Tüm toplumlarda olduğu gibi bizim toplum yaşamamızda da bazı insanlar ve olaylar ‘Çok Özel’’dir.
Onların milli,sosyo-ekonomik,siyasal ve kültürel alanda verdikleri hizmetler,ortaya koydukları ürünler toplumumuzun genel yapısı etkileyip,bugunkü devlet olma özelliklerimizin karakteristlik çizgilerinin belirleyicisi olmuştur.
Bu milli mücadelede olduğu kadar, politika, ekonomi, eğitim, sanat ve kültürde de kendini hissettiren önemli bir toplumsal gerçektir.
Osmanlı İdaresi’nin Kıbrıs’dan el çekmesiyle adada yaşayan binlerce Türkü yaklaşık iki asırdır kendi öz benliğini, dinini, milletini, kültür ve geleneklerini yitirmeden devlet oluşumunun içine taşımayı başarabilmişse,işte bunda özel emek ve alın terleri vardır.
Geçmişten günümüze kadar uzanan zaman dilimi içerisinde dünyadan göçmüş onca insanın adından söz etmek bile doğrusu ayrı bir manevi güç vermektedir insana… Çok eskiye gitmeden,1930’ların İngiliz Sömürge Yönetimi’nin baskıları karşısında Kıbrıs Türkü’nün milli ve kültürel değerini koruyabilmesi için uğraş verenler arasında Remzi Okan, Ahmet Hulusi Hacıbulgur ve kızları ile Fevzi Ali Rıza ve diğerleri...
Daha sonraki yıllarda, Kıbrıs Türk işçisi kendine ENOSİS’i, yani Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etmeyi amaç edinmiş PEO denen Rum sendikalar federasyonunun içinden kurtarıp adada ilk Türk işçi hareketi ve sendikal oluşumuna öncelik eden Hasan Şaşmaz...
Öte tarafdan, Kıbrıs Türk Sanat-Kültür ve Edebiyatı’na öncülük etmiş Hikmet Afif Mapolar,Nevzat Karagil,Haşmet Gürkan,Kutlu Adalı,Pembe Marmara,Emine Remzi,ve milli şairimiz Özker Yaşın ile diğerleri...Ya, milli mücadelenin siyasal alanında Kıbrıs Türkü’ne hizmet etmiş ‘O Özel’ insanlar...Liderler;
Başta Dr. Küçük ve Denktaş olmak üzere, Osman Örek, Necati Özkan, Faiz Kaymak,Burhan Nalbantoğlu,Niyazi Manyera,Fazıl Plümer,Nejat Konuk ve isimlerini bir anda hatırlayamadıklarım yanı sıra TMT saflarında Rum’a karşı toplumsal direnmenin öncülüğünü üstlenmiş ve Kıbrıs’ın tüm bölgelerinde ‘sancaktarlık’ adı altında örgütlenen mukavemetçi halkımızın komutanları...
Lefkoşa, Limasol, Mağusa, Larnaka, Lefke, Yeşilırmak, Baf, Geçitkale, Serdarlı ve St.Hillarion dağlarında tam 11 yıl fedakar mücahit Kıbrıs Türk Halkı’nı sevk ve idare etmiş insanlarımız...
Lefkoşa Sancağı’nda Aydın Samimioğlu,Fikret Kürşat,Şehit Ecvet Yusuf ve Hüseyin Ruso...
Boğaz Sancağı’nda Mustafa Hacıali,Arif Hasan Tahsin,Mustafa Hacıahmet...Geçitkale’de İsmail Bozkurt, Limasol’da Ziya Rızkı ve diğerleri...
Peki o zor günlerde bile sosyo-kültürel ve sanatsal yaşamımızı dimdik ayakta tutmayı başaran insanlarımız:Fevziye Hulusi,Hatice Söğüt,Kemal Tunç,İsmet Güney’in yanı sıra eğitimcilerimiz Salih Mecit, Hasan Behçet ,Erol Özçelik,Mustafa Balman,Oğuz Kusetoğlu, Mustafa Gültekin, Muammer Yağcıoğlu, Teoman Ersöz, Selçuk Zihni,Salih Çoşar,Leman Feridun, Numan Ali Levent, Özker Özgür, Vergi Bedevi Celal Değgin, Aylin Öreki Ali Nesim ve daha nice onlardan evvelki ve onlardan sonraki elleri öpülesi özel insanlarımız...Eğitmenlerimiz…
Ya o fedakar analarımıza bacılarımıza ne demeli...
1963 sonrası o karanlık,yokluk ve yoksulluk günlerinde mevzideki mücahitin yanına koşan mücahite komutanı Hatice Tahsin…Boğaz Askeri Hastanesi’nde yıllarca gece gündüz demeden mücahiti bir ana şefkatiyle kucaklayan hemşire Servin Evren hiç unutulabilir mi?
Dışarıda Rum’un Lefkoşa’nın Türk mahallelerine çevrilmiş havan topu ve kurşun yağmuru sürerken Arabahmet Mahallesi’ndeki iki katlı evimizin ‘en güvenilir’ odasını adeta bir dikiş atölyesi haline getirip,sabahlara kadar Singer dikiş makinasının başında yüzlerce mücahit elbisesini dikip,onları günü gününe ‘komutana’ teslim edebilmek için canını dişine katan anacığım ve onun gibi daha bir çok analar bizim için özel, ama çok özeldir...
16 yaşında henüz lise sıralarında bir elimizde kitap,diğer elimizde piyade tüfeği,sınırlarda nöbet tutma görevini büyük bir gururla yerine getirirken, o ‘ÇOCUKSU ASKER’ yüreğimizi okşarcasına,pişiren o mücahide ahçı Rabia,Hanife,Emete teyzeler özel, ama çok özeldir bizim o karanlık, zor ve yokluklarla dolu toplumsal varoluş yaşamımızda...
Hatta ve hatta,o zor karanlık günlerde Kıbrıs Türkü’nü moral açısından ayakta tutan sosyal yaşamın renkli mozikleri arasında düğün ve eğlence yaşamamızda yer almış gelin onarıcı Cemaliye’den tutun da sünnetçi Şah,kendine has müzik ve eğlence anlayışı ile Ahmet Becerikli,Altınparmak ve Nadide gibiler.Ya bizim o çocukluk ve gençlik yıllarımızda Lefkoşa Hisaraltı’ndaki konserleri ile Rum ablukasına karşı notolarıyla adeta meydan okuyan Bayrak Quarter,Enginler,Fırtınalar,Sıla 4 gibi yerel müzik toplulukları unutulabilir mi?
Girne Kapısı’ndaki şamişici Abdullah,Sarayönün’ndeki yemişçi Osman Gezer ve muhallebici Behçet Dayı ile tellal Çoronik hiç unutulur mu?
Kuşkusuz unutulmaz!...
Çünkü hepsi özel!...
Hepsinin toplumun direnme ve varolma savaşına paralel,ayakta durmaya adeta yemin etmiş sosyo-kültürel yaşamımızın önünde saygı ile eğilmeye değer insanları...
İşadamlarımız Ahmet Raşit,Ramadan Cemil,Hüseyin Kandulu,Seyfi Akdeniz,Ahmet Sedat,Mustafa Lefkonuklu,Ahmet Yağcıoğlu ve daha genç kuşaktan Mehmet Can,Ramiz Manyera,Memduh Erdal,Fehim Küçük,Aziz Kent Boyacılar ve daha niceleri...Ben,bunların kimlere karşı1974 sonrasında demokratik ortamında kıyasıya tartışıp,onlara karşı kıyasıya muhalefet yaptım ama ,her birinin bizim devlet olma sürecimizin o mücadele yıllarının temelinde harcı bulunan ‘Özel İnsanlar’...
Bütün bu diğerleri
Bir anda hatırlamak kolay değil ama,tümünün Kıbrıs Türkü’nün varoluş mücadelesinin sosyo ekonomik ve kültürel alanına vurulmuş birer damgaları vardır...
Bu günümüzde de böyledir.Örneğin bir Neriman Cahit...
Hocamın sanat ve kültürel yaşamamızda özel bir yere sahip olduğunu kim yadsıyabilir ki?
Sanat ve kültür iletişiminde onun özel gayret ve çalışmaları olmasa,bugün bu alanda kaçımızın nerden,ne haberi olacak ki?...
Diğer yandan ülkemizde başlı başına ekonomik bir değer haline gelen üniversiteler olayının adeta öncülüğünü yapmış olan Suat Günsel’in toplum yaşamındakş ‘Özel Yeri’ nasıl ‘es geçilebilir’...
Bu diğer alanda da böyledir...
Turizmde,sanayide ve diğer çeşitli sektörlerde...
Halkına ve devletine hizmet etmeyi,üretmeyi kendine’ideal’ edinmiş para ve pulun peşinde koşmayan öğle mütevazi insanlarımız var ki,işte onlar,bugün pek ‘önemsenmeseler’ bile tairsel süreç içinde onlar ‘özel’ kılınmayı hak eden değerlerimizdir...
Ben, 20 Temmuz, Barış ve Özgürlük derken ,Kıbrıs Türk Halkını sadece sopa,taş,demir,çubuk,nacak ve silahla EOKA’ya verdiği mücadele değil,bizi gerçek bir halk kimliğine kavuşturan ekonomik,sosyo-kültürel,sanatsal ve yönetsel alanda da emek verenlerin önünde saygı ve minnetle eğilecek bir “yeniden doğuş günü” olarak algılıyorum.Biz bugün, bu topraklarda devlet olma olgusunun gururunu o özel insanlar ve bu özel insanların direnme gücünü büyük bir zafer ile taçlandıran Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kahraman Mehmetçikleri sayesinde yaşıyoruz kuşkusuz...Genç kuşaklar da aynı gururu aynı şekilde yaşamaya devam edecektir.20 Temmuz gibi,toplumsal yaşamımız ve varoluş mücadelemizin çok özel gününde, tüm bu özel insanların ellerinden, Mehmetçiklerimizin alınlarından öper ve tüm Şehitlerimizin önünde saygı ile eğiliyoruz.