|
Böyle Buyurdu Hrıstofyas:“Kıbrıs’ın İki Halkı Anavatanlarından Kopmalı”
Zerdüştlükle ilgili kitaplarda, “böyle buyurdu Zerdüşt” biçiminde bir anlatım kalıbı yer alır.
Benzer kalıbı, “böyle buyurdu Hristofyas” biçiminde, Kıbrıs’a çözüm koşullarından biri olarak Kıbrıslı Türkler ve Rumlar’ın Anavatanlarından kopması gerektiğini söyleyen Hristofyas için kullanabiliriz.
Espri ve kalıp bir yana, Rumlar’ın bize ve Kıbrıs’a bakış açısını çok güzel gösteren bundan çarpıcı bir söylem olamaz.
Hoş Bir Seda
Soyut olarak ele alındığında, Hristofyas’ın sözü bazı kulaklara hoş gelebilir. Çağdaş, Avrupai (vesaire) bir söylem olarak da sayılabilir.
İlla velakin, bu sözler Hristofyas’tan değil de, Kıbrıs’ı hiç tanımayan, bilmeyen bir ideologtan çıksaydı.
Hristofyas’ın dediğinin ne anlama geldiğini ve ne sonuçlar yaratacağını tahmin etmek için çok fazla akıllı olmaya gerek yok!
Açıktır ki, Anavatanlardan kopmanın esas hedefi biziz! Kıbrıs Rumları böyle bir şeyden etkilenmez. Onlar zaten Yunanistan ile entegrasyonu sağladılar.
Unutmayalım ki akıllı ve Avrupai bir Yunan Başbakanı olan Simitis bile, Kıbrıs’a geldiğinde, Yunanistan ile Güney Kıbrıs’ın AB’de entegrasyonunu “ENOSİS gerçekleşti” olarak nitelemişti.
Hristofyas bunu bilmiyor mu? Elbette ki biliyor. Biliyor da bilmezlikten geliyor.
Aslında demek istediği şu: “Ey Kıbrıslı Türkler! Anavatanınızdan kopunuz ki sırtınızı daha kolay yere getireyim.”
Reel Politik Denen Şey
Türkiye ile Kıbrıslı Türkler bağlamında, duygusallığı, hamaseti, köken birliğini, din-dil birliğini, ideolojik yaklaşımı, hatta politikayı bir yana bırakarak konuya gerçekler açısından, gerçekçi bir gözle bakalım:
Reel politik diye bir kavram vardır.
Reel politik acımasızdır. Ve acımasız reel politik, bu Ada’da varlığımızı sürdürebilmemizin çıplak gerçekleri ile sırıtmaktadır:
Bu Ada’da, ne İngiliz’in sinsi politikaları, ne Rumlar’ın her türlü saldırıları bizi sindiremedi, yok edemedi. Malımız mülkümüzü, evimizi barkımızı terk ettik. Kayıplar, şehitler verdik ama tüm saldırılara karşı direndik. Kimliğimizi, kişiliğimizi, varlığımızı koruduk.
Bugün bu Ada’da varlığımızı sürdürebiliyorsak, bunu iki dinamiğe borçluyuz.
Birincisi, kendi iç dinamiklerimiz, direniş azmimiz!
İkincisi, direniş ve varoluş savaşımızda, yanımızda yer alan Anavatanımız, yani Türkiye!
Tarihsel süreçte, siyaset biliminde ve savaş gerçeğinde önemli bir kavram vardır: “Müttefik” ya da öz Türkçesi ile “bağlaşık”!
Düşünmenizi öneririm:
Kıbrıs Türkü’nün mücadelesinde bugüne kadar bağlaşığı oldu mu? Oldu ise kim?
İngiltere mi, Amerika mı, Rusya mı? Dindaşımız Arap ülkeleri mi? Türkiye’nin ezeli ve ebedi dostu olarak gösterilen Pakistan mı? Yoksa (Türkiye ile “iki devlet tek millet” ilkesini/sloganını benimseyen Azerbaycan dahil, yirmi yıldır tarih sahnesinde olan) Türk Cumhuriyetleri mi?
BM mi, NATO mu, Avrupa Konseyi mi, AB mi?
Hangisi?
Elbette ki hiçbiri!
Saydıklarımızın bazısının, Rumlar’ın boğazımızı sıkma girişimlerini önlemeyi değil, desteklemeyi yeğlediklerini unutmadık.
Peki ama hiç mi bağlaşığımız olmadı?
Elbette oldu.
Yukarıda yazdım. Yineleme olsa da bir kez daha belirteyim:
Duygusallığı, hamaseti, köken birliğini, din-dil birliğini, ideolojik yaklaşımı, politikayı, şunu bunu bir yana bırakın!
Ortada tek bir gerçek vardır.
Reel politik bağlamında, tarihimiz boyunca tek bağlaşığımız oldu: Türkiye, Türk halkı!
Ve Hristofyas, dünyadaki tek bağlaşığımızdan kopmamızı istiyor. Açıkçası intihar etmemizi istiyor.
İstiyor istemesine de biz aklımızı peynir ekmekle yemedik. Bunca sıkıntıdan, bunca direnişten sonra intihar etmeye, hiç ama hiç niyetimiz yok!
Reel Politiğin Dayatması
Bunu söyleyince, Türkiye ile yaşanan sorunlar aklınıza takılabilir.
Şunu söyleyeyim: İnsan sırasında annesi-babasıyla, eşiyle, özbeöz çocuğuyla, kardeşiyle bile kanlı-bıçaklı olabilir. Böyle olsa bile, bu en yakınlarından kopabilir mi?
İster Anavatan olarak kabul edelim, ister etmeyelim. İster övelim, ister sövelim. İster onu yönetenleri yüceltelim, ister yerden yere vuralım. İster kültür birliğimizi kabul edelim, ister etmeyelim.
Realite, gerçek, reel politik bize bir şeyi dayatır: Geçmişte, yalnızca tek bağlaşığımız olduğu gibi, gelecekteki olası riskler ve tehlikeler karşısında da tek potansiyel bağlaşığımızın Türkiye olduğunu!
Son Olarak
Hristofyas’ın “garantiler kalksın” derken de, “Anavatanlardan kopalım” derken de, kendi anlatımıyle “yerleşikler” konusunu ısrarlı biçimde gündeme taşırken de kafasının arkasında yatan düşünce, yani “art düşünce”, bizim, Kıbrıslı Türkler’in sırtını nasıl daha kolay yere getireceğidir.
Cumhurbaşkanı Sayın Mehmet Ali Talat, “mümkün olsa soluk almamızı da engelleyecekler” derken elbetteki yüzde yüz haklıdır.
Bu durumu, çözüm süreci sürerken bile, hergün yapılan açıklamalarda görmüyor muyuz?
Onu içindir ki, bazıları, Hristofyas’ın söylemini çağdaş (vesaire) olarak görse de, bu söylem Kıbrıslı Türkler için “hoş seda” bile olamaz.
Olsa olsa fasafiso olur.
Ve böyle fasafisolara kapılarak, (bir kez daha yineleyeyim) intihar etmeye hiç ama hiç niyetimiz yok!
|