Önce şöyle düşünün: Yılda iki kez asgari ücreti yeniden tespit etmek için hükümetle sendikalar bir araya gelmekte, İşveren kesiminin de katıldığı tartışmarda can’ı gönülden kavga etmekte, birbirlerinin gırtlaklarını sökecek raddelere geldiklerinde üç aşağa beş yukarı “eh hallettik” deyip rahata ermekteler!
Sittin senedir yılda iki kez bu bitmez tükenmez kavgayı seyreylemekteyiz! Sonuncusu geçen gün hitama erdi, Allah kerim 2009 kavgasına!
…Şimdi soralım: CTP olarak statükoyu değiştirecektiniz. İktidar fırsatı verdiler, beklediler. Mesela dört yıldır tüm ötesini geçtik, sadece şu asgari ücret saptama olayını bir kalıcı sisteme oturtmak bile o yakınılan statükoyu devirdik iddiasına çakılan bir hükümet başarısı olabilirdi. Hayır olmadı, aksine beterin beterini
kavga haline getirdiler. (Zaten CTP’nin naturasında var bu kavgacılık!)
GELELİM ASGARİ ÜCRETE. Ne yapılırsa yapılsın, kamu görevlilerinin maaşlarını biraz daha yukarıya dikmekten öte ne işçi ile özelde çalışana bir yararı olur ne de işverene. Hele böylesi ekonomik açmazlarla sarmalanmış, ambargolarla tek nefes olmuş, piyasa hareketi olmayan, sigortalı kadar kaçağının da çalıştığı bizim gibisi devlette tutun ki o asgari ücret laf ola beri geri oluştan öte değil!
Buna karşılık hiç mi çözümü yoktur? Bir devrelerde zannedersem Necdet Ergün de önerdiydi. Bu memlekette bırakın asgari ücreti çok üzerinde ücret verebilen ve vermesi gerekirken kendini asgari ücretle sınırlayıp “vermeyen” müesseseler de vardır, saptananı veremeyecek olan küçücük işletmeler de.
Asgari ücreti talep etmeden “zaten evde oturuyoruz” deyip altında bir ücretle çalışmaya hazır olan gencecik kızlar erkekler de vardır, mevcuda, “akmazsa damlar” diyerek katlananlar da…
Kısaca memleketteki bu ekonomik koşullarda elmalarla armutları ayni potaya koyamazsınız. Bir bakkal dükkânı ile anlı şanlı bir süper mareketi yahut bir sanayi tesisi ile sokak arasındaki bir berberi ayni asgari ücret yükümlülüğü altına sokamazsınız…
O zaman Ergün’e dönmek gerekirse işyerlerini “katagorilere” ayırmak gerekecektir bir, son zamanlarda Sendikaların, sendikalaşma ve toplu sözleşme olmadan asgari ücret tutsaklarının hak hukukunu kimseler sağlayamaz önerilerine kulak verilecektir, iki.
Kaldı ki ortada bir de Tek Sosyal Güvenlik Yasası vardır. Çarkları ne zaman döner bilmiyoruz ama onca destek alkış almasına “kamu ile özel sektör arasındaki maaş ve özlük haklar anomalisini kaldıracaktır” umutlarına karşılık; şimdilerde anlıyoruz ki “yirmi yıl bekleyin ki göresiniz” oluverdi! Bu da sürgit ücret ve çalışma kavgalarının devam edip gitmesi demek oluyor, halkı bu alıştırdılar!
MAZARET DEĞİLDİR
Baktık, kendilerini bildik bileli “politikacı” kimliğini taşıyan ender kişilerden birisi olan ve iktidar olmadan önce halktan yana halk için muhalefetin bayraktarlığını yapan, Sol dendi miydi adı listenin başına yazılan Sn. Başbakan Soyer (keşke yine muhalefette olsaydı) açıklaması ile manşete kurulmuş. Diyor ki “Ne yani hem Hummer’e binecek hem 40 cc’lik son model lüküs arabalarda carta çekeceksin de vergisini mi ödemeyeceksin!” İşin kısası karar verdi, Sn.Başbakan bu memleketin insanlarını terbiye edip hizaya getirecek!
AMMA VE LAKİN: Siz iktidara dün gelmediniz ki. Eğer memlekette safariye çıkmış gibi Hummerler dolanıyorsa, lüküs arabalar en uzak mesafesi bir saatlık olan coğrafyanın yollarında “bende var sende de var mı, çatlayın” havasını atıyorlarsa, eğer 2003’de kendi açıklamalarıyla sayıları otuz olan müteahitler 2007 yılında bini aşmışsa, havuzlu villalarda patlamalar, kumarhanelerde artışlar, kredi kartları nedeniyle her ay 250 milyon YTL’nin yüz milyonu aşkın kısmı bankalara borç taksidi olarak akıyorsa falan…
“Yaratıcısı da sizsiniz, yaratanı da!” Kaldı ki 2008 mali yılında maaşları dondurdunuz fakat zam üstüne zam basıyorsunuz! Kimin boynu kalıyor altında? Gelelim Hummer hikâyesine. Kıbrıs Türk halkının aynalarda yansıyan şekli ile şemaili değildir. Bunu en iyi bilmesi gereken de Sn. Başbakan Soyer’dir!