Biz çocukluğumuzda içinde tahta, odun parçaları yaktığımız mangallarla ısınırdık. Anamız yemekleri petrolle yanan islimde yapardı. Elektrik yoktu gazyağlı lambalarla aydınlanırdık. Giysi ayakkabıyı bayramdan bayrama alırdık. Radyoyla nice yıllar sonra tanıştıydık. Haftada bir kez o da her aile ferdine bir parçacık düşecek kadar et yerdik. Sümüklerimizi yenimize silerdik ki salyangoz yürümüş gibi gümüşi renge dönüşürdü.
Köyde, hanaydan atlayıp boğazımıza kadar fışkılığa gömülürken parmağımız kadar fışkılık kurtları ile sarmalanırdık. Oyuncaklarımızı tahtadan, hurma dalından kendimiz yapardık. Okulda rahlelerde oturur, mürekkep şişesine batırdığımız uçlu pennalarla yazardık. Her yaz tatilinde ve kesinlikle bir işte çalışır harçlığımızı kendimiz kazanırdık… Uzar gider…
DÜN BAŞKA BUGÜN BAŞKADIR: O dünü yaşarken o dönemlere uygun politikacılar yine vardı. Tutun ki 1940’lardan dediğimiz şu 2008’lere gelirken onlar zaten hep vardılar. Bazan adları “lider” olurdu. Bazan “muhalif,” bazan “muvafık.” Yahut İngilizci, Rumcu, komünist veya Kemalist…
Bugünküler gibi onlar da “halkı ayarlamaya” çalışılardı. Bugünküler gibi “yaptık ettik” derlerdi. “Benden iyisi olamaz” dediklerince zaten hepsi de “iyiydi!” Bugünküler gibi onların da yürekleri halk sevgisiyle doluydu! Bugünküler gibi halkı onlar da toplarlar nutuk atarlardı. Vaadlerde bulunurlar, eleştirirler eğer iktidar erkinin sahibi iseler “öncekiler yıktıydı, ben geldim kurtuldunuz” derlerdi. Eğer muhalifseler, bu adamları başınızdan atmaz bizi baş yapmazsanız felaketlerden kurtulamazsınız uyarısını yaparlardı!
Tıpkısı tıpkısına bugünküler neyse, sümüklerimizi fanelelerimizin yenlerine silip hanaydan fışkılıklara atladığımız dönemlerde olduğu gibi ayniydiler…
Tek fark vardı: Değişen zamanlarla asrileştiler, siyasi partilileşmelere geçtiler. Demokrasi falan dediler. Sonra Devlet olduk işte!
VE SOYER’İ DİNLİYORUZ: Belki söylemiyor ama sezinlettiriyor: “Boğazınızda dizinizde dursun. 2003’lerde sizi UBP’den devraldığımızda öyleydiniz şimdi böylesiniz. Para derseniz sayemizde gördü cepleriniz, gani gani! Yollar, sular, elektrikler… Kentleşmeler imar iskân… Villalar, arabalar, artık Türkiyeler yetmiyor, Avrupalara seyahatlar… Kişi başı ulusal gelir on binleri orsa etmiş, GSMH’la 3 buçuk milyar dolarları aşmış… Grak dendi miydi su, gruk dendi miydi et… Yedi tane üniversite, televizyon kanalları… Beş yıldızlı oteller, kumarhaneler, yemeler içmeler, carta çekmeler… Siyasi sorun gıcır. AB’den paralar TC’den paralar… Daha ne olsun ister neyi beklerdiniz?
İYİMSER CEVABIMIZ: Doğrudur. Kuşaktan kuşağa Kıbrıs Türk halkının kaderini yüklenerek bugünlere getirenler “politikacılardı.” Onlar mangalla ısınmaya çalışan toplumu klimalı çağdaşlığa taşıdılar. Aman ne güzel.
KÖTÜMSER CEVABIMIZ: Fışkılıklardan villalara konmuşsak, eşekten inip lüks arabalara kurulmuşsak… Sayenizde değil, halk destek ve istekleriyle sayemizde başarıldı. Varlık nedeniniz “varlık oluşumuzdandı.” Nitekim baştacı da oldunuz, gün gele paspas da! Aman ne kötü!
Eee. E’si yok! Dün iyiydiniz, bugün başarısız. Başarısızlar gider iyiler gelir. Zamanı geldi gideceksiniz yenileri gelecek… Daha mı iyi olacaklar ayrı konu! Onlar da gider, ötekiler gelir…
Fakat siz yine de sorun ve dosdoğru cevap verin: “Devri iktidarımızda ne verdik ne aldık? Ne yaptık, nasıl yıktık? Huzur, barış mı getirdik, yoksa kavgayı mı? Umudu mu ektik, umutsuzluğu mu? Ki biz her şeyi bağışlayacağız şu KKTC’yi yıkıp yerle yeksan etmek için nasıl siyaset tezgâhlarına mekik attığınızı hiç unutmayacağız. Adınızı da iktidarınız gibi bununla anacağız!