlar bir işe yarar mı?
Sivil idare, uzlaşma yeteneğini geliştirip, sorun çözme kabiliyetini artırsın mı, yoksa sıkıştı mı çağırsın polisi, görevini ona devretsin, o da yan gelip yatsın mı?
Bazı idareler zorla, copla, şiddetle bazı sorunları çözmeyi deneyebilirler...
Hatta sendikal harekete hiç tahammül de göstermeyebilirler...
Yakın tarihimizde bunlara bolca şahit olduğumuzu kimse unutmasın...
Ancak; “reform” demekten ağzında tüy biten bir “sol” karakterli partinin tabii ki hassasiyetleri bambaşka olmalıdır...
Kendisinden öncekilerin “Çağır polisi, olsun bitsin” anlayışı devam edecekse, o zaman CTP’ye ne gerek vardı?
Her sivil idare, “cop”a aynı yakınlıkta olacaksa, sorunları bu yöntemle çözecekse, bunca politikacıya ne gerek var, Tanrı aşkına?
Tabii tüm bunları, sendikal eylemin haklı ya da haksız olduğuna bakmaksızın söylüyorum..
Polisi okula çağıran “aciz” sivil yönetimlerin daha sorun çözücü olmaları için söylüyorum...
Aynı kolaycılığı hapishanede de yaptıkları için, sıkıştıklarında hep “Çevik Kuvvet”i çağırdıkları için söylüyorum...
Giderek bu “polis çağırmaların” medyada normalleştirildiği, kanıksandığı için söylüyorum...
Olayda sanki iki taraf varmış; bunlardan biri öğretmenler, diğeri de polisler gibiymiş gibi davranıldığı için söylüyorum...
“Müdahale”yi normal, sendikal eylemi de “show” olarak gösteren “medya”mız yaşananları bir de bu “boyut”u ile ele alsa sivil yöneticilerimiz çok mu gücenir?