Kapının önünde yüzlerini kaplayan o gülümsemeler ile çıkmaları ve “21 Mart süreci başladı” ilanını yapmaları öncesindeki 3.5 saatlik görüşmeye “Yeşil Ada’nın iki yoldaşı” acaba nasıl başladılar?
Ne dersiniz, şöyle bir kurgu çok mu abes kaçar?
Michael Möller: Mr. Mehmetali, dediniz, dediniz, işte sonuçta gidiyorum adadan… Bana çok önyargılı davrandınız. Hiç de Tasos’u (Papadopulos) korumaya çalışmamıştım esasında, ama sizi ikna edemedim bir türlü…
Mehmet Ali Talat: Tamam Bay Möller, geçti, bitti… Sonuçta gidiyorsunuz, iyi bir terfi de aldınız nihayette, bırak bu işleri geride kalsın… Siz mutlu, biz mutlu… Bak, Genel Sekreter’in yadımcısını beklemeden süreci başlatıp, onurunu size verdik, daha ne yapalım yani?
Dimitris Hristofyas: İyi dedin Mehmetali Yoldaş, işimize bakalım biz… Geçmiş kimseye yarar getirmez, ileriye bakalım şimdi!
Möller: Şu 8 Temmuz meselesi ve Annan belgesi konusu var… Yeni süreç başlatalım diyoruz ama, bu takıntılarınız ne olacak?
Talat: Hiç de takıntı değil canım, Yoldaş Dimitris de Annan planına “daha iyi evet demek için hayır” dememiş miydi? 8 Temmuz o aksi Tasos’u görüşme sürecine çekmek için uydurulan, içeriği olmayan bir girişim değil miydi… Amaç görüşme zemini hazırlamak değil miydi? Dimitris de görüşmeye hazırım dediğine göre, niye işi komitelere havale edeceğiz şimdi yani?
Hristofyas: İyi de Yoldaş Mehmetali, benim elim o kadar güçlü değil… Senin vaziyetin malum, Ankara ensende ama sonuçta oldukça rahatsın… Çöz de nasıl çözersen çöz Kıbrıs düğümünü, (T.C. Başbakanı Recep Tayyip) Erdoğan seni destekler… Kurtulmak istiyor Kıbrıs meselesinden… Ama, ben üç ayaklı bir koalisyonla iktidardayım, bir taraftan Tasos ve partisi DIKO, diğer yandan EDEK… Annan planı dersem hükümet sorunu çıkar bizim tarafta… Gel, 8 Temmuz ile başlayalım, birkaç ay oyalanalım, hazırlık yapalım, sonra Haziran’da kendimizin hazırlayacağımız kapsamlı bir çerçeve üzerinden görüşmelere başlayalım…
Talat: İyi de, ben ne diyeceğim millete kapının önünde? “Dimitris’i kıramadım, Annan planından bahsetmeyeceğiz, yavaş yavaş kendi çözümümüzü hazırlayacağız” dersem “Talat teslim oldu…” demezler mi?
Hristofyas: Boş ver vre! Ne derlerse desinler, biz işimize bakalım. Ledra kapısını açarız, onun yaratacağı ortam diğer konuları şimdilik geriye iter… Ben hem İngiltere hem de ABD’ye söyledim zaten, acele etmeyin dedim!
Talat: Ama yoldaş Dimitris, ben “2008 sonuna kadar, bilemediniz 2009 mart ayına kadar bu işi kotarırız, bu sorunu tarihe gömeriz” diye söz verdim halkıma da Türkiye’ye de…
Hristofyas: Tamam vre, elimizden geleni yaparız ama 40 yıl “niye çözülmedi bu sorun” demeyenler şimdi bizden 6-7 ayda nasıl çözüm bekler? Akıl var bu işte?
Talat: Peki, 2008 hedefinden de bahsetmeyelim, ama 8 Temmuz sürecinden de bahsetmeyelim…
Dimitris: Seni mi kıracağım vre Yoldaş Mehmetali! Demeyiz bir şey… Çözüm vizyonumuz var, adanın çocukları olarak bu işe çözmeye kararlıyız, deriz. Komiteler toplanacak hem siyasi, hem sosyal ve güven artırıcı önlemler konuşulur. (Özdil) Namicik ile bizim ihtiyar Yorgo (Yakovu) Pazartesi bir araya gelir komitelerin hangileri olacağına, ne zaman görüşeceklerine karar verirler… Üç ay öyle idare ederiz, sonrası, bakalım, gün ola harman ola! Bu arada biz sessizce hem yüz yüze hem dolaylı gizli görüşmeler yapar, kendi çözümümüzü hazırlarız…
Talat: Mr. Möller, bu kurabiyeler de enfes imiş, ahcınız nereli?
Möller: Sayın Talat, arkadaşlar Uzunyol’daki marketten aldılar…
Barış için fatura ödemeye hazır olmak lazım
Tabii, böyle bir konuşma olup olmadığını bilemeyiz, ama sonuç ortada. 8 Temmuz’dan bahsedilmiyor ama Özdil Nami ile Yorgo Yakovu Pazartesi günü 8 Temmuz’un komitelerini kurmak için bir araya geliyorlar. Annan planına herhangi bir atıf yok ama içerişi her ne ise “çözüm için vizyonumuz var” bu arada Ledra (Lokmacı) geçişinin açılması işin teknik çalışmalar başlıyor. Kapı çervresinden askerler çekiliyor. Kykkos ve Ermou sokakları arasındaki bölge Rum tarafına veriliyor ve Rum tarafında Yoldaş Dimitris “Türklerden toprak alan adam” olarak “Aynı şartlarda başka kapılar da açılacak” müjdesi veriyor…
21 Mart Kıbrıs’ta kesinlikle yeni bir dönemi açmıştır. Barış ve çözüm isteyen Talat sessiz sedasız Yoldaş Hristofyas’a “Barış ve çözüm için fatura ödemeye hazırım” mesajını net bir şekilde vermiştir.
Hristofyas ise bu girişimin benzer diğer girişimler gibi 40 yıldan fazladır artık kanıksadığımız başarısızlıkla sona ermesinin faturasının bölünmenin perçinlenmesi olacağı bilincinde olduğunu “bu işi sessiz sedasız götürelim, basına fazla konuşmayalım” ricasıyla açıkça ortaya koymuştur.
Cuma günü saatlerce iki liderin ne konuştuğunu yakında öğreniriz. Ne demişler, güneş altında hiçbir şey gizli kalamaz, hele Kıbrıs’ta… Tarafların biri konuşmazsa, diğeri konuşur.
Ancak geçmiş tecrübeler esas işin şimdi başlayacağını açıkça ortaya koyuyor. Eğer taraflar kamuoyuna oynamayı bırakıp süreci “karşı taraf aleyhinde siyasi puan toplama” güdüsüyle değil de “bu son şanstır, karşılıklı çıkarımız için, ortak bir gelecek için birlikte ve özveriyle çalışmak lazım” anlayışıyla yönetirlerse çözüm için bir şans yakalanması mümkün olur… Aksi halde, bu girişimin amacı kısa bir süre sonra “başarısızlığın suçunu diğer tarafa atma” çalışması olur ki, Kıbrıs’ta her iki kalk da kaybeder.
Hristofyas’ın işi oldukça zordur. Bu süreçte Annan planına yönelik Rum “hassasiyeti” bir şekilde kontrol altına alabilmelidir. Mevcut koalisyon ile bunu yapması çok zor görünmektedir. Ancak, adı ne olursa olsun Annan planı dediğimiz dökümanın, Kıbrıs sorununun çözümünün temel parametrelerini (iki-kesimlilik, iki-toplumluluk, pathogenesis-bakir doğum, siyasi eşitlik vs gibi) bir araya getiren ve göz ardı edilmesi mümkün olmayan temel bir referans belgesi olduğunu da en az bizim kadar iyi bilmektedir yeni Rum lideri.
Kısaca, çözüm için vizyon olması çok önemlidir, ancak çözüm için hem bizim hem de Rumların bir fatura ödemelerinin gerektiğini bilmek ve buna hazırlanmak da gerekir.
(Yusuf Kanlı’ya ykanli@hotmail.com veya yusuf_kanli@yahoo.com adreslerinden ulaşabilirsiniz)