1972’lerde Muratağa’da öğretmendim. Mağusa’da kalıyordum ve ulaşım yertersizliği nedeniyle her sabah okula saat altıda gitmek zorunda kalıyordum. Tek odadan ibaret okulda altı sınıfı oluşturan yirmi öğrencim vardı. Tümü de başarılıydı. 1974 Barış Harekâtında yakın köyün Rum milisleri işte bu öğrencilerimin yirmisini birden “toplu katliamlar” yaparak şehit ettilerdi. Acısı yüreğimi yaktığından yıllarca Muratağa yolundan geçmedim. Yıllar yıllar sonra uğradığımda bir “şehitlik” oluşturulduğunu fakat yirmi öğrencimin hatırasında yaşaması gerekirken bazı köylerde olduğu gibi birleştirilmiş okullar nedeniyle muratağa okulunun da terkedilmişliğinin kaderinde viraneliğe dönüştüğünü gördüm, ağladım!
Sonradan Ekrem Atlı, Ahmet Aşır gibi duyarlı ve milliyetçi insanlar şehitlerimize vefa ile mücadele tarihimize kazınması gerektiğine olan inançlarında, Muratağa’da hem bir müze oluşturdular hem de Toplu Mezar’ın bulunduğu yeri yeniden düzenleyerek çevresini ağaçlandırdılar.
Geçtiğimiz 14 Ağustos’da işte “orada” Rum’lar tarafından katledilip topluca çukurlara atıldıktan sonra üzerlerine topraklar yığılan Muratağa, Sandallar, Atlılar şehitlerini anma töreni vardı.
Her yıl biraz daha ilgi ve önemden düşürülerek nihayet olanca “Devlet ricalinin, siyasi partilerin, STÖ’lerinin “nâmevcut” olduğu bir tören yapıldı. Katılanlar şehit yakınları ile 1. Cumhurbaşkanı Sn. Denktaş ve KTBK komutanı Hilmi Akın Zorlu’ydu. Ötesi yoktu!
BU NASIL BİR TÖRENDİR Kİ: Ve nasıl bir vefadır ki “tarihi tarihten siliyorlar!”
Törende bir protokol sırası tartışması yaşanmış. Haberleriyle medyaya oturdu. Fakat kimse sormadı: “Şehitlerin anılması için yapılan törende neden Devlet yoktu.” Ha, vardı. Mağusa Kaymakam yardımcılığına kadar düşürülmüş temsilcisi ile!
Ki orada Cumhurbaşkanı olacaktı. Meclis Başkanı, Başbakan, Bakanlar, Bürokratlar, Daire Başkanları, Siyasi Partiler, STÖ’leri dolayısıyle yoğun katılımlarıyla ve de halk.
Yoktular! Her yıl böylesi tören ve kutlamalar günleri söz konusu oldukta biraz daha azalarak ve uzaklaşarak eksiliyorlar! Siyasi kafalarına sığdıramadıkları anlayışlarından mıdır bilinmez, tutun ki böylesi törenlerin iki halk arasında husumeti artırdığını zannediyorlar! Gerçekten öyle mi bilmiyoruz. Fakat şunu çok iyi biliyoruz.
İSTER İNANSINLAR İSTER İNANMASINLAR. Bu törenlere katılmak zorundadırlar. Yetki ve sorumluluk taşıyan “makamları” ötesi tüm protokol içerikli olaylarda olduğu gibi bunu da emreder. Çünkü Bunlar için herkeslerden daha fazla maaş alırlar. Bunlar için imtiyazlı sınıflıdırlar. Dokunulmazlıkları bunlar için, korumaları, şöförlü arabaları, bunlar için emirlerine amade kılınmaktadırlar. İşleri bunlardır. Memleket yönetirken, evet günü saatı geldiğinde törenden törene de koşacaklar, hazır ve nazır da olacaklar.
Hele söz konusu “Atlılar, Muratağa, Sandallar Şehitleri” oldukta. Kıbrıs Türk halkının kara bahtlı kaderine “toplu mezarlarıyla” kazınmış böylesi bir mücadele tarihine katılmamak ne demek! Hele “temsilcimi gönderdim” ne demek? Ki zaten yapacak işleri kalmadı, yaptıkları ise felâket; bari bu görevlerini olsun yapısınlar ki “halkım” dediklerinin bir nebzecik helâlliğini alsınlar!