|
Eğer vatan diyebileceğimiz toprağımız varsa; Egemeniz. Bu topraklar üzerinde özgürce dolaşan ve yaşayan halkımız varsa ; Egemeniz. Bu topraklar üzerinde yaşayan halkın güvenliğini sağlayabiliyorsak; Egemeniz. Halkımızı refah içinde yaşatabiliyorsak; Egemeniz. Bunlardan herhangi biri yoksa, asla egemen olamayız. Görüşmeler sürecinde insan benliğinin de ayrılmaz bir parçası olan “egemenlik” konusu, olmazsa olmazlarımızdan bir tanesi olduğu için de çok önemlidir. Ulusal değerlerimize olan sıkı bağlarımızından olmalı ki; “egemenlik” şah damarımız gibidir. Yoksa egemenlik konusu, bazılarının nitelendirdiği gibi, öylesine aklımızı kurcalayan bir takıntı değildir. Nasıl ki Ahlak, kendini göstermeye başladığında, ahlaki olmayan hiçbir şeye tahammül edilemezse; egemenliği tanıyan ve yaşayan insanlar olarak, eğer bir gün egemen olmayan halimizle yüz yüze kalırsak; işte içine düştüğümüz o duruma, benliğimiz, onurumuz ya da karakterimizin tahammülü olmayacaktır. Egemenliğin kaybının telafisi de mümkün olamayacağı için bu konuda özellikle ve hassasiyetle ısrarcı olacağız. Özgürlük, her insanın ihtiyacı olan sonsuz bir haktır ! Ama egemen değilseniz, özgür ve bağımsız olamazsınız. Şu önemli noktayı göz önünden kaçırmamak lazım. Kıbrıs Türk’ü, masaya, tarih boyunca gaspedilen haklarını, gasbedenlerden geri almak için oturuyor. Bu nedenle, bir al-ver süreci yaşanacaksa, sadece veren taraf olacak değiliz. Kıbrıs Türk’ü, ne ezen, ne de ezilen olmak istiyor. Unutulmamalıdır ki toplumlar,(ulusal) self-determinasyon hakkına sahiptirler. Bugün sahip olduğumuz devleti, işte bu hakka dayanarak kurduk. Egemenliğin olmazsa, olmazları vardır. Biz kendi egemenliğimizin sürdürülmesinden yanayız. Egemenliğimiz pazarlık konusu olamaz. Dönüp İsraile bir bakın ! Onlar egemenlik konusunda o kadar arsız ki; birçok anlamda, Dünyaya egemen olmak istiyorlar. Ülkeleri küçük ama hedefleri büyük ! Ana unsur siyonist ideoloji olsa da egemenliğin gücünü iyi biliyorlar. Kendimizi, asla küçümsememeli aksine çok “önemsemeliyiz”. Nietzsche ne demişti? “Yaşamın temel nedeni, güçlü olma isteğidir”. Güçlü olmak için de aklı kullanmamız lazım. Dolayısıyle Kıbrıs Türk Halkının egemenliği, Rumların talep ettiği ya da arzuladığı gibi, Rum Halkının egemenliği içerisinden çürütülecek bir egemenlik olmaz. Önemli olan, bu görüşmeler sürecinde, toprak egemenliğimizi korunacak mı? Nüfus egemenliğimiz korunacak mı? Ekonomik egemenliğimiz korunacak mı? Ya güvenlik egemenliğimiz? Garantörlük sulandırılacak mı? Tüm bu hassasiyetlerimiz karşısında ne kadar tutarlı tavır sergilenecek?
KKTC’nin bir vatandaşı olarak, hepimiz adına, geleceğimiz adına ve devletimiz adına görüşmeler yapan, Sayın Cumhurbaşkanın, kalıcı ve yaşayabilir bir çözüm için tutarlı bir tutum sergilemesini ve görüşmeler süresince ve sonrasında Kıbrıs Türk halkının onurunu korumasını talep etme hakkına sahibiz. Hristofyas’ın, Kıbrıs Türk Halkına ve hatta dünyaya, yandan ve havadan bakış atan tavrına karşı, bu ada üzerinde en az onlar kadar hak sahibi olduğumuzun bilinciyle hareket edilmesi, sanırım hepimizin beklentisidir.. Kıbrıs Türk Halkının en güncel iradesinin yansımasında olduğu gibi iki kesimliliğin mutlaka korunması ve Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin devamı şarttır. Kıbrıs'taki gerçekler daha fazla ters-yüz edilmeden, KKTC Halkının ortak sesine kulak verin. Kurulacak bir ortaklık varsa, bu ortaklık, iki ayrı egemen halkın tercihiyle olacaktır.
|