Diyelim ki çocuğunuz, bir gün televizyon ekranına kilitlenip kaldı…
Tenis kraliçesi “Anna Kornikova” ablasının vuruşları onu büyüledi…
Üstelik pamuk beyazı kıyafeti de çocuğu allak bullak etti…
Ne yaparsınız?
Hemen elinden tutup, bir tenis kulübüne gidersiniz…
-Bu çocukta mutlaka bir tenis tutkusu var, içinde yanan bu ateşi ortaya çıkarır mısınız sayın hocam, dersiniz…
Ona bembeyaz tenis giysileri alır, turnuvalarda da tam karşısına oturur, şipşirin keratayı “video”ya kaydedersiniz…
Bu; sizin en doğal hakkınız…
Paranız varsa, size kim karışabilir ki?
Bu ülkede “özgürlük”leri kısıtlamak, kimsenin aklının ucundan bile geçmezken, Başbakan Soyer’in bu “keyfinize” müdahale etmesi de elbette beklenemez…
Kimse sizin “Hobi” hakkınızı elinizden alamaz…
Peki…
Diyelim ki, çocuğunuz onlarca “dini” kanaldan birine takıldı, kaldı…
Arapça duaların, upuzun ilahilerin sihrinden kendini kurtaramadı…
Hele o küçücük çocukların başındaki “türban”a, ayaklarındaki takunyalara hayran kaldı…
Ne yaparsınız?
Bu sorunun yanıtı, çok yakın bir geçmişe kadar “Hiçbir şey” idi…
Ancak CTP sayesinde, artık tıpkı bir tenis kulübüne gider gibi, bir “Kuran Kursu”na gidebilecek ve “Sayın hocam, eti sizin kemiği benim” diyerek evladınızı emanet edebileceksiniz.
Bu konudaki “sıkıntı” aşılmış bulunuyor…
Biliyorsunuz; 1990’lı yıllarda, CTP’li hükümetler “Kuran Kursu” açan imamlara karşı savaş açmıştı. Kurslar polis tarafından basılıyor ve imamların aleyhine dava okunuyordu.
Çok şükür, Tanrı’nın izni ve Erdoğan’ın onayıyla o günler geride kaldı.
Ahmet Yönlüer Bey’in “Müftü” olarak görev yaptığı yıllarda 100’ün üzerindeki camide bu kurslar verilince, KTÖS sert tepki göstermiş, Eğitim Bakanlığı da utana sıkıla “Madem öyle, kursları camide değil, okullarda verelim” demişti.
Hatta, İlköğretim Dairesi Müdürü, büyük bir olasılıkla ne yazdığının farkında olmadan okullara bir genelge göndermiş ve tatil aylarında yaz kursları yapılacağını bildirmişti. Ancak kurları kim verecekti?
İmamlar mı, yoksa uzman öğretmenler mi?
Müftü Bey, imamlar diyor, Bakanlık müsteşarı ise öğretmenler diyordu…
Belli ki, CTP yönetimi hem Erdoğan’ı kırmak istemiyor, hem sendikaların tepkisinden korkuyor ve bir türlü doğru dürüst karar alamıyordu.
Üstü kapalı din dersi genelgesinin CTP’li müdür tarafından okullara gönderilmesinin ardından Din İşleri Dairesi’nden imamlar okullara gitmeye başlayınca, ortalık yeniden karışmıştı.
Tabii, “iki namaz” arasında kalan CTP ağırlıklı Hükümet, bu durumda ne yapacaktı?
Sustu… Bekledi… Hiçbir karar almadı… Hiçbir uygulamaya gitmedi…
Ancak konu elbette gündemden düşmedi…
Bu yaz, tenis kursları ülkemizde harıl harıl yeni Sarapova’lar, Anna Kournikova’lar yaratırken, 400 çocuğumuz “Ben tenis kursu değil, kuran kursuna gideceğim” diyerek Türkiye’ye uçmak zorunda kaldılar…
İşte bu noktada, Başbakan’ın “müdahalesi” geldi ve mübarek Ramazan ayında müminler nezdinde büyük bir “Hayır dua” aldı.
Ne diyor Başbakan?
"Ülkede bir ihtiyaç var. Bazı insanlar, nasıl yaz tatilinde çocuklarına tenis kursu aldırmak ister, bazı insanlar da inançları gereği, çocuğuna din kursu aldırmak isteyebilir.”
Mesele artık çözümlendi…
Yasak masak yok…
İnançlara özgürlük var…
Artık dileyen, dilediği yerde dilediği kişilerle “Kurs” yapabilir…
İster Kuran kursu olsun, ister tenis kursu…
İster “adidas” giysin ister “takunya”
İster başını sarsın, ister “short”unu açsın…
İşte gerçek “özgürlük” bu…
Solcu CTP’nin “İnanç reformu” bütün İslam aleminde hayırlara vesile olsun…