Son açıklamaları gösteriyor ki Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat nihayet en azından gözlerini kırpıştırmaya, uyanma emareleri göstermeye başladı…
Ne diyor Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat? Diyor ki 2009’da Türkiye’nin AB sürecinde bir “sınavdan” geçeceğini bilen Kıbrıs Rum liderliği, adadaki sorunun mevcut durumda olduğu gibi devam etmesini ve 2009’un “beklenen gelişmelerinin” bu koşullarda yaşanmasını taktiksel bir politika olarak sürdürmek istiyor. Yani, Cumhurbaşkanı Talat’ın “kadim dostu” Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas öyle yılbaşına veya Hairan ayına kadar adada bir çözüm için uğraşmıyor, görüşmelere de kendinden önceki liderlerin Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile yaptıkları gibi, görüşüyormuş gibi görünmek, zaman kazanmak, oyalamak için katılıyor.
Başka? Sayın Talat diyor ki, Kıbrıs Türk tarafının bu durumu aşması, yani Hristofyas’ı ciddi ciddi görüşme yapmaya ikna etmesi, aşamazsa da bu gerçekleri dünyaya, BM ve AB’ye göstermesi gerekiyor.
Cumhurbaşkanı Talat nihayet bir “sinir harbi ve psikolojik mücadelenin” devam ettiğini ve amacın Kıbrıs Türk halkını mümkün olduğu kadar zayıf düşürüp, ellerinde tuttukları Kıbrıs Cumhuriyeti unvanının ve o statü ile uluslar arası tanınmanın olanaklarını kullanarak Kuzey Kıbrıs’ı dünyadan tecrit etmeye, psikolojik olarak etki altına alarak, görüşmelerde alabileceğinin azamisini almaya çalışmak olduğunu görmeye başladı…
Yani Cumhurbaşkanı Talat yoldaşı Hristofyas’ı deşifre etmeye başlamış. Derin uykudan uyanmaya, acı gerçekleri görmeye, “titreyip kendine gelmeye” başlamış… Günaydın sayın Talat!
Cumhurbaşkanı Talat’ın dediklerinden benim anladığım bu!
HRİSTOFYAS’IN 2009 ÖNCESİ ÇÖZÜME İHTİYACI YOK
Müneccim olmaya gerek yok! Kıbrıs Rum tarafının adada çözüme, hele hele 2009 sonunda Avrupa liderlerinin “Türkiye değerlendirmesi” yapacakları zirve öncesinde bir çözüme veya çözüme doğru ciddi bir adıma hiç mi hiç ihtiyacı yok.
Neye bakacak o zirve toplantısında sevgili dostumuz Dimitris Hristofyas ve diğer 24 Avrupa Birliği ülkesinin liderleri?
Hristofyas ve diğer 24 lider soracaklar AB Komisyon başkanına: Türkiye tüm AB ülkeleri ile ilişkilerini “normalleştirdi” mi? Sorunun anlamı açık… Türkiye’nin Kıbrıs Rum Yönetimi haricinde tüm AB ülkeleri ile ilişkileri “normal” olduğuna göre, aslında soru şu: “Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetini Kıbrıs Rum Yönetimini olarak adlandırmaktan, sadece Rumların hükümeti olarak görmekten vaz geçip, tüm Kıbrıs’ın tek hükümeti olarak tanıyıp, Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkilerini normal düzeye getirdi mi?
Ne diyecek AB Komisyonu liderlere? Ne diyecek? Azıcık kem küm edecek ve sonunda “Maalesef, Türkiye’de milliyetciler böyle bir adıma bir türlü izin vermiyorlar. Hükümet ‘Bir adım önde olacağız’ sözünü söylemeye devam ediyor ama, şu ana kadar maalesef “normalleşme” olamadı” mealinde bir şeyler diyecek.
Soracak Hristofyas ve diğer 24 lider: Hem Erdoğan, hem Gül söz vermişler bir Devlet Bakanı da onlar adına bir protokole imza atmıştı. Ankara Anlaşmasına ek bu protokol ile Gümrük Birliği çerçevesinde Türkiye liman ve hava alanları tüm AB ülkelerine açılacaktı… Bu söz üzerine Türkiye’ye katılım görüşmeleri takvimi verilmiş, katılım görüşmelerine başlanmış, detaylı görüşmelere geçişmişti. Türkiye bu yükümlülüğünü geride kalan dönemde yerine getirip, buy protokolü meçlisinden geçirip yürürlüğe soktu mu?
AB Komisyon başkanı yine kem küm edecek, nihayetinde “Maalesef Türk hükümeti de bu konuda çok istekli… Üstelik mecliste yeterinden fazla gücü de var. Ama ulusalcılar, milliyetciler, askerler ve diğer tutucu öğeler böyle bir adıma şu ana kadar izin vermediler” mealinde bir cevap verecek.
Yani, liderler ne sorarsa sorsun Komisyon başkanı Türkiye’de bazı “AB karşıtı” tutucu ve milliyetçi öğelerin engellemeleriyle istenilen ve birçoğunun da yapılacağını Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetince söz verdiği adımların atılamadığını bin bir serzeniş ile anlatacak o toplantıda.
AB TÜRKİYE’DEN VAZ GEÇEMEZ
Sonunda ne yapacaklar liderler? Görüşmeler askıya mı alınacak? Türkiye’den vaz mı geçecek AB? Hristofyas dahil, belki dostumuz Nikolas Sarkozi ve onun dümen suyundaki birkaç diğer lider hariç, AB ülkeleri liderlerinin büyük bir çoğunluğu böyle bir sonuç istemiyor. Dahası böyle bir karar nitelikli çoğunlukla, yani 2/3 oyla, yani 17 üye ülke liderinin “Evet görüşmeleri keselim” görüşünde hemfikir olması ile mümkün. Diğer bir deyişle, mevcut şartlar altında hiç de olası değil. Her ne kadar Türkiye’nin AB bünyesine tam üye olarak alınması mevcut konjektürde kolay bir iş gibi görünmese de, Türkiye’den vaz geçilmesi de AB çıkarları açısından öyle üye ülkelerden destek bulabilecek bir yaklaşım olmaz.
Peki, ne yapacak AB liderleri? Türkiye nasıl “cezalandırılacak” bu durumda? Süreç yavaşlatılsa, hiç anlamı yok… Zaten Türkiye yukarıda iki örneğini verdiğimiz “Kırk katır mı, kırk satır mı?” şartlarını, yani Rum tarafını Kıbrıs Hükümeti olarak tanımayı yerine getirinceye kadar açılan başlıkların hiçbirinin kesin kapanmasının yapılmayacağı, birçok başlığın zaten hiç açılamayacağını çoktan kararlaştırıldı AB liderleri. Yani, süreç zaten ite kaka ve “devam ediyor” imajı verilecek şekilde ama ağır çekimde ilerliyor zaten. Yavaşlatılsa ne olur!
O zaman?
AB liderleri Türkiye’yi sert bir şekilde eleştirecekler, “imtiyazlı ortaklık” edebiyatına biraz daha vurgu yapacaklar, “işler böyle giderse Türkiye zor ilerler AB üyeliğine doğru” gibi bir şeyler geveleyecekler, Ankara’ya birkaç diplomatik salvo gönderecekler… Bu isteklerin yerine gelmesi için Türkiye’ye yeni bir tarih verecekler. Hepsi o kadar!
Bizim AKP hükümeti de AB liderlerinin “dengeli” bir karar aldığını, Kıbrıs’ta hep “bir adım önde” olmaya devam edileceğini, ama izolasyonların kalkması gerektiğini, sanki izolasyonlar ile ilgisi varmış gibi, izolasyonlar kalkmadıkça “normalizasyonun ve limanların açılmasının” mümkün olmadığını falan söyleyecek.
Sonra?
Hristofyas amcamız insafa gelecek, izolasyonların azıcık gevşetilmesi hususunda (hava alanı falan yok), mesela Magosa limanının “ortak yönetim” ile uluslar arası trafiğe açılması falan gibi “özverilerde” bulunacak, AB liderleri Ankara üzerine çullanacak ve Türk limanları ve hava alanları Rumlara açılıverecek.
Açılınca ne olacak? Rum tarafı 1963’den beri uğraştığı ama kazanamadığı “ulusal davasını” kazanacak, Kıbrıs’ın tek hükümeti olduğunu Ankara’ya tanıtacak, hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni hem de Kıbrıs Türk Halkının adanın egemenliğindeki ortaklık payının hikaye olmasını sağlayacak…
İşte Hristofyas’ın hesabı bu.
Ne demişler, keser döner, sap döner, bu hesap eninde sonunda Kıbrıs Türk halkından döner…
Yusuf Kanlı'ya ykanli@hotmail.com ya da yusufkanli@gmail.com adreslerinden ulaşabilirsiniz.