|
Davulcu Yellenmesi Ve Prof. Dodd’un Uyarıları
Yazılarımı izleyen okuyucular, “tek”ler konusunu, Hristofyas’ın başkan seçilmesinden sonra (ancak Talat-Hristofyas açıklamalarından epey önce); sürekli yazdığımı, uyarılar yaptığımı bilirler. Ülkedeki entelektüel ortam, “davulcu yellenmesi”ne benzediği için yazdıklarımın ve önerdiklerimin işe yaradığını söyleyemem.
Elbette ki benim ya da bir başkasının yazdıkları ille de ciddiye alınacak diye bir kural yoktur. Yoktur da eğer bir konuyu, ortada “fol yok yumurta yok”ken, aslında ise “fol da yumurta da” (Kıbrıs ağzı ile) “eşkermiş”ken dile getirmişseniz ve “fol da yumurta da” apaçık ortaya çıktığında söyledikleriniz “öküzün altında buzağı aramak” olarak değerlendirilirse, ülkede “davulcu yellenmesi”nin daniskası yaşanıyor demektir.
“Davulcu yellenmesi” de ne diye soranlar olabilir.
Söyleyeyim: Biliyorsunuz davulcu, tokmağını kullanarak “güm güm” diye tozu dumana katar. Bu sırada, “yellenme” yapsa da kimsenin ruhu duymaz. Bunun içindir ki güme giden sözler için “davulcu yellenmesi gibi güme gitti” denir.
Prof. Dodd Uyarıyor
Bu girişten sonra sözü, Türk dostu, Türkçe’yi de bilen Prof. Clement Dodd’un uyarılarına getirmek istiyorum.
Gerçi, nedense bir kişi Türk dostu olarak bilinince, O’nun söylediklerini peşinen “tu kaka” olarak görme eğilimi yaygındır ama yine de Prof. Dodd’un uyarılarının dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.
Prof. Dodd, uyarılarını haftalık Cyprus Today gazetesinde çıkan ve Ahmet Gazioğlu’nun bir bölümünü Vatan’daki (1 Ağustos 2008) yazısına aktardığı “Egemenliğe Dikkat” başlıklı mektubunda yaptı.
Dodd kısaca, “tek egemenlik” kavramının her zaman başka bir anlama çekilebileceğini söylemekte, “tek egemenliğin, Kıbrıslı Rumlar’ın, hukukî ve siyasî yönden tehlikeli yaklaşımlarına verilen bir taviz olarak değerlendireceğini” vurgulamakta ve “egemenlik” sözcüğünün kullanılmamasını önermektedir.
Bir hususa dikkat çekeyim: Prof. Dodd, mektubunda federal çözüme karşı bir tutum sergilememekte; “federasyon kuracaksanız, bunun ‘federal görüntülü üniter devlet’ olmamasına dikkat edin” demektedir.
Uyduruk Kavramlar Değil, Literatüre Geçmiş Kavramlar
İzninizle burada, kendimden bir alıntı yapmak istiyorum:
“Kıbrıs’ın ‘sui generius / kendine özgü’ birçok özelliği var. Dolayısıyla çözüm ararken ‘sui generius / kendine özgü’ düzenlemeler de olacak. Bunu geçmiş yazılarımda da dile getirmiştim.
“Önemli olan şudur: ‘Sui generius / kendine özgü’ özellikler yaratırken; yüzyıllar içinden süzülüp gelmiş, mahkeme içtihatları ile zenginleştirilmiş, başka bir anlatımla dünyaya mal olmuş, kuramları belli, literatüre geçmiş kavramlar yerine, yeni kavramlar yaratmak büyük hatadır. Asıl ve doğru olan, yerleşmiş/kökleşmiş kavramları koruyarak ‘sui generius / kendine özgü’ düzenlemeler yapabilmektir.
“1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’ndaki iki başlılık, iki başın veto hakkı, bazı konularda parlamentoda ayrı oylama hakkı, kavramlara dokunulmadan yapılmış özgün düzenlemelerdi. Annan Planı’ndaki dönüşümlü başkanlık da öyle bir düzenlemeydi.
“Özel olarak ‘yaratılmış’ kavramlar, (gelecekte) potansiyel uyumsuzluk, tartışma ve hatta çatışma demektir. Üstelik böylesi yeni kavramlar için yargının (bu arada uluslararası yargı organlarının) nasıl bir içtihat yaratacağı belirsizdir. Bu konudaki beceriksizliğimiz ve başarısızlığımızın, gelecekte ortadan tümüyle kalkacağını söyleyemeyeceğimize göre, yeni kavramların dönüp bizi vurması büyük bir olasılıktır.” (KAPSAMLI GÖRÜŞMELERİN BAŞLAMASINA“HAYIRLI OLSUN” DERKEN, Vatan, 29 Temmuz 2008)
Görülüyor ki benim söylediklerimle Prof. Dodd’un dile getirdikleri, öz itibarı ile çakışmaktadır.
Dodd, “kavramları kullanmadan düzenleme yapın” derken, ben “kullanılacaksa, literatüre /içtihatlara geçmiş kavramlar kullanılsın” diyorum.
Sonuçta Dodd’un söylediklerine katılırım: İlle de bir formül denirse; uyduruk, özel olarak üretilmiş ve ileride (hukuk yorumu denen sınırsız esneklikle) başımıza iş açma potansiyeli olan kavramlar kullanılacağına, kavramlar kullanılmadan ayrıntılı düzenleme yapılsın daha iyi!
Bir kez daha vurgulayayım: Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda öyle yapılmış, kavramlara pek yer verilmemişti. Orada bir tek birinci maddede genel prensip olarak “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemen bir devlet olduğu” vurgulanmış; bu egemenliğin sahibi; tek mi, çok mu olduğu; kimin tarafından kullanılacağı; nasıl paylaşıldığı kavramlarla belirtilmeden, ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Bu konuya ileride ayrıntılı olarak yeniden döneceğim.
Son Olarak
Yukarıda, alıntı yaptığım yazımda, “ülkemizde uygar ve entelektüel tartışma ortamının olmadığını, en azından yetersiz olduğunu da söyleyebiliriz. Buna, ülkede düzeysiz, düşünce içeriği sıfıra yakın bir tartışma ortamı var da diyebiliriz” demiştim.
Düzeysiz, düşünce içeriği sıfıra yakın bir tartışma ortamı olsa da, düşünce üretmek isteyenlerin çabaları “davulcu yellenmesi gibi güme gitmiş” görünse de yazmayı sürdüreceğiz.
İleride “ben dediydim” demek için değil! İş işten geçtiğinde böyle desek ne yazacak ki!
ÇOK ÖNEMLİ BİR NOT: 15 Ağustos 2008 tatihli “FUTBOL DEYİP GEÇMEK (Mİ?)” başlıklı yazımızda, futbol konusundaki son gelişmeleri irdelemiş ve Kıbrıs Türk Futbolu’nu Rum Futbol Federasyonu KOP’un yörüngesine oturtma eğilimini “gaflet, delalet ve cehalet” olarak nitelemiştim.
O yazıyı kaleme alırken, FİFA’nın önerileri henüz açıklanmamıştı. Yazımın Vatan’da çıktığı gün, öneriler basında çıktı.
Çok hafif yazmışım: FİFA’nın önerileri tümüyle bir “teslim çağrısı”dır. Bu önerileri kabul etmek, “gaflet, delalet ve cehalet”in de ötesindedir. Bir tek Kıbrıs Türkü’nün bile, bu önerilere “evet” diyebileceğine inanmak istemiyorum. Sayın Ömer Adal’ın “evet” diyebileceğine de asla inanmıyorum.
Umarım yanımam.
|