Kısa bir süre önce Kıbrıs Türk Tabibler Birliği, Yeniboğaziçi’ndeki Yüksek Gerilim Hatları konusunda yaptırdığı araştırmayı içeren (gecikmeli) raporu kamuoyuna açıklandı.
Raporda, çok özet olarak, konunun insan sağlığı açısından değerlendirilmesi gerektiği ve bu açıdan değerlendirildiğinde, yüksek gerilim hatlarının insan sağlığı açısından risk oluşturduğu vurgulandı.
Aslında söylenenler yeni değildi. Çağımıza “bilim çağı” da denir. Bilgiye ulaşmak çok kolaydır. İnternet ortamında yapacağınız birkaç tıklama, tüm bilgileri ekranınıza getirir.
Bunlar hep yazıldı, söylendi. Ne yazık ki, olaya ters açıdan ve basiretsizce yaklaşan sorumlular, insan sağlığı etkenini hep gözardı ettiler. (Pardon! Basiret kavramının, politikacılar için değil, declet adamları için kullanıldığını unutmuşum!)
20 Temmuz dolayısıyle KKTC’yi ziyaret eden TC Başbakanı Recep Tayip Erdoğan’a bir vesile ile olay duyuruldu. “Nedir bu olay” diye soran Erdoğan’a verilen yanıt, “arsa spekülatörlerinin işi” oldu.
Maliye Bakanı Ahmet Uzun, televizyon ekranından benzer suçlamalar yaptı.
(Sormazlar mı Maliye Bakanı’na? Arsa spekülasyonu sözkonusu ise niye önlem almıyorsun? almadığına göre niye konuşuyorsun böyle uluorta?)
İnsan Sağlığı Açısından Körelen Vijdanların Baskını
Tabibler Birliği’nin açıklamasından sonra, sorumluların olaya artık “insan sağlığı” açısından yaklaşıp yaklaşmayacakları merak edildi.
Ne gezer?
12 Ağustos 2008 Salı günü, hem de cehennemî sıcağın hat safhaya ulaştığı öğle saatlerinde, yüksek gerilim hatlarının kritik noktasına “baskın” tarzında müdahale edildi.
Gerçekleşmiş olsaydı, dünyada geniş yankı yaratacak bir “faciaya” ramak kaldı.
Yüksek gerilim hatlarından en çok etkilenen bir yurttaş olan Suphi Yıldız, dolu benzin bidonunu kaptığı gibi elektrik direğine tırmandı. “Eğer devam ederseniz kendimi yakarım” diye haykırarak!
Aylardır insan sağlığı çığlıkları karşısında körelip sus pus olan vijdanlar; o anda, bu eylemden bir insanın yaşamı sözkonusu olduğu için mi, yoksa bir insanın kendi kendisini yakmasının dünyadaki olumsuz yansımalarından mı etkilendiler, bilemem!
Sonuçta dikilmeye çalışılan direk, anında söküldü ve Suphi Yıldız eylemini sona erdirdi.
Sona erdirdi de bu kez polis onu, yaka paça alıp götürdü.
Götürüp de ne yaptı polis?
Yalnızca dava okuyup onu serbest bıraktı.
(Yine sormaz mı insan? Faciaya ramak kalmış, sinirler gerilmişken; yalnız dava okumak için adamı yaka paça götürmek neden? Madem ki yalnız dava okunacaktı, Suphi Yıldız daha sonra çağrılamaz mıydı polise? Örneğin “24 saat içinde polise gel” denemez miydi?)
(Nerdesin ey basiret!)
Olayı Yaşayamamak
Şunu söylemek istiyorum: Yeniboğaziçi’ndeki yüksek gerilim hatlarının zararları ile mücadele etmek için oluşturulan “Eylem Komitesi”nin içinde değilim. Komite ile herhangi bir organik bağım yok! Komitenin kendi içindeki hiçbir toplantısına katılmadım. Konu ile ilgim, duyarlı bir yurttaş olmamdan öteye geçmez. Oğlum Günay Bozkurt’un “Eylem Komitesi”nin sözcüsü olmasının ilgimi artırdığı söylenebilir. Bu da herhalde doğal bir insanlık hali!
Diyeceğim şu: Son olaydan, birkaç günlük bir tatilde olduğum için, zamanında haberdar olamadım ve olay yerinde bulunamadım. Oğlum Günay Bozkurt, yurtdışında tatilde! Zaten, olay, baskın biçiminde, ani ve hızlı gelişti. Eğer haberdar olsaydım, Esentepe’deki birkaç günlük tatilimi bırakıp olay yerine koşmak, boynuma borçtu.
Ne yazık ki olayı yaşayamadım. Çok üzüldüğümü söyleyebilirim. Oysa orada, olay yerinde söylenecek o kadar çok şey vardı ki!
Son Perde (Mi?)
Yazımın başlığını, “Yeniboğaziçi’ndeki Yüksek Gerilim Hatlarında Son Perde (Mi?)” diye attım.
Evet, son perde mi?
Basın haberlerine göre, “KIB-TEK Planlama ve Orta Gerilim – Yüksek Gerilim Şube Amiri” Gürcan Erdoğan, olay yerinde, yurttaşların tepkisi ve yaşanan olay nedeni ile çalışmaların şimdilik durduğunu; durumun yeniden değerlendirileceğini; bu arada yeni hat bağlanmasının ÇED raporu hazırlanana kadar (Çevre Bakanı Mustafa Gökmen ÇED raporu verilmeyeceğini söylemişti) iptal edildiğini; daha önce sökülen dört direğe aynı tellerle aynı gerilimi vermek ve eski hallerine getirmek için çalışma başlatıldığını açıklamış.
(Yine sormaz mı insan? Madem ki tartışmanın başladığı noktaya dönecektiniz, bunca tartışmaya, eyleme, verilen ve sonra unutulan sözlere ne gerek vardı?)
Son Olarak
Sorumlular, olayı çok kötü yönettiler. Verilen sözleri tutmadılar. Olayı, her durumda çarpıttılar. Dedikodularla, yalnız insan sağlığı konusundaki duyarlılıkları ile direnen insanları karalamağa çalışarak küçüldükçe küçüldüler.
Özellikle Sayın Ahmet Uzun konuyu hep anlamazlıktan geldi, saptırdı, çarpıttı. Faciaya ramak kalan olaydan sonra bile, birkaç gün önce çıktığı bir televizyon programında, Tabibler Birliği’nin açıklamalarını görmezlikten geldiği gibi, olguları yine çarpıttı. Üstelik gerçek dışı beyanlarda bulundu. Yok Suphi Yıldız’ın o civarda tahsisten aldığı 30 dönüm tarlası varmış, yok kim bilmem neyin peşinde imiş, falan filan! Gerçekle ilgisiz hezeyanlar!
Oysa alternatif projeler üretildiği halde, sorumlulara yakın kişilerin çıkarlarına dokunmamak için ısrarla zararlı olana döndüler.
(Ne tuhaf rastlantı? Bir devlet yetkilisi ile aynı soyadını taşıyan biri, ihaleyi yürüten kurumda çok sorumlu mevkide bulunuyor{muş}).
Sözün kısası şu:
Sökülen elektrik hatlarının yeniden çekilmesi çare değil! “Sürdürülebilir” de değil!
Belli oluyor ki konunun doğrudan insan sağlığı ile ilgili olduğunu anlamayan, ya da anlamak istemeyen Ahmet Uzunlar var.
Buna karşın, daha şimdiden, hatların geçtiği bölgede kanser olayları saptandı. Bu kanser olayları, sökülüp şimdi yeniden çekileceği söylenen hatlar varken ortaya çıktı.
Yani anlayacağınız perde kapanmamış görünüyor.
Ahmet Uzunlar varken mümkün görülmüyor bu! Hani “kılavuzu karga olanın ….” diye bir atasözü var ya!
Onun gibi!
Belli ki konunun “insan sağlığı” olduğu anlaşılıp köklü önlem alınıncaya kadar savaşım bitmeyecek!