Siz de biliyorsunuz: Böylesi üst düzey erkân ile olagelen kutlamalar heyecan demektir.
20 Temmuz’la bu heyecanı bir kez daha yaşadık. Erdoğan’ın dokuz bakanı ile birlikte KKTC’ye gelip kutlamalara katılması, istediğimiz konuşmaları yapması, bundan sonra da KKTC’ye her türlü desteğin verileceğini söylemesi; bize, ihtiyacımız var dediğimiz taze nefesi verirken, heyecan kattı. Rum’a karşı bir kez daha güçlü olduğumuzu hissettik.
Kutlamalar Girne Lefkoşa ayağında bitti. Ağustos’da bölge bölge “kurtuluşun” kutlamaları olacak onlar da bitecek. Heyecanlar dinecek, günlük hayata dönülecek.
Bu son cümleye bir nokta koyuyor ve çok gerilere gidiyoruz:
İNGİLİZ DÖNEMİ DE VARDI: Kıbrıs Türk’ü Rum’dan çekmedi İngiliz’den çektiğini! Ki bugün de çektirmeye devam ediyor, 20 Temmuz Barış Harekâtı nedeniyle İngiltere dışişleri bakanı Callaghan’ın “adaya çıkarma yaparsınız ama size mezar olacaktır” deyişine nazire! O yıllardan bu yıllara hâlâ bekliyorlar: “Kuzey ne zaman Türkiye ve askerine mezar olacak!”
Geçelim: İngiliz smürge dönemlerinde camilerimize Türk bayrağı çekemezdik. Ulusal günleri kutlayamazdık. Örgütlenemez partilileşemezdik. (Ama Rum komünist AKEL partisi oluşturacak özgürdü!) Buna karşılık baş kaldırarak yine de kutlamalarımızı yapar, bayraklarımızı çekerdik. Ve hep Türkiye’yi çağırırdık imdada.
Bu kutlamalarla bölge bölge toplumsal etkinlikler heyecanları bilerdi. Geleceklere hiç eksilmeyen, eksilmemesi için sürekli ateşi yanık tutulan heyecanlarla koşardık. Sonucunu 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti oluşumu nedeniyle adaya bir Türk alayının gelmesinde gördüydük. Tutun ki adadaki Türk halkı ilk kez büyük bir desteğe sahip oluyordu. Sonrasını yazmaya gerek yok. 1963’ler bugünlere kadar geldi, biliniyor. Eğer “daha iyiye, daha başarılı yıllara, daha egemen ve özgür oluşa ulaşmışsak” diyorsanız, bu, ne geçen süre içindeki çözüm plan ve tezgâhları ne de politikamızın ahkâmları sonucunda oldu. Kıbrıs Türk halkının devam ettirmek istediği egemenlik ve özgürlüğüne koyduğu sahiplikle, adada varolmak heyecanındandır…
İŞTE BU HEYECANI YİTİRİYORUZ: Hem de hedefe varmadan! Çözüm olmadan! Kuzey’e hangi siyasi sıfatı takacağımızı bilmeden! Çünkü yıllarca dantele işler gibi kafaları böyle işleyip yıkadılar! Globalizm dediler! AB’li olmak, Rum’la ortak vatana sahip çıkmak dediler! Türk Rum yoktur, Kıbrıslı vardır dediler!
Heyecan gitti yerine çok akıllı ve çok barışçı insanların çok büyük ve dünyasal ideaları geldi! Kiminin içinde yüz yıl gerilerde kalmışlığıyla Marks öğretilerine dayalı antikalaşmış komünizm, kimilerinin içinde dinin imanın insanlığın yerine geçmiş “para!” Kimileri siyasi intikam duygularında inadında aykırı, kimileri aklının doğrultularında inadına şaşkın! Tabi buna da demokratik teamül dediler, kulpunu da “barış” diye taktılar!
20 TEMMUZ KUTLAMALARI gelip geçti ya, İşte bu nedenle “en azından protokoldan ibaret kalmasın” demek istiyoruz. Çünkü bu kutlamalarda ortaya konan ve Kıbrıs Türk halkının adadaki varlığına geleceklerde perçin atacak bir gerçeği yakaladık: “Devlet olarak kalacağız.”
Hadi bakalım var mısınız bundan sonrasına. Mesela CTP ile UBP’nin, DP ile DTP’nin, Sendikalarla STÖ’lerinin, insanlarla medyanın “Devlet olarak kalacağız” dediklerinin ilkesinde buluştukları yeni geleceklere. (Amma da ha!) Biliyoruz da tutun ki söylüyoruz işte!