Kıbrıs Türk halkının ne kadar çok çözüm istediğini en iyi kim bilir? Hristofyas’lı Rum bilir!
Bilir ki çözümsüzlük nedeniyledir ki hergün Güney’e aş iş para uğruna dört binin üzerinde Türk işçi geçmektedir.
Bilir ki çözümsüzlükten dolayı dünyaya açılamayan Türk halkı Rum kimlik ve pasaportu kullanmaktadır.
Bilir ki çözümsüzlüğün ve ambargoların yarattığı sıkıntılardan dolayı Türk tarafı pahalıdır, insanlar binlercesiyle her gün Güney’e akarak daha ucuz olduğu için alış verişlerini oradan yapmaktadırlar.
Bilir ki çözümsüzlük nedeniyle çaresizliğe düşmüş Türk halkı, hastahanelerinden, eğlence yerlerinden, havaalanından yararlanmakta, Türk çarşısı ise Güney’den Kuzey’e geçen beş on turistle Rum’dan iki kuruşluk alışveriş himmeti gözlemektedir!
Bilir ki kurulan görüşme masasında Türk tarafını temsil eden Sn. Talat çözümsüzlüğü çözüm yapmak için Hristofyas’ın abuk sabuk önerilerini bile sineye çekmekte, sırf sonuca ulaşılması için Hristofyas’lı Rum’un olmadık politika cambazlıklarına göz yummaktadır!
Bilir ki Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti erki elindedir, AB üyesidir, BM’lerle tüm ülkelerde tanınmışlığı nedeniyle söz ve saz hakkı vardır dolayısıyle siyaseten güçlüdür; buna karşılık Türk tarafı alnına vurulmuş işgalci ve Kuzey’i gasbedici tanımıyla çaresiz, dünyadan tecrit edilmiştir!
KISACA RUM TÜRK’ÜN NEDEN ÇÖZÜM İSTEDİĞİNİ ÇOK İYİ BİLİR: Pekala kendisi de ister mi çözümü? İsteseydi Annan planına evet derdi. Niçin demediğini artık dünya alem biliyor çünkü Rum söyleyip açıklıyor.
Bu mantık cimnastiğinden sonra yeri geldiği için hatırlatalım: Şimdilerde yeniden çözüm umuduna yatırılmış halk parça körçe fikirlerin tartışmasını yapmaya başladı. Yahut başlattılar! Diyor ki:
“Eşitlikçi federasyon oluşturulacaksa elbette ki tek kimlikli tek egemenlikli olacaktır. Mesela pasaportları ayırabilir misiniz?..” “Eğer tanınmamış KKTC vardır diye ısrar edersek nasıl federasyon oluşturacağız?..” “Tabi ki Rum’un Kuzey’deki mülkü üzerine yatamayız!..” “Elbette Kıbrıslılık kimliği olacaktır!..”
Bu minval üzere değerlendirmeler sürer gider. Ancak arada nasılsa kalmış, “Türkiye’nin garantörlüğü şarttır” inancıyla “Türkiye’siz Kıbrıs Türk halkı olamaz” görüşü, tutun ki aklıselimin bir yansıması olarak devam ediyor!
(Bunu da “zaten nihai çözümde AB üyeliği nedeniyle güvencesine gireceğimizden Türkiye’nin garantörlüğüne gerek kalmayacaktır” mantığıyla yerler, hiç merak etmeyin!)
VE RUM’A BAKALIM. İster inanın ister inanmayın. Her ne kadar 3 Eylül ve sonrası görüşmelerde ayan beyan ortalara serilecektir ama biz şimdiden yazalım. Bu Rum eğer Hz. İsa’nın barışçıl hidayetine ermemiş, “çevir öteki yanağına da vursunlar” tevekkülünü ruh hali yapmamışsa; bilin ki ne bu adada Federasyon uğruna Türk’e “kurucu Devlet” lutfunda bulunur ne de Türk’ün yüzü gözü hürmetine nüfus ve mülk çoğunluğu hilafına siyasi eşitlik bahşeder! Ne 1974’ler öncesi Kuzey’deki varlığını iki bölgelilik uğruna siler ne de iki toplumluluk adına göçmenlerinin tekrar Kuzey’e dönme olasılığını sona erdirir.
Çünkü bu Rum tüm bunları kabul etmeyecek kadar siyasi ve ekonomik güce sahiptir. Dengeyi bozan ise Türkiye’dir!
NE DEMEK İSTİYORUZ: Eğer Kıbrıs siyasi çözümü gerçekleşecekse önce adadaki Rum gücünü kırmayı zorlayacak “büyük politikalara” gerek vardır. Bu da elbetteki CTP hükümeti ile Sn. Talat’ı vurgulamaz, “büyük Türkiye” anlamına gelir. O büyüklük ne denli etkin yetkin ve dünyasal olursa, çözüm o denli istediğimiz dengelerde olur. Bugün gördüğümüz ise şudur: “Sn. Talat’la Hristofyas’ı masa başına koydular, vaziyetleri idare edin” dediler! Son söz bilmeliyiz ki Ankara’nındır! Bekleyin görürsünüz.