1974 Barış Harekâtı sonrası pek çok şey söyledikti. Bunlardan bir tanesini bugünlere kadar ayni görüşle taşıdık. Diyorduk ki o yıllarda Türkiye ilk kez misak’ı milli sınırları dışındaki bir Türk halkı için savaştı, zafere ulaştı. Dünyada ilk kez Türkiye dışında bir Türk Devleti oluştu. (O dönemlerde ne Sovyetler’de kurulan Türk Cumhuriyetleri vardı ne de Balkanlar’daki Türk halkının kaderi gündeme geldiydi.)
“Olay büyüktür” dedikten sonra sürekli şunları yazıyorduk: “Türkiye Kıbrıs’la bir sınav veriyor. Büyüklüğü ile zaferinin akı olması gerekir. Adada sağladığı can mal güvencesinin yanısıra yaratacağı Kıbrıs Türk’ü ile dünyanın gözüne “işgalci” oluşunu değil, ne kadar barışçı ve çözüm yanlısı olduğunu sokmalıdır…
BAŞARILDI: Ne osmanlı ne de İngiliz döneminde Kıbrıs Türk halkı 1974’den sonra ulaştığı barış, refah ve büyümeye ulaşmadıydı. İşçiydi patron oldu. Önce İngilizin sonra Rum’un monopolündeydi, kurtuldu. Yoksuldu TC’nin Türkler’ini de aşarak belirli bir refaha ulaştı. Hep korkuyordu can mal güvenliğine kavuştu. Cemaattı Devlet oldu…
FAKAT Tüm bu büyük başarılarılarla yeniden varoluşu “çözümle” perçinlemek gerekirdi, olmadı! Aksine gitgide kronikleşmiş bir çözümsüzlüğün içine düşüldü. Şimdi yeniden eski defterleri açıp Ankara’yı töhmet altına sokacak olayları okuyacak değiliz. Nankörlük olur çünkü öncelikle bir kısım Kıbrıs Türk insanı çözümsüzlüğü tepe tepe kullanarak ganimet ekonomisinden rant ekonomisine, Devletine sahiplik koyma beceriksizliğinden olmadık hayali çözümler peşinde koşturmaya varıncaya kadar her türlü siyasi basiretsizliğin iradesi durumuna geldi!
Ankara’nın bu süreçte tek hatası siyasi partiler ve gelip giden iktidarlar üstünde bir milli dava olması gereken Kıbrıs’ı, zaman içinde Meclis kararlarına karşın Hükümetler inisyatifi düzeyine indirmesi oldu!
Tabi ki bilinmedik şeyleri yazmıyoruz. Fakat ortadan kalkmadıkları için tekrar etmek zorunda kalıyoruz. Ve bu son aşamada diyoruz ki son yansıması elan süregelen görüşmeler olmaktadır.
Çünkü bu görüşmelerde 1974 sonrasından bugünlere dek geçen otuz dört yılda dünyada ilk kez Türkiye dışında yaratılan Kıbrıs Türk Devleti yoktur! Arızalı da olsa Türk insanının patronluğu ile sahipliği de yoktur! Egemenliği ile özgürlüğü ise Rum’la paylaşıma konacak bir tasavvura yatırılmıştır. Hatta bu görüşmelerde Türkiye’nin güvencesi de yoktur!
O ZAMAN SORMAZ MISINIZ: Bu görüşmelerle çıkılan yolda ne vardır? 1974 Barış Harekâtını kaçınılmaz yapan 1960’lar ahkâmına dönmek vardır! 1974 sonrasında yaratılan KKTC’nin ilgası vardır! Ayrı bir tartışma konusudur ama üzerine yaptıklarımızla yarattıklarımızın bedelini asla ödeyemeyecek 1974’den kalma Rum mülkünün peyderpey iadesi vardır! Kısaca kurulduktan sonra, yıkılmasına cevaz verilmeye çalışılan Türk Devleti” vardır! Pekala soralım: Çözüm uğruna bunlar olmalı mıydı?