Mustafa Kemal Vahdettin’e sormadıydı: “Sultanım, ben İstiklâl Savaşı’nı başlatıyorum, iznin var mı?”
Atatürk Cumhuriyet’i kurarken “hele bir halka soralım. Halifeliğe dayalı padişahlığı mı yoksa Cumhuriyet rejimini mi istiyorsunuz?” Tabi ki referandum da yapmadıydı! Devrimlerini gerçekleştirirken de eski yazı yeni yazı, kılık kıyafet, medeni kanun, laik devlet… “Kabul mü değil mi” diye sormadıydı. (Sorsaydı tek devrimi gerçekleşmezdi. Ki aradan seksen yıl geçti hâlâ laik Türkiye tartışılıyor!)
Tabi Atatürk halkı temsil eden Kongreler, sonrasında ise Meclis’le birlikte hareket ettiydi. Tutun ki “Ulusal Dava” bunu gerektiriyordu, gereken Atatürk tarafından yapılıyordu.
ATATÜRK TÜRKİYE’SİNİ NİÇİN HATIRLADIK: Çünkü artık bu adada nasıl bir mücadeleyi niçin vermekte olduğumuzu bilemiyoruz. Bilemiyoruz çünkü koskoca Türkiye’nin bir Atatürk’ü vardı, bizdekiler tümen tümen! Her biri kendi kafasındaki beyin çapına göre birer “vatan kurtaran aslan!” Onlar bazan lider, bazan “başlar!” Kimileri TMT’den terhisli kimileri KÖGEF mezunu! Bazıları komünizmin aşkında “izm”lere yenik düşerken kapitalizmin şah damarında atan “globalizm” savunucuları, kimileri Rum-Türk yoktur Kıbrıslı vardır” diyecek kadar büyük barış yanlıları!
Bizde bir Atatürk yok! Ulusal dava da yok!
Ya ne var? İşte o yukarıda kısaca vurguladıklarımız!
ŞİMDİ GÖRÜŞMELERE BU YARGIDAN BAKALIM. Umutlar büyük. Nereden mi anladık. Kıbrıs’a kepçe olan kaç siyasi lider, kaç ülke varsa, süreçten duyduğu memnuniyetlerini açıklamalarından!
Pekala ne oldu 25 Temmuz görüşmelerinde de bu kadar mutlu olundu? Talat’la Hristofyas’ın Eylül’de kapsamlı görüşmeler için yeniden bir araya gelecekleri konusunda mutabakata varmaları bir, iki liderin masada hangi çözüm şekli kararına varırlarsa varsınlar, iki halkın “evet- hayır” demeleri için referanduma götürülmesi iki.
Hiçbir şeyden korkmuyoruz, işte bu referandumdan korktuğumuz kadar. Orada “hayır” da vardır, “evet” de. Tek bir şey yoktur. “Ulusal Kıbrıs Türk davası.” Onun yerine “tek egemenlik de vardır tek yurttaşlık da! Ortak vatan Kıbrıs da vardır dolayısıyle Kıbrıslılık da! Rum çoğunluğuna dayalı siyasi eşitlik de vardır, dışişleri, maliye, ulaşım, çevre gibi devlet organlarında oluşturulacak birleşik Kıbrıs tasavvuru da. 1960’ların üniter Kıbrıs’ına dönüş de vardır 1977-79 Doruk anlaşmaları ahkâmı da…
Tek bir şey yoktur: “KKTC!” Yani, iki kurucu Devlete dayalı çözüm dendiği halde Kuzey’de olmadığı, bundan sonra da “geçici olarak siyasi nedenler tepkilerinde ilan edildiydi zaten Denktaş’ın malıdır” dedikleri olmayan Devlet!
BÖYLESİ Mİ ÖYLESİ Mİ: Daha kapsamlı görüşmeler başlamadı. Masada siyasi ve hukuki anlamda nasıl bir çözüm olmalıdır tartışmalarına girilmedi. Rum’un Kırmızı çizgilerinden vaz geçip geçmeyeceği, Türk’ün, Erdoğan patentli “olmazsa olmazlarının” kabul görüp görmeyeceğinin bilinmediği ve daha işin başındayken, ortaya “referandum” kondu!
Neden? Görüşmeler devam ederken, “eğer söylenecek sözünüz, eleştirisel bir görüşünüz varsa referanduma saklayın. Beğenmezseniz hayır deyin. Beğenirseniz evet!” Bundan daha demokratik, insan iradesine daha saygılı ve hukuki bir başka siyasi değer mi vardır? Bunu kullanıyorlar, ve insanları böyle kandırıyorlar! Ki bu flimi Annan planı referandumunda seyrettiydik. Halkı çözüm ve AB üyeliği ile kandırdılardı. Kuzey’e dönecek olan Rum ahaliye, yeniden yerleşeceği köylere, seçme seçilme haklarına, askerin 1960’lara dönüşle sembolik olarak adada kalacağına, “yerleşiklerin” gideceğine hiç aldırılmadan, Karpas’da, Lefkoşa sırtlarında, Güzelyurt’ta yapılacak havuzlu yerleşim yerleriyle villalara sarılmış cilalı yalanlarla halk referanduma uydurulmuştu! TC’liyi bile kandırmışlar dönerseniz her birinize onar bin yuro var demişlerdi. Paraya bayıldılardı, oyları hep “evet” çıktıydı!
TEZGÂH YENİDEN KURULDU: Hazırlanın, flimi tekrar seyredeceksiniz: Barış, çözüm, AB üyeliği, iş aş para, köyler kentler hanlar hamamlar… Hazırlanın referanduma.
Ha, ne diyecek “hayırcılar?” “Ya Devlet, ya Devletimiz?” Ulusal davanın olmadığı yerde zaten Devlet de yoktur. Boşuna çığlık!
İşte Yine O Referandum Yutturmacası
Mustafa Kemal Vahdettin’e sormadıydı: “Sultanım, ben İstiklâl Savaşı’nı başlatıyorum, iznin var mı?”
Atatürk Cumhuriyet’i kurarken “hele bir halka soralım. Halifeliğe dayalı padişahlığı mı yoksa Cumhuriyet rejimini mi istiyorsunuz?” Tabi ki referandum da yapmadıydı! Devrimlerini gerçekleştirirken de eski yazı yeni yazı, kılık kıyafet, medeni kanun, laik devlet… “Kabul mü değil mi” diye sormadıydı. (Sorsaydı tek devrimi gerçekleşmezdi. Ki aradan seksen yıl geçti hâlâ laik Türkiye tartışılıyor!)
Tabi Atatürk halkı temsil eden Kongreler, sonrasında ise Meclis’le birlikte hareket ettiydi. Tutun ki “Ulusal Dava” bunu gerektiriyordu, gereken Atatürk tarafından yapılıyordu.
ATATÜRK TÜRKİYE’SİNİ NİÇİN HATIRLADIK: Çünkü artık bu adada nasıl bir mücadeleyi niçin vermekte olduğumuzu bilemiyoruz. Bilemiyoruz çünkü koskoca Türkiye’nin bir Atatürk’ü vardı, bizdekiler tümen tümen! Her biri kendi kafasındaki beyin çapına göre birer “vatan kurtaran aslan!” Onlar bazan lider, bazan “başlar!” Kimileri TMT’den terhisli kimileri KÖGEF mezunu! Bazıları komünizmin aşkında “izm”lere yenik düşerken kapitalizmin şah damarında atan “globalizm” savunucuları, kimileri Rum-Türk yoktur Kıbrıslı vardır” diyecek kadar büyük barış yanlıları!
Bizde bir Atatürk yok! Ulusal dava da yok!
Ya ne var? İşte o yukarıda kısaca vurguladıklarımız!
ŞİMDİ GÖRÜŞMELERE BU YARGIDAN BAKALIM. Umutlar büyük. Nereden mi anladık. Kıbrıs’a kepçe olan kaç siyasi lider, kaç ülke varsa, süreçten duyduğu memnuniyetlerini açıklamalarından!
Pekala ne oldu 25 Temmuz görüşmelerinde de bu kadar mutlu olundu? Talat’la Hristofyas’ın Eylül’de kapsamlı görüşmeler için yeniden bir araya gelecekleri konusunda mutabakata varmaları bir, iki liderin masada hangi çözüm şekli kararına varırlarsa varsınlar, iki halkın “evet- hayır” demeleri için referanduma götürülmesi iki.
Hiçbir şeyden korkmuyoruz, işte bu referandumdan korktuğumuz kadar. Orada “hayır” da vardır, “evet” de. Tek bir şey yoktur. “Ulusal Kıbrıs Türk davası.” Onun yerine “tek egemenlik de vardır tek yurttaşlık da! Ortak vatan Kıbrıs da vardır dolayısıyle Kıbrıslılık da! Rum çoğunluğuna dayalı siyasi eşitlik de vardır, dışişleri, maliye, ulaşım, çevre gibi devlet organlarında oluşturulacak birleşik Kıbrıs tasavvuru da. 1960’ların üniter Kıbrıs’ına dönüş de vardır 1977-79 Doruk anlaşmaları ahkâmı da…
Tek bir şey yoktur: “KKTC!” Yani, iki kurucu Devlete dayalı çözüm dendiği halde Kuzey’de olmadığı, bundan sonra da “geçici olarak siyasi nedenler tepkilerinde ilan edildiydi zaten Denktaş’ın malıdır” dedikleri olmayan Devlet!
BÖYLESİ Mİ ÖYLESİ Mİ: Daha kapsamlı görüşmeler başlamadı. Masada siyasi ve hukuki anlamda nasıl bir çözüm olmalıdır tartışmalarına girilmedi. Rum’un Kırmızı çizgilerinden vaz geçip geçmeyeceği, Türk’ün, Erdoğan patentli “olmazsa olmazlarının” kabul görüp görmeyeceğinin bilinmediği ve daha işin başındayken, ortaya “referandum” kondu!
Neden? Görüşmeler devam ederken, “eğer söylenecek sözünüz, eleştirisel bir görüşünüz varsa referanduma saklayın. Beğenmezseniz hayır deyin. Beğenirseniz evet!” Bundan daha demokratik, insan iradesine daha saygılı ve hukuki bir başka siyasi değer mi vardır? Bunu kullanıyorlar, ve insanları böyle kandırıyorlar! Ki bu flimi Annan planı referandumunda seyrettiydik. Halkı çözüm ve AB üyeliği ile kandırdılardı. Kuzey’e dönecek olan Rum ahaliye, yeniden yerleşeceği köylere, seçme seçilme haklarına, askerin 1960’lara dönüşle sembolik olarak adada kalacağına, “yerleşiklerin” gideceğine hiç aldırılmadan, Karpas’da, Lefkoşa sırtlarında, Güzelyurt’ta yapılacak havuzlu yerleşim yerleriyle villalara sarılmış cilalı yalanlarla halk referanduma uydurulmuştu! TC’liyi bile kandırmışlar dönerseniz her birinize onar bin yuro var demişlerdi. Paraya bayıldılardı, oyları hep “evet” çıktıydı!
TEZGÂH YENİDEN KURULDU: Hazırlanın, flimi tekrar seyredeceksiniz: Barış, çözüm, AB üyeliği, iş aş para, köyler kentler hanlar hamamlar… Hazırlanın referanduma.
Ha, ne diyecek “hayırcılar?” “Ya Devlet, ya Devletimiz?” Ulusal davanın olmadığı yerde zaten Devlet de yoktur. Boşuna çığlık!