23 Mayıs Ortak Açıklaması ve Kıbrıs’ta Etnisite-Ötesi İttifaklar
“Liderler bugün samimi ve verimli tartışmalar yaptılar ve 21 Mart Mutabakatından sonra ulaşılan sonuçları gözden geçirdiler. İki bölgeli, iki toplumlu ve ilgili Güvenlik Konseyi kararlarında tanımlandığı şekliyle siyasi eşitliğe dayalı Federasyona bağlılıklarını yeniden teyit ettiler. Bu ortaklığın tek uluslararası kimliğe sahip olan bir Federal Hükümetinin yanı sıra, eşit statüye sahip bir Kıbrıs Türk Oluşturucu Devleti ve bir de Kıbrıs Rum Oluşturucu Devleti olacaktır.”
Yukarıda aktarılan cümleler 23 Mayıs tarihli Mehmet Ali Talat-Dimitris Hıristofyas görüşmesinden sonra yapılan Ortak Açıklamadan alınmıştır. İlk bakışta yıllardan beri söylenen ve tekrarlandıkça daha sıkıcı hale gelen bildik cümleleri çağrıştırsa da, bu cümlelerin kâğıda döküldüğü ortam ve koşullar göz önünde tutulduğunda, Kıbrıs’ta artık kolay kolay dönüşü olmayan bir yola girildiği ihtiyatla söylenebilir.
Uzun bir durağanlıktan sonra iki toplumun temsilcilerinin dünya kamuoyunun karşısına geçip “bizim ortak amacımız federal bir devlet kurmaktır” demeleri son derece önemli bir gelişmedir. Geçmişte bu doğrultuda benzer görüşlerin ifade edilmiş olması ve daha sonra da hiç bir sonuç alınmamış olması bizi umutsuzluğa sürüklememelidir. 1977 ve 1979 yıllılarında yapılan Yüksek Düzey Anlaşmaları ya da 8 Temmuz Mutabakatında Federal Çözüm’e gönderme yapılmıştı yapılmasına ama liderlerin -en azından bazılarının- bu konudaki samimiyeti her zaman sorgulanmıştı. Ayrıca, liderlerin kendileri de toplumlarına Federal Çözüm vaat etmedikleri, hatta bundan özellikle kaçındıkları da biliniyordu. Buna bir de o dönemin koşullarında uluslararası topluluğun gözünde Kıbrıs sorunun düşük yoğunluklu bir sorun olduğunu eklersek, geçmişteki durumla şimdiki ortamın arasında esaslı farkların olduğu daha açık biçimde görülebilir.
Bugün federal çözüm taahhüdünde bulunan liderler, bu anlayışlarını kendi toplumlarına anlatarak iktidara gelen, yani seçmenden bunun için oy alan liderlerdir. Ayrıca, üzerilerinde önemli bir baskı yokken, kendi tercihlerini kullanarak çözümün önünü açmak için adım attılar ve en önemlisi kendi formüllerini bizzat kendileri ürettiler. Kıbrıs’ta FEDERAL bir DEVLET kurmayı taahhüt ettiler ki, bu kanımca uluslararası topluluğun ilgisini yeniden Kıbrıs sorununa çevirmesi için yeterli bir nedendir. Nitekim 23 Mayıs tarihli Ortak Açıklamadan sonra hem Avrupa Birliği’nde hem de Birleşmiş Milletlerde Kıbrıs-eksenli bazı hareketlenmeler yaşandı. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB Dönem Başkanının davetlisi olarak Brüksel’e gitti. BM ise şu sıralar yeni Kıbrıs Özel Temsilcisini atamaya hazırlanıyor.
Adadaki iç gelişmeler de olumlu yönde seyrediyor. Kıbrıs’ın her iki kesiminde de 23 Mayıs Ortak Açıklamasına karşı eleştiriler yükseldi ama bu eleştiriler hem ikna edici olmaktan uzaktır, hem de belli çevrelerin dışında kimseyi harekete geçirememiştir. Örneğin Tassos Papadopoullos’un Dimitris Hıristofyas’a karşı yaptığı sert çıkış kendi partisi içinde bile tam destek bulamadı. Buna karşılık DİSİ bütün desteğini Hıristofyas’tan yana koydu. Kuzeyde ise Mehmet Ali Talat’a yöneltilen eleştiriler yıllarca denenmiş ve başarısızlığa uğramış olan “iki ayrı egemen devlete dayalı konfederasyon” temelinde yapılıyor ki, bunun mümkün olmadığını bu lafları edenler de biliyor.
Yukarıda sözünü ettiğimiz eleştirilere yakından baktığımız zaman, aslında Kıbrıs siyasetinde etnik kökenden bağımsız “İTTİFAKLARIN” oluştuğunu görmemek mümkün değildir. 23 Mayıs Ortak Açıklamasına karşı harekete geçen Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin aynı “ittifak” içinde yer aldıklarını söylemek abartma sayılmasa gerektir. Bu “ittifak”, çözüm karşıtı bir “ittifak” olarak karşımıza çıkıyor ve farklı argümanlarla ifade edilse de, milliyetçilik ekseninde maksimalist talepler ileri süren ortak bir zihniyetin ürünüdür. Bunun karşısında yapılabilecek en iyi şey, çözüm güçlerinin de etnik kökenden bağımsız olarak bir ittifak anlayışına yönelmesidir. Unutulmamalıdır ki, Kıbrıs’ta iki ayrı ulusal toplumun yanı sıra, etnisite-ötesi iki ayrı yapı daha vardır: Uzlaşma-Cephesi ile Ret-Cephesi.
İçine girdiğimiz yeni süreçte bu iki cephenin daha yoğun biçimde karşı karşıya geleceği kesindir. Bu yüzden Uzlaşma-Cephesinde yer alanların bir yandan kendi aralarında kalıcı bir uzlaşma sağlamaya çalışırken, diğer yandan da Ret-Cephesine karşı kararlı şekilde mücadele vermeleri kaçınılmazdır. Özellikle Kıbrıs Rum toplumu 2004 yılında yaşanılan hataları bir daha tekrarlamamalıdır.