1974 öncesinden beridir “en nâmüsait şartlarda” bile dilimize pelesenk olmuşluğuyla bugüne kadar taşıyıp “dediğimiz dediktir” iddiamızın hep arkasında durduk.
İddiamız şu: Rum yıllardır her sabah kalktığında Kıbrıs’ı nasıl yutacağının hesaplarını yapıp siyasi denklemler kurmakta, buna karşılık tutun ki kaybetmekten öte tırnak kadar başarısı olmamakta; Türk ise bitmez tükenmez bir arzuda ah ekonomi vah ekonomi diye uyanıp yatarken bile rüyasını görmekte fakat iki yakası bir yere gelmemekte!
Yani yaşadığımız için bildiğimizce Rum’un Enosis’i bitti derken yerine ada egemenliği oturdu, bu yollarda Kuzey’i kaybetti; Türk ise Rum siyasi hatası nedeniyle bir devrelerde olmaz gibi görülen Taksim’e Kuzey’le ulaştı fakat “askeri zaferi ekonomiyle taçlandıracağız” iddiasına karşın artık “vatanımdır” dediği coğrafyada bile adam olamadı. Kader işte!
ANCAK DURUMLAR DEĞİŞİYOR: Önce şuna bir mim koyun ancak akıllıca olsun: Rum niçin barış ve çözüm istiyor? Bildiklerimizi cevap yapalım:
Bir. AB’ye girdikten sonra çözümden kaçamadığından. İki. Yunanistan sayesinde kaybettiği Kuzey’i yeniden elde etmek istediğinden. Üç: Tüm adanın Devleti oluş iddiasını kullanarak çoğunluk egemenliğine ulaşma amacından. Dört. Türkiye’nin Kuzey’deki askeri gücüne son verecek Türkiyesiz bir Kıbrıs yaratmak hesabından. Beş. Yarım asırdır Türk halkına reva gördükleri mezalimin vicdan azabını çektikleri için artık bu adada dostça bir anlaşmaya varmak hidayetine erdiklerinden. (Bu sonuncusuna Karpas’ın yabani eşekleri bile inanmazlar!)
HAYIR, RUM BU DEĞİLDİR DİYEBİLİR MİSİNİZ? O zaman neden görüşmeler çözüm umudunda yolculuğa çıktı?
Biz sezmiyoruz ama AB fena bastırıyor çünkü Kıbrıs’ta çözüm olmadan Birliği siyasi töhmetten kurtulamayacaktır. Çünkü Rum’u AB’ye üye yazmakla çözümü değil, çözümsüzlüğü çaktı! Şimdi hatasını düzeltmek istiyor. Bildiğimizce sanılanların aksine şu sıralarda AB, görüşmelerden çözüm çıkması için hem baskı uyguluyor hem de gündeminın birinci sıralarına aldığı süreç için yoğun çalışmalar yapıyor.
KORKUMUZ DA BUDUR: Hep şikâyet ederiz. Neden siyasi çevreler ve AB Türk’ten istedikleri çözümü eşuyumlu tutumlarda Rum’dan istemiyorlar? Çünkü onların çözüm amaçları ile Kırmızı çizgileri hem hazırdır hem de makbuldür! Görüşmelere de bunlarla başladılar. Çok kısaca işgale son verecek Türkiyesiz bir Kıbrıs ve adanın yeniden birleştirilmesi.
Dikkat çekelim: İçinde ne Türkiye’nin garantisi vardır ne de siyasi eşitlik. Bizim taraf vardır diyorsa doğru söylemiyor! Kaldı ki 1974’den beridir Rum “mazlum halk” rolünü oynuyor. Öncesini hiç gündeme getirmiyor, dolayısıyle AB de getirmiyor!
Tabi adadaki Türk halkı ile Türkiye’yi de “muzaffer işgalci” esamesine düşürüp, Rum hak ve hukukunu gasbeden taraf olarak mahkûm ediyor!
Sn. TALAT MASAYA bu Rum iddialarıyla etkisindeki AB’nin tutumuna karşı iddialarla oturmadı. Barış ve çözüm için görüşme isteyen taraf olarak oturdu. Hatta bu görüşmeleri bozmamak için Hristofyas’ın tek egemenlik fikrini bile kabul etti!
Korkumuz şu: Yarın doğrudan görüşmeler söz konusu oldukta ve de Sn. Talat Kırmızı çizgilerimiz bunlardır deyip de Hristofyas tarafından kabul görmedikte, o masadan kaçan taraf Türk tarafı olacaktır! Bu ne demektir bilir misiniz? “Çözüm istemeyen Türk tarafı!” Ki kırk yıl Denktaş’a bu oyunu çektilerdi. Sonrasını hiç düşünmek istemiyoruz. Rum yine kaybeder fakat çözümsüzlüğün kahrını çekeriz!