Bazılarına göre Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum meslekdaşı Dimitris Hristofyas arasındaki Cuma günkü görüşme – ki beklenenden çok daha uzun, 3.5 saat, sürdü – başarısız bir çalışma olmuş. Eğer iki liderin birkaç saat kapalı kapılar arasında görüşüp sonra genç aşıklar gibi el ele kapıda görünüp evlilik kararı açıklarmışcasına “Biz her konuda anlaştık, on yıllardır süren Kıbrıs sorununu tarihe gömüyoruz. Bu iş buraya kadarmış” demelerini bekliyor idiysek, doğru, başarısız oldular.
Ancak, eğer Kıbrıs sorununun çözümünü engelleyen en önemli etkenin adadaki iki taraf arasındaki karşılıklı birbirine inanmama ve yoğun güven eksikliği olduğu gerçeği dikkate alındığında, iki liderin görüşme sonrasında çözüm umutlarını muhafaza ettikleri yönünde açıklama yapabilmelerinin bile esasında başarı olduğunu teslim etmek gerekir. Karşılıklı suçlama var mı? Rumlar bunu dedi, şöyle davrandı, yapıcı değillerdi falan gibi bir söz? Veya, Hristofyas’dan benzeri bir serzeniş?
Aksine, Kuzey Kıbrıs’taki yoğun karartmaya ve Rum tarafından kaynaklanan haberlere güvenmekteki tim sıkıntımıza rağmen, görüşme sonrasında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve Barış Gücü Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un yaptığı iki liderin ortak açıklaması iki liderin 200 dakikadan fazla süren görüşmede pasta yemekten, çay içmekten çok daha önemli işler yaptıklarını, sürece ince ayar yaptıklarını ve daha da önemlisi nihai hedefi teyit ettiklerini açıkça ortaya koydu.
Ne imiş bu açıklamada net bir şekilde teyit edilen ortak hedef: “iki lider, BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararları tarafından belirlenen siyasi eşitlik zemininde iki kesimli, iki toplumlu bir federasyona bağlılıklarını teyit etti. Bu ortaklık, tek uluslararası kimliği bulunan ve ayrıca eşit statüleri bulunan Kıbrıs Türk kurucu devleti ve Kıbrıs Rum kurucu devletinden oluşacak federal bir hükümete sahip olacak…"
Sonrası? Sonrasını Hristofyas tamamladı… Malum, şu bakir doğum meselesinden pek hoşnut değil ya Rum tarafındaki aşırı milliyetçi ve fanatik kesimler. Rum gazeteciler doğal olarak Hristofyas’ı köşeye sıkıştırmaya çalıştılar ve sordular: Bu yeni Kıbrıs'ın uluslararası kimliğini “Kıbrıs Cumhuriyeti” mi, yoksa “bakir doğum” mu olacak?
Böylece, biz de öğrendik, yeni devletin adını bile konuşmuş iki lider. Hristofyas, gayet açık bir şekilde, “Bu konuda, Kıbrıs Birleşik Federal Cumhuriyeti (United Federal Republic of Cyprus) olması yönünde ortak bir pozisyonumuz var” dedi. Yani, kısaca, “Babası kim boş verin, çocuğun adı bu!” deyiverdi…
Ne diyelim, gerçi bu açıklama sadece Kıbrıs Cumhuriyeti’nin değil, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de çözümle birlikte tarih olacağını, Rum tarafının devletinin “Kıbrıs Rum Devleti” bizim ise “Kıbrıs Türk Devleti” olacağımız ve bu devletlerimizin kurucu devletler olarak yeni devleti “doğuracağını” gösteriyor ise de, eğer oraya kadar varabilir isek hayırlısı olsun…
Ama, daha önemlisi, bu yazar dahil “bu işten de bir sonuç çıkmaz” veya “yeni bir nafile görüşme süreci” diyerek Talat’ın bu yıl sonuna veya gelecek yılın ilk birkaç ayının sonuna kadar çözüm beklentisiyle ve “Mart ayında çözüm üzerine iki halk yine referanduma gidecek” diyenlerle bir anlamda dalga geçenler – Zerihoun'un okuduğu ortak açıklamaya bakarsak – yakında özür dilemek zorunda kalacaklar. Ben kendi adıma şimdiden söyleyeyim, yanılmış olmaktan, Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını heba etmeyecek, karşılıklı rızaya dayalı ve yaşayabilir ve yaşatabilir bir çözüme ulaşılmasını görmekten son derece mutlu olacağım… İnşallah yanılmışızdır… Acaba gerçekten öyle mi olacak? Bu yıl sonuna veya önümüzdeki yılın başına çözüm, Mart ayında referandum mu olacak?
ZİHİNSEL DEVRİM Mİ YAŞIYORUZ?
Her şeyden önce, teslim etmek gerekir ki Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve Barış Gücü Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un okuduğu ortak açıklama son derece önemli bir vurgu yapıyordu. Bu ortak açıklamaya – ve sonrasında yaptığı ilave açıklamaya – göre, Hristofyas görüşme sürecinin adadaki iki halkın iki devletinin eşitliği temelinde, iki kesimli, iki toplumlu, uniter yapıda bir “Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti” isimli yeni ortaklık devleti olduğunu kabul ediyordu.
İki devlet… BM’nin tanımladığı çerçevede eşitlik temelinde… yeni ortaklık devleti kuracaklar…
Bu Rum tarafı açısından bir devrim… Bir zihinsel devrim!
Nitekim, Cuma akşamından bu yana eski Rum cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos adeta çıldırdı… Hristofyas’ı “ulusal dava”dan sapmakla suçlamakta, yapılan ortak açıklamayı “kötü, çok nahoş gelişme ve Kıbrıs Rum tarafı için geriye doğru bir adım” olarak nitelemekte.
Niye? Papadopulos’a göre Rum tarafı ilk kez bir resmi açıklamada askeri nitelikli güven yaratıcı önlemler konusunu, bugüne kadar olduğu gibi Türk ordusuyla değil, Kıbrıs Türk toplumuyla görüşmeyi kabul etti… Ancak, Papadopulos’a gore daha da kötüsü metindeki “ortaklık” ve “iki kurucu devlet” ifadeleri. “Bu ortaklıkla bir federasyon hükümeti kurulacak. Ortaklık (ve yeni federal Kıbrıs devleti) devletler arasındadır.” Dolayısıyla, hep “osmosis” savunan Papadopulos halefine iki devletin kuracağı yeni ortaklık devletine karşı olduğunu, bu amaca yönelik “müzakerelere bu temelde başlayamazsın” baskısı yapmaktadır.
Siyasi geleceği Papadopulos’un, partisi DİKO’nun ve sosyalist olduğunu iddia etse de en az DİKO kadar aşırı milliyetçi olduğunu her fırsatta ispatlayan EDEK’in desteğine bağlı Hristofyas onların karşıtlığına rağmen hep Kıbrıs Türk tarafının Rumlardan talep ettiği bu “Kıbrıs’ta iki halk, iki demokrasi, iki devlet var ve yeni devlet bu ikisinin ortaklığı olmalı” gerçeğini acaba ne kadar süre görmekte devam edebilecek? Her ne kadar şimdilik Papadopulos ve diğer karşıtlarına “Bazıları kabul etmeyi hiç istemese de – ki bu ülkeye çok büyük zarar vermiştir – ortaklık 1960’dan beri vardır” diyebilmiş ise de, Hristofyas’ın bu politikayı devam ettirebilmesi ve nihayette çözüm referanduma gideceğine göre, Rum halkının çoğuna da Kabul ettirebilmesi, gerçekten zihinsel bir devrim yapmasını gerektirecek.
Ortak açıklamadaki bu cesur adımına karşılık göründüğü kadarıyla Hristofyas da Talat’dan cesur bir karşılık aldı. Talat da kendisini “uluslar arası alanda Kıbrıs’ın tümünü temsil edecek ortak federal devlet” kurulması hedefine kitlerken, diğer yandan da hani sonsuza kadar yaşatacağız dediğimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin zımnen de olsa tarihe gömülmesini kabul etti. Nasıl mı? Hani biz eskiden yeni federal devletin adadaki iki ayrı devlet tarafından kurulacağını, bu iki kurucu devletin egemenliklerinin bir kısmını ortak devlete devredeceklerini ancak “artık (residual) egemenliğin” bu kurucu devletlerde kalacağını söylüyorduk ya, o artık yok, en azından Cuma günkü ortak açıklamada yok… Tüm egemenlik federal ortak hükümette…
Bu da neresin den bakılırsa bakılsın Kuzey Kıbrıs ve Ankara açısından zihinsel ve hatta yapısal açılardan devrimsel bir gelişme…
Hritofyas’ın bu çizgiyi devam ettirebilmesi zor…
İçteki muhalefetten ziyade Ankara’da kapatma davası dolayısıyla gittikçe zayıflayan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarı dolayısıyla Talat’ın bu politikayı devam ettirebilmesi zor…
Yine de, hem Hristofyas hem de Talat kendilerini ve dolayısıyla adanın iki halkını çözüme bir adım daha yaklaştırabilecek böyle devrimsel açılımlar içeren ortak bir açıklamaya imza atabilmeleri takdir edilmelidir.
Ortak açıklama hem hedefin ne olduğunu hem de bazı terimlerin (ortaklık, federasyon, kurucu devletler ve saire) anlamlarının ne olduğunu net bir şekilde ortaya koyduğuna göre, Hristofyas artık ortak bir “dil”in yokluğundan şikayet etmeyecektir herhalde.
KAPSAMLI GÖRÜŞMELER ERTELENDİ GİBİ
Diğer yandan her ne kadar resmi söylemde hala daha 21 Haziran’da kapsamlı görüşmelerin başlamasında ısrar ediyor gibi görünse de, açıklamada Haziran ayında liderlerin tekrar komite çalışmalarını gözden geçirmek üzere bir araya geleceklerinden bahsedildiğine göre, Talat herhalde Hristofyas’ın “Temmuz’a erteleyelim” teklifini kabul etti…
Neyse, süreç şimdilik devam ediyor…
(Yusuf Kanlı’ya ykanli@hotmail.com veya yusufkanli@gmail.com adreslerinden ulaşabilirsiniz)