Sorun çok! Konuşup anlatmaya başladınız mıydı saatler dar gelir, yazsanız sayfalar yetmez. Şikâyetlerin bir ucu Karpas’da bir ucu Güzelyurt’ta.
“Herkesin bir derdi, çözüm bekleyen sorunları vardır.” Tutun ki aş, iş, paradan start alır kansere kadar dayanır. Arasında evlad’ı ayan da vardır “ne olacak halleri” yakınmasında, iki kilo daha düşersem gailesi de vardır güzellik arayışında. Bir bardak suda boğulanı da vardır, fırtına çıkartanı da…
Kısaca kolay değildir kaygısız sorunsuz, tasasız belasız gün geçirmek. Ne derlerdi buna? “İnsanlık halleri işte!” Olmazlarsa olmazlar. Nitekim bendeniz bu durumları iyi bilir. Değil mi ki “yazıyorsunuz!” Tutun ki alemin derdiyle tasası üstümüze vazife.
Oysa adama sorarlar: “Var mı keline sürecek merhem?” “Yok” dersiniz. Cevabını yapıştırırlar: “Öyleyse önce kendi derdine çare bul, benimkiyle uğraşma!”
Doğrudur. Nitekim eskiler “herkes maliyesi kadar konuşsun” derlerdi. Bizde aksi oluyor. Maliyesi düzgün olanlar suskundur, muhtac’ı dideler konuşkan. Politikadan anlamayanlar yöneticidirler, anlayanlar yönetilenler. Akıllı insanlar mütevazidirler, dar kafalılar lafazan! Mektepliler ekonomisttirler nasihat edip ahkâm keserler, alaylılar memleket ekonomisinin kaptanıdırlar patron olurlar! Sendika nedir bilmezler sendikacı olurlar, bilenler olanların kuyruklarında giderler! Yahut bakarsınız eşeklere bir avuç arpa bir yudum su vermeyenler “ah memleketin eşekleri” derler yollara düşerler, kahırlarını çekip sayelerinde mağdur olanlar eşek düşmanları ilan edilirler.
KISACA BİR GARİP İŞTİR: Tutun ki insanlar layık oldukları yerde değiller. Oldukları yerlerde olurlarken de “Allah layığını versin” bedduaları alırlar! Mesela adam neredeyse torununun torununu kucağına alıp sevecek, politikadan anlamadığının ispatını başkanı olduğu partisini batırıp ufalayarak vermiş, hâlâ başkanlık yarışında.
Yahut Bakan olmuş yaptığı tek icraatı var: “Bakanlığının görev alanına giren mesleki zümreleri Devlet’le kavga ettirmek. Ama farkında bile değil, makam işgal etmekte!
Kimilerinin dillerine pelesenk olmuş, “reform” diyorlar, kimileri “zam yapmazsak eğer maaşları ödeyemeyiz haberiniz olsun” müjdesini veriyorlar! Hem Devleti batıran suçlu hem faturasını halka kesen güçlü! Var mı izahı?
Sendikacı taifesi bir başka. Kimisi kendini polise dövdürmek için olmadık akrobatik hareketler yapıp sopayı yeyiyor sonra “beni dövdüler” diye memleketin altını üstüne getiriyor. Yetmiyor “kahrolsun zamlar, gitsin hükümet” derken “fakat siyasi yönden desteğimiz bâkidir” açıklamasında sendikacılık incileri döktürüyor, falan…
YANİ MEMLEKET BİR ALEM: Hayır, bu alemin dışında olduğumuzu ne iddia ettik ne de ederiz. Yok birbirimizden farkımız. Ki Sn. Cumhurbaşkanı’ından başlar Başbakanımızla pekişir, Bakanlarımızla ulanır, Milletvekillerimizle şenlenir, siyasi partilerimizle renklenir, yurttaşlarla… (İşte burada duruyoruz) hepsi de allem kallem olur!
Eh bir ülkede durum vaziyetler eğer halktan sorulur diyorsanız takdiri sizindir. Ki Neyzen Teyfik de yıllar sonra Birinci Dünya savaşında iki gözünü kaybetmiş kör arkadaşına rastlar. Hoşbeşten sonra arkdaşı sorar: “Durumları nasıl görüyorsun?” Neyzen tam “karanlık” diyecek vazgeçer, “senin gördüğün gibi” der!”