“İnanmamanızın” kıymet’i harbiyesi yoktur. “Onlar” inandırırlar. Çözüm olacağına da halk ifadesiyle “bu işin bittiğine” de.
Hatırlarız: Annan planının gündeme geldiği günlerdi. Solcusu sağcısı eveme doluşmuştu. Henüz on iki sayfalık risale esamesindeki önsözüne dayanarak ne müthiş bir plan olduğunu söylüyorlardı. Bizse durun bakalım diyorduk.
Çünkü öncesi Gali planından hatırlıyorduk. Daha bir öncesindeki 1977-79 Doruk Anlaşmalarından…
Hatta 1960’lar Kıbrıs Cumhuriyetini çok iyi anımsıyorduk çünkü o yıllarda bugünün gençlerine nazire “gençtik.” Heyecanlarla uçar, hayallerle doyardık.
Geçen gün bilmem kaçıncı kez yine düşündüm: “Bu adada bir ömür yedik. Sonuna geldiğimiz anlık durakta hep “vuslata kaldı” dediğimiz çözümü giderayak umut edelim mi?
Ki hep o umutla yaşadıydık. Şimdi yeniden şırınga ediyorlar. “Çözüm kapının ardında!” “Referandum” lafına çoktan sardılar…
Böylesi umut yolculuklarından bıkıp usanmış da olsak yarın bu konuya devam edeceğiz.. Çünkü AB’li Barosso’sundan Yunanistanlı Bakayonni’ye, İngiltere’sinden BM’lere kadar bir “memnuniyet, bir teşyiler…” Görüşmeler sürecine bayılmışlar, ha çözüm oldu ha olacak!
Bense eşe dosta soruyorum: “Bugüne kadar görüşmeler devam ediyor. Allahasen çözüme ilişkin ne olduğunu, nasıl mutabakata varıldığını, nerede ilerleme olduğunu söyler misiniz?”
Cevapları hep ayni oluyor: “Ama söylüyorlar, açıklamalar yapıyorlar hatta referndumdan bile söz ediyorlar”
Halk “uyutulma” dönemine sokuluyor… Yapay umuda beleniyor. Sendikalar alkış tutuyor, bugüne kadar “düşünmek” yerine “düşünenlerin” söyledikleriyle yön yordam bulan insanlar çözüme inandırılmaya çalışılıyorlar.. Göreceğiz!
BUNDAN GÜZELİNİ TASAVVUR EDEMEZDİM: Ondan önce “eşeklere” kurban giden gencin hazin sonuna bir mim koyayım. Bu eşekler uğruna yarap ne güneşler batıyor mu diyeyim! Abartılı bir vurgu. Ancak o eşeklerin bile anayollara çıkmalarını engelleyemeyen düzenler pespayelğinde çağrışımı bedava olmaz mı? “Trafiği nasıl halledecekler!” Geçelim.
…Gazetelerde haberlerini fotoğraflarını gördüm. Kıbrıs Türk Avcılık Federasyonu ile ilgili Bakanlık arasında varılan işbirliği sonucunda “Doğaya bir damla su” sloganı ile 23 yere “suluklar” kondu. Kuşlar, yabani hayvanlar, kısaca bilumum canlılar artık resimlerinden gördüğümce çok da doğal olan bu suluklarla bulacaklar yaşam haklarını.
Sevindim. Çünkü kaç zamandır kurak çorak ülkede çift çift uçan kumruların, güvercinlerin, hatta her devrede zararlılar sınıfına itilmiş kargaların, serçelerin nasıl gözlerimizin önünde patır patır düşerek öldüklerini görüyordum. Bir damla suya hasret bu hayvanlar her ne kadar keklik tavşan efkârında düşünülmüş, günü geldiğinde avlanmaları için yaşamaları gerektiği için suya kavuşturulmuş da olsalar; olay hem güzel hem inancıl. Hatta 23 yere değil, yüzlercesiyle her yere yapılmalı bu suluklardan. KKTC dediğiniz bu coğrafyada insanlara yar olunmadı, bari hayvanlara himmette buluna.
Avcılık Federasyonunu can’ı gönülden kutlarım. En azından “vermeden almak hükümete nazire Allah’ın hakkıdır” diyebildiler. Avladıkları kuşlarla hayvanların yaşama hakkı olduğunun imanında, onlara, daha azizi yok, suluklar yaptılar.