Allah günahımı bağışlar mı bilmem. Ancak kafama yapıştı çıkmıyor, “bal tutan parmak yalar” diyorum. Ve gelip giden iktidar kodamanlarına hep bu kem düşünceyle bakıyorum. Nitekim çok partili demokratik düzene geçtik dediğimiz yıllardan bugüne ve görüp ellediğimizin somut örneklemesinde mesela diyorduk ki “milleti yücelteceklerine önce kendilerini nasıl yücelteceklerinin gailesine düşüyorlar, maşallah bir lokma bir hırka girdikleri Meclis’ten, ağalar paşalar gibi çıkıyorlar!”
Günahı boynuma! Amma ve lakin milletle memleket batarken “onlar” şişinip gelişiyorlarsa var bu işte bir hikmet demez misiniz?
Nitekim vakti zamanında her halde ucundan kıyısından yalayamadığımızın husumetinden olacak olayın peşine düştüydük ve de “nereden buldun” diye sorulması gerektiğinin en ateşli savunucusu olduyduk. Yetmediydi önümüze gelen ekabire sorduyduk: “Neyin var nereden buldun?”
Kimileri, inanmayacaksınız ama temaslar yahut toplantılar yapmak için görevle gittikleri dış ülkelerde döviz babında aldıkları harcırahlardan tasarruf yaparak sermaye oluşturduklarını, kimileri Rum’un emlâki üzerine oturup ev bark derdinden kurtulduklarını, kimileri maaşlarının yüksekliği nedeniyle yakalarını bir araya getirdiklerini anlatıp bizi susturmuşlardı!
OYSA BİZ BAŞKA ŞEYLER DUYMAK İSTERDİK: Kim söyler? Mesela Sn. Başbakan söyler: “Nerede zam zum orada ham hum.” Nasıl olur hâlâ bilmiyoruz ama dünün muhalefet başı bugünün Başbakanı söylediyse vardır bir hikmeti.
Ne var ki söylenmeden olanları da var. “Nerede ihale orada yeme! Nerede “yık yap, yap yık” orada şaibe! Nerede Rum malı orada rantı! Nerede teşvikler kredilendirmeler orada alevere dalevereler, falan!
Nitekim gümrüklere kadar musallat olmuşlukta yetki sahibi tepenin adamı, “bir imza, avantadan cebe konacak şu kadar para” diyordu yıllar önce kulağıma eğilip fısıldarken! Tutun ki ve hâlâ “devlet malı deniz yemeyen domuz.”
ŞİMDİ SADEDE GELELİM: Halkın diline elektrik zamları ile şu arabaların artan harçları pelesenk oldu ama sorun bunlar değil. Sorun cari giderlere yapılan zamlarla dolaylı vergilerin bilumum emtia ile hizmetlere de zam olarak yansıması. Yani zamlar yeni zamları tetiklerler.
KKTC bugünleri yaşıyor. Londra’dan gelen yurttaşlar şaşkın şikâyet ediyorlar: “Bir porsiyon kebap otuz lira, bir tavuk yirmi lira… Nedir bu kazık!” Ki hatırlatalım, haberlere göre İngiltere de çok pahalı olmuş ancak KKTC’yi bir türlü geçemiyor!
Artık olay faciaya dönüşmüş, tutun ki zam zum konusunda son sözü söyleyecek bir “Şöför Okulları Birliği” bile devreye girerek, “bakın diyor. Zamlar hesap kitap işidir. Yaz boz tahtası değildir!”
Doğru. Mesela şimdi de Gürcistan olayı nedeniyle petrol fiyatları istikrarsızlığını korurken Hükümet “akaryakıt fiyatlarında indirim yapıyor, bunun nedenini de düşen petrol fiyatlarına bağlıyor!”
Oysa akaryakıttaki dört kuruşluk indirim öylesi hesap kitap işi değil, tepkiler karşısında tornistan etmektir. Ki indirim olmasa da olurdu çünkü herkes biliyor ki ham petrol fiyatları bugün düşse yarın yükselmekte. Ama işte o Şöför Okulları Birliği dedi ya, yaz boz tahtası. Buna da Devlet yönetimi adı veriliyor…
NEYSE: Sadede gelelim dedikti hâlâ gelemedik! Diyeceğimiz şu: Elbette politikacı bir meslek erbabıdır. İçinde kısaca vatan millet Sakarya ve kurtarıp Devleti ihya etmek vardır. Oysa otuz dört yıldır Devlet her devrede satılığa amade pazarlıklarda, hükümetleri sayesinde zaten batırılıp batırılıp tutun ki Ankara tarafından son anda kurtarılmakta fakat bilerek ve halktan oy isteyerek vatanı milleti ihya etmek iddiasında iktidara gelen politikacılar tam zıt yörüngede semizleşip gelişmekte! Vardır bir hikmeti, ama ne?