Dünyada çok ciddi şeyler oluyor.
Yeniden iki kutuplu dünyaya doğru hızla ilerleniyor.
Bunun KKTC’ye ve Kıbrıs konusuna etki ve yansımaları da mutlaka olacaktır.
Bu aşamada gelişmeler çok iyi izlenmeli, hesaplar ona göre yapılmalıdır.
Değişen ve gelişen dünya koşulları içerisinde Kıbrıs Türkünün güçlü ya da güçsüz olduğu konular süratle ve doğru bir şekilde belirlenmelidir.
Yani kozlar ve zaafiyetler...
Bu da toplumun bütün kesimlerinin enerjilerini bu konuya ayırmaları ve ortak bir çalışma zemini yaratılabilmesi ile en doğru şekilde yapılabilir.
Bu konuda herkese ortak görev ve sorumluluklar düşmektedir.
Kozlarımız ve zaafiyetlerimizin muhasebesi oluşturulacak bir ortak platforumda hemen yapılmalıdır.
Güney Kıbrıs’ta Rum Ulusal Konseyi böylesi bir işlevi yıllardır bir şekilde yürütmektedir.
Bizde de farklı siyasi görüşleri biraraya getirecek bir platform süratle oluşturulmalıdır.
İlk aşamada böylesi bir platformu meclis çatısı altında kurarak adım atılabilir.
Böylece meclis ortak aklın üretileceği bir yer konumuna dönüştürülebilir.
*
Theodore Roosvelt’in ünlü bir sözü var, “Yumuşak konuş ama iri bir sopa taşı; daha uzağa gidersin” diye..
Bu sözü bize hafta sonunda Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi’nin Colony Otel’de düzenlediği ‘Ortak Akıl Forumunda’ Türkiye eski Devlet Bakanı Tınaz Titiz hatırlattı.
Günümüze göre daha bir anlam kazanan Roosvelt’in sözleri aslında hepimizin kulağına küpe olmalı.
Gelinen aşamada iri sopa taşıyanlar dilediklerini sopası küçük olanlara empoze edebiliyorlar.
Yani aslında elindeki kozları diğer tarafları caydırıcı şekilde kullanma becerisi gösterenler bugünkü dünya koşulları içinde avantaj sağlıyorlar.
Bunun için kozların doğru belirlenerek etkin bir şekilde kullanılması çok büyük önem taşımaktadır.
Özellikle de 3 Eylül görüşmesine giderken Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve ekibi bunu çok iyi bir şekilde yapmak zorundadır.
Pazarlık masalarında ya da güçlerin tankla, topla savaşmadan hesaplaşmaları sırasında kim kozlarını daha iyi kullanırsa onun daha çok başarı sağladığı gerçeği unutulmamalıdır.
Bunun için de kendi üstünlükleri ve zayıflıkları kadar başkalarının üstünlük ve zayıflıklarını bilenler dünya düzeninde daha güçlü bir konumda olurlar.
Ortak Akıl Forumunda Tınaz Titiz’in de dediği gibi, ‘Dünya artık başkalarının ilişkilerinden yararlanabilenlerin ve bu çerçevede yeni ilişki yönetimi sanatını kullanabileceklerin ayakta kalabileceği duruma gelmiştir.’
Bunun bu şekilde bilinmesi ve gereklerinin yapılması toplumların ayakta kalabilme mücadelelerinde olmazsa olmaz koşul haline gelmiştir.
O halde Kıbrıs Türkü 3 Eylül’de müzakere masasına giderken kozlarını yani güçlü taraflarını çok iyi belirlemelidir.
Bu ne kadar doğru ve etkin bir şekilde yapılırsa Kıbrıs Türk halkının hak ve çıkarları müzakere masasında o kadar iyi ve etkin bir şekilde korunabilir.
Aksi takdirde ciddi sıkıntılar yaşanır.
İşte belki de bunun için toplumsal uzlaşmaya ve ortak aklı arayıp bulmaya ihtiyacımız vardır.
Böylece ortak aklı yaratarak toplumsal bir sinerji oluşturulabilir.
Bunun sonucunda da toplumsal birlikteliğin sağlayacağı sinerji ile birlikte Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat masaya daha güçlü bir şekilde oturur.
Buna da gerçekten ihtiyaç vardır.
Zaman kısır çekişmelerle ya da siyasi hesaplaşmalarla artık daha fazla kaybedilmemelidir.
Hepimizin ortak geleceğinin bir şekilde belirlenmesi eksersizine dönüşecek olan 3 Eylül’de başlayacak müzakere sürecine hep birlikte katkı koymak durumundayız.
Varsa endişelerimizi dile getirerek, yoksa yaratıcı fikirler ortaya koyarak sürecin Kıbrıs Türk halkının lehine gelişmesinin sağlanmasına yardımcı olunmalıdır.
Bu süreç biz istesek de istemesek de yaşanacaktır.
Madem ki yaşanacak dışında durarak, uzak kalarak bir yarar sağlayamayız.
Bu süreçten bir zarar görülecekse de kendimizi dışarıda tutarak koruyamayız.
O halde aklın yolu, hep birlikte çalışmayı ve birlikte birşeyleri başarmayı gerektirmektedir.
Sonuçta bir başarı ya da başarısızlıktan bütün toplum etkilenecektir.
Bu unutulmamalıdır..