Politikanın “kıvırması,” kıvıran politikacının da kendine göre bir “raconu “ vardır.
Fakat yarım asırdır çözüm bekleyen Kıbrıs gibi önemli sorunu çözmek için masada bir araya geldiğiniz “görüşmeci” nitelikli kişiye, “siz ona kulak vermeyin yalancıdır” demezsiniz. Çünkü söylenebilecek en son kelimedir, söylendikten sonra ne görüşme kalır ne erişte!
NİÇİN: Dünkü yazımızda Sn. Talat’ın görüşmelerdeki tek egemenlik ve yurttaşlık konusuyla Hristofyas’ın, “Talat’la işgale son verilmesi ve anavatanların bağımlılığının sona erdirilmesi konusunda mücadele veriyoruz” demesine açıklık getirmesi gerektiğini yazmıştık. Gerçekte yaptığı açıklamayı biliyorduk ancak doyurucu değildi, tutun ki “daha açık” diyorduk.
Buna karşılık duyduklarımız bildiklerimizin tekrarıydı: “Sn. Talat ile Soyer’li CTP ne pahasına olursa olsun masadan kaçan taraf olmamak için adı var sanı yok TC Dışişleri Bakanı Babacan’ın da onayı ile olmalı, “eğer Hristofyas tek egemenlik demişse ona da evet” gibi bir siyasi tutum benimsemişler…
Yeter ki Türk tarafının barışçı çözüm arzusu BM’ler ve AB tarafından görülüp takdir edilsin! (Demek ki AB’nin dilinden anlamak dedikleri buymuş.)
Tutun ki bu “dili” biz de anlıyoruz. Değil mi ki politika politikadır. Büküp kıvırırsınız, hedefe varmak için manevra yaparsınız. Dolayısıyle Hristofyas’ı da faka bastırmak için “tek egemenlik kabulümüzdür” diyerek adamı köşeye sıkıştırmaya çalışırsınız… “Nasılsa çözüm olmayacak bari barışçı kimliğimizi kurataralım” düşüncesinde…
PEKALA AMA VAR MI BU YOLLARDA “YALANCI” LAFI: Sn. Talat’a sordular. Nedir bu Hristofyas’ın “işgale ve anavatanlara bağımlılığa son verilmesi” lafı.
Sn. Talat soruya, Hristofyas’ın kendisini zor durumda bırakmak ve Türkiye ile arasını açmak için yalan söylemekte olduğu cevabını verdi.
Söyledi ya o zaman da geldik zurnanın zırt denilen son deliğine. Çünkü Sn. Talat CTP’ye başkanlık yaptığı dönemlerinde de şimdilerde de Hristofyasla görüş ayrılıkları olduğunu özellikle itiraf ediyor, şimdilerde de bunlara “yalancı” kelimesini ekleyerek “nasıl bir adamla” görüştüğünün…
Bir: Talihsizliğini mi anlatmaya çalışıyor? İki. Hristofyas’ın asla güvenilir lider olmadığını mı çakıyor? Üç. Zaten öteden beri anlaşamıyorduk şimdi hiç anlaşamayız imajını mı yaratmak istiyor? Dört. Yalan söylüyor derken Hristofyas’ın karakter yönünden zafiyeti olduğunu mu ima ediyor?
O ZAMAN SORARSINIZ: Pekala nedir bu her vesile ile güvenilir değil dediğin Rum liderinden çözüm konusunda beklediğin? Ve nasıl olur da güvenilir olmayan, yalan söyleyen bu Rum liderin “tek egemenlik tek yurttaşlık” gibi isteğine, fırsatını bulduğu anda bunu tepe tepe kullanacağını bildiğin halde “olur” diyebiliyorsun?
Siyaset bu kadar harcıalem, politika bu kadar mı vıcık oluverdi?
Dünyaya ne kadar barışçı ve çözüm yanlısı olunduğunu göstermek uğruna bu “yalancı” adamlara daha ne kadar tahammül edilecektir sorusu da ayrı bir konu” diyelim…
VE EKLEYELİM: Bunca laf ve fiyaskodan sonra eğer hâlâ daha “görüşmelere devam edeceğiz” diyorsanız, buyurun edin de Allahasen Kıbrıs Türk halkına değil, kendi adınıza olsun!