Balta ve Palta!
Sadrazam, ‘Başbakan’ yerine geçerdi, eskiden...
Osmanlı döneminden söz ediyorum yani...
Ve bu görevi sürdürürken ‘sürgün’ edilen ama daha sonra yeniden ‘Sadrazamlık’ verilenlerden biri de Mehmet Paşa’dır...
“Baltacı Mehmet Paşa!”
Saray’a ilk adım atışı, “odunculuk” işiyle olmuştur ki, “Baltacı” unvanı da oradan kalmıştır zaten.
“Baltacı Mehmet Paşa” daha fazla Ruslarla savaş sırasında, Deli Petro’nun ordusunu kuşatması...
Ama yine de savaşı sürdürmeyerek, ‘barış’a imzası atması ile bilinir...
Ve aslında, “Katerina” ile yaşadığı aşkın buna sebep olduğu söylenir...
Oysa yıllar yılı, hiçbir tarihçi, “Katerina ile Mehmet Paşa”yı aynı karede buluşturan bir kesit bulamamıştır ortada...
Yani büyük ihtimalle, ‘’kuru iftira’’dır bu!..
* * *
Şimdi diyeceksiniz ki, bize ne “Baltacı”dan!..
Ama “Biz ne baltalar gördük” de diyebilirsiniz!..
* * *
Kıbrıs’ın köylerinde, ‘B’ harfinin ‘P’ olarak okunduğu kelimeler çokçadır...
İlginçtir, ‘P’ler de ‘B’ olur mesela...
“Kıbrıs ağzı”nda bir ‘kabalaşır’ bir ‘incelir’ sözcükler..
Yani “Patates” yerine “Badadez” denir ama...
“Balta”ya da “Palta” der, pekçok Kıbrıslı...
* * *
Önceki gün, mahkeme huzuruna çıkarılan “Palta” Mehmet değil Ali’dir ve muhtemelen Osmanlı torunudur...
Ali Palta, iki bin yılında adaya gelmiş, “hırsızlık”tan hüküm giymiştir.
Sonra, vizesini ödeyememiş, sınır dışı edilmiştir ama...
Bir kez daha düşer ‘ada’ya yolu, bu kez, kardeşine ait pasaportu sahteleyerek...
Ama ‘elini kolunu sallayarak’ girer adaya...
Yakalanması, pasaportun sahteliğinden değildir...
Yine ‘soygun’ yapar...
Ve hakim, 1 yıl hapse gönderir “Paltacı Ali Paşa”yı!..
Bir yıl sonrası ‘allah kerim’dir...
* * *
Bu durum, Kıbrıs ağzında “bir paltaya sap olamayanlardan bıktık usandık” diye anlatılır....
Bu öyküde “Katerina” yoktur...
Ha “Sadrazam”lar napar bu manzara karşısında...
Çok da anlaşılmamıştır...
Ama bilinen odur ki, ‘kuşatma’ altındaki memlekete, tek umut ‘barış’a atılacak imzadır...
BÜYÜKLERE MASALLAR
Bahar yine
Ünlü bir yazar bir gün bir köprü üstünde bir kör dilenci görür.
Dilenci para diye elini açar.
Kağıtta da “Ben bir körüm yardım edin” yazar…
Yazar kaç para kazandığını sorar o da söyler.
Yazar kağıdı alır ve bir şeyler yazıp gider.
Bir kaç gün sonra dilenciye tekrar uğradığında, dilenci "Ne yaptın sen öyle, para verenler 40, 50 katına çıktı" der.
Yazar:
"Kağıttaki yazıyı değiştim” der...
“Ne yazdın peki?” diye sorar kör dilenci...
Yazar okur:
“Bahar yine geliyor ve ben yine göremeyeceğim"
[teşekkürler deniz]