Rum, “Çalışma Komitelerinde” mutabakata vardık denilen konuları kendi içindeki üst düzey murakabe birimine götürmekte, orada “Helen çıkarlarına aykırı olacaklar” kabulümüz değildir” hükmünde safdışına itilmekteler… Zaten yeni bir açıklama yaptılar, bugüne kadar görüşülenler enten püften konuları içeridyodu, asıl zor olanları bundan sonrası… Tabi bu arada Baş Papas Hrisostomos’un Hristofyas’la görüştükten sonra “bilmediğim konularda beni aydınlatı, endişelerim ortadan kalktı” demesi var. Nedir bilen yok! (Rum basın haberleri öyle.)
Buna karşılık Sn. Talat mesela geçtiğimiz gün sabah kahvesini içti, fincanı tabağına ters çevirdi, bir süre bekledikten sonra aldı, akan telvelere bakıp tefsirini yapmaya başladı:
“Yeterli birikim var. Yıl sonuna kadar ilerleme, 2009 başında da çözüm bekliyorum. Zaten çözüm olacaksa kısa sürede olacak. En uzak olduğumuz konu mülkiyet… En zor, en çok endişelediğim konu…” (Ötesinden hiç endişeleri yok, kahve telveleri öyle gösteriyor!)
Bizse yine söyleniyoruz: Hristofyaslı Rum ne diyor Sn. Talat ne söylüyor! Kaldı ki tüm ötesi söylenip açıklananlar da zıtlıklar külliyesi. Öyle de oldu muydu soru kendiliğinden geliyor. “Hangisi doğru hangisi değil? Kime inanalım kime inanmayalım?”
Hoca da bir süreliğine eşeğini isteyen komşusuna yoktur derken ahırdan anırma sesi duyulur. Komşu, işte eşek içerde der, Hoca bana mı inanacaksın yoksa eşeğin anırmasına mı” cevabını verir. Teşbih, sümme haşa hiçbir art niyet taşımıyor. Ancak son zamanlarda daha sık söyler olduk. Bir lase yaptığınız açıklamaları tasavvurlarınıza göre değil, olagelen çalışmaların gerçekleri içinde yapın çünkü iki halkı da budala yerine koymayı çağrıştırıyor.
GÜNÜ BİRLİK LÂK LÂKLÂR
Kuralık olduğunda susuzluğa çareler gündeme gelir. TC’den borularla akıtılacak suların hamaset nutukları atılır, denizden arıtılacak suyun şarkıları söylenir. Kış bastırdı mıydı başlar bulutlara doğrulur, yağsın dualarında yaz’a Allah kerim denir!
Trafik aldığı her candan sonra “yapılmalı edilmeli” temennilerine toslar. Zaten artık alışıldı, öyle bir iki kişinin kazalarda ölüp gitmesi olay olmaktan çıktı, beklenir ki ölünecekse yollarda, onlarcası ölüne ki üzerine yeniden konuşulmaya !
Her yaz mevsiminde neden bu memlekete turist gelmediğinin incileri döktürülmekte, mevsim geçip gitti miydi incili sözler bitmekte!
Mağusa limanı rıhtımdan ibaret kaldı. Ziyaretine Cumhurbaşkanı da dahil gitmeyen kalmadı, kesinlikle ele alınacak dendi, hâlâ beklenilmekte! Ta ki Rıhtım da gide!
İnşaat sektörü hazineye para pompalarken Devlet iyiydi meselesi yoktu.. Vakta ki battı ve de hazineyi de batırdı sorun oldu! Şimdi türlü çeşitli suçlamalarda niçin sorun olduğu söylenmekte!
Eşeklerin korumasından, taşocaklarına varıncaya kadar doğanın “çevre” adlı olayı, denizlerin kaplumbağaları, avcıların keklik tavşanları hep sorun ya! Çözüleceklerine beter olmakta!
Ötesi uzar gider. Ki şimdi de gündeme “yangın” girdi. Bufavento’da zaten memleketin ne kadarcık ormanı ağacı var, yüz dönümü aşkın alan yanıverdi. Dolayısıyle şu birinci büyük yangından sonra yeniden gündeme geldi: “Söndürülmeleri için donanım ister. Su taşıyacak helikopter ister. Yirmi dört saat görevde olacak ekipler ister. Sıkı denetim ister, sürekli yayınlarla uyarılar ister…” Bu son yangınla birlikte yeniden akla geldi ki “hepsinin de çoktan olması gerekirdi fakat olmadı!” İnşallah bir üçüncü belki dördüncü büyük yangından sonra belki olur!
Ha, ekleyelim: Sırada çok şeyler var. Kredi kartları olayı. Bugüne kadar görülmedik oranda haciz fırtınası. Böyle devam ederse hazinenin cari açıkları asla kapatamayacağı bir yana daha beter açacağı. Alış gücünü daraltan maaş dondurmaları ile sürekli zamların, piyasayı da etkilemeye başladığında ekonominin içine düşeceği vahim durum… Şimdilik ve hâlâ pilav su kaldırıyor. Kıvama geldiğinde yine konuşuruz da Sn.Başbakan’ın lâfı hazır: “Vermedi mabut neylesin Sultan Mahmut!”