Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın “Ya şimdi çözüm olacak, ya da taksim” saplantısının ve o saplantının doğurduğu “Aman ha, görüşmeler kesilmesin” yaklaşımıyla yürüttüğü teslimiyetçi görüşme pozisyonunun düzgün ve yaşanabilir bir sonuç doğurmasını pek mümkün görmüyor isem de, muhakkak ki bu süreç sona erdiğinde artık hiçbir şey eskisi gibi olamayacak, olamayacak.
Geride bırakılan aylarda yaşanılanlara rağmen, Cumhurbaşkanı Talat parti başkanı iken yoldaşı ve o zamanın AKEL Genel Sekreteri Demetris Hristofyas ile birlikte geliştirdikleri “anlayış birliğinin” ve “çözüm parametrelerinin” bugün de geçerli olduklarını ve kolayca Kıbrıs sorununu birlikte çözebileceklerine hala daha inanıyor ise, köprülerin altından çok su geçtiği gerçeğine çok geç olmadan uyanmasını diliyoruz.
Talat ve Hristofyas birlikte kadeh kaldırıp, yoldaşlar olarak “Kıbrıs Kıbrıslılarındır; Türk askeri adadan tamamıyla çıkarılmalıdır; Kıbrıs sorunu tek devlet, tek egemenlik, tek vatandaşlık temelinde çözülmelidir; halkların kardeşliği” ve diğer “ortak anlayış noktalarını” vurguladıkları dönem artık tarih oldu… Şimdi birisi Kıbrıs Rum lideri ve en az selefleri kadar muhafazakar-milliyetçi bir çizgide “ulusla davanın zaferi” için çabalıyor, diğeri ise, her nedense adını söylemekten kaçınsa da, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı…
Cumhurbaşkanı Talat yapılan görüşmeler ve verilen ödünler konusunda oldukça ketum. Rum tarafı ise tam anlamıyla bir propaganda savaşını tüm veçheleri ile her alanda bastırıyor. Rum kesimi ne diyor ise bir süre sonra Cumhurbaşkanı Talat iddiaların doğru olmadığını, yazılı hiçbir taahhütte bulunmadığını söylüyor. Söylüyor da, Rum tarafından bombardıman devam ediyor.
Sonuçta varılacak anlaşma hem Kıbrıs Türk Halkının hem de Kıbrıs Rumlarının halkoyuna sunulacak ise – umarız bir oldu bitti ile karşılaşmayız ve anlaşmanın iki halkın oyuna eşzamanlı ancak ayrı ayrı sunulacağı vaadi yürürlükte kalmaya devam eder – neler görüşüldüğünün halktan saklanmasının anlamı ne?
“Rum tarafının söylediklerine toplantı masasında cevap vereceğim. Görüşmeler basın yoluyla yürütülemez” yaklaşımı elbette takdire değer ve görüşme sürecine ne kadar ciddi yaklaşıldığını da gösterir. Ancak, hayati konularda ve belki de bilgi kirliği yaratmak maksadıyla yapılan beyanlara cevap vermemekle görüşme pozisyonuna da zarar verilmiyor mu?
Dahası, Rum tarafı kaynaklı “bilgilere” göre Talat toplantılarda başka, KKTC’de başka, Ankara’da ise bambaşka konuşuyor.
BİLGİ KİRLİLİĞİ GİDERİLMELİDİR
Cumhurbaşkanı Talat 3 Eylül günü toplantıya girmeden önce kapsamlı bir basın toplantısında en azından bazı sorulara yanıt vermeli, Kıbrıs Türk Halkını aydınlatmalı, Rum tarafı merkezli bilgi kirliliğini ortadan kaldırmalıdır. Bu hem görevi hem de sorumluluğudur.
Mesela, “Ben yazılı öyle bir taahhütte bulunmadım” açıklamasına rağmen, Rum tarafı ısrarla iki lider arasında “Toplum liderleri olarak güvenlik Konseyi kararlarında tarif edildiği şekliyle adanın iki toplumu arasında siyasi eşitliğe sahip, tek egemenliği, tek vatandaşlığı, tek uluslararası temsiliyeti olan, iki bölgeli iki toplumlu federasyonun müzakere edileceği anlaşması” olduğunu vurgulamakta.
Yani, Cumhurbaşkanı Talat’ın Ankara’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yanında, altını çizerek, yüzünde geniş bir gülümsemeyle vurguladığı “Kıbrıs’ta iki kurucu devlete, Kıbrıs Türk ve Rum halklarının siyasi eşitliğine dayanan yeni bir ortaklık devleti” kurulması amaçlandığı açıklaması mı doğru, yoksa Hristofyas ile “iki toplum lideri” olarak “iki toplumlu” bir federasyon çalışması mı yapıyor?
Yani, hani “yazılı taahhüt” yapılmamıştı ya, gerçekten yeni devlette “tek vatandaşlık ve tek egemenlik” olacağını, yani Kıbrıs Türk Halkının “uniter Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yama ve azınlık olmasını” kabul etmedik mi?
Cumhurbaşkanı Talat “1960 garanti sistemi ve Türkiye’nin Kıbrıs’taki etkin garantisi vazgeçilmezdir” demişti. Yani, Ankara’da söylenilene göre Türkiye’nin garantisi “kırmızı çizgi” idi…
Rum tarafından işitiyoruz ki “Çalışma gruplarında, çok yönlü olan güvenlik konusu ele alındı ve bu konular üzerinde müzakere edilmesine karar verildi.” Türkiye’nin garantisi vazgeçilmez mi? Yoksa, Türkiye’nin garantisini “müzakere etmeyi” kabul edildi mi?
Güzelyurt görüşme kapsamında değil denildi… Duyuyoruz ki “Herşey masada… Güzelyurt yoksa, müzakere de yok…” Kim doğru söylüyor?
Diğer konularda da öyle…
Cumhurbaşkanı Talat Kıbrıs Türk halkını gerçekte kapalı kapılar arkasında neler döndüğünü mertçe ortaya koymalı, olmazsa olmazlarımızın ne derece savunulacağını ortaya koymalı, halkı aydınlatmalıdır…
Bu hem görevi, hem de sorumluluğudur.