|
Sayın Talat ile Hristofyas, 11 Eylül 2008’de “güç ve yetki” konusunu görüşmüşler.
18 Eylül buluşmasında, konunun görüşülmesi sürdürülecek. Konu egemenlikle ilgili olduğundan, kendi kendime bir beyin eksersizi yapmak geldi içimden!
Okuyucularım bilir: Egemenlik, önemsediğim bir konu!
Özellikle de, -maalesef- inanılmaz siyasi hatamızla “tek egemenlik” kavramına indirgendiği için!
Tek Egemenlik Asla!
“Tek egemenlik”, benim açımdan, “asla” kabul edilmezdir.
Çok yazdım ama kısaca yineleyeyim:
Her şeyden önce literatürde öyle bir kavram olmadığından! Tümüyle uyduruk bir kavram olduğundan!
Özüne de karşıyım: Rumlar’ın üniter devlet tezine uygun; bizim iki egemen halk tezimize ters olduğu, olası ortaklık devletini iki egemen halkın kuracağı savını peşinen erozyona uğrattığı için karşıyım. Bu Ada’da, Osmanlı Dönemi’nden beri, “ayrı seçmen kütükleri ile ayrı adaylara oy verme hakkımız” vardır. Kıbrıs Cumhuriyeti’nde de öyle idi.
Ayrı self-determinasyon hakkımızın tarihi dayanağı, temeli ve hukukî/fiili göstergesi/kanıtı budur.
Egemenlik hakkımız, egemen halk olduğumuzun göstergesi ayrı/bağımsız seçmen kütükleri ve ayrı seçme-seçilme hakkı ile koşuttur.
“Tek egemenliğin iki toplumdan (halk diyemeyeceksiniz kesin) kaynaklandığını” söylemenizin pek anlamı yoktur; çünkü egemenliğin bir yerlerden kaynaklandığı konusu da uyduruktur. Literatürde böyle bir şey yoktur.
Ne demek egemenlik halktan/ulustan kaynaklanır?
Egemenlik bir yerlerden kaynaklanmaz. Egemenliğin sahibi olur. Halk/ulus, egemenliğin sahibidir ve temsili demokrasilerde bu egemenlik hakkı, sahibi tarafından seçilmiş vekillerine/organlarına devredilir.
Klasik ve tipik federasyonlarda, egemen halklar/devletler, egemenlik haklarının/yetkilerinin bir kısmını merkezi hükümete devrederler.
Devretmedikleri egemenlik haklarını/yetkilerini (artık yetkiler), kendileri kullanırlar.
Annan Planı’ndaki Tek Egemenlik
Aslında “tek egemenlik” konusunda toplumda, yoğun bir bilgisizlik vardır. “Başka nasıl olur ki” diyenler çoktur. Bu gibilerle tartışmaya girdiğinizde, genellikle, tek egemenliği ortak devletin dış temsiliyetine indirgediklerini görürsünüz.
Oysa egemenlik yalnız uluslararası hukuka, uluslararası camiaya aracısız ve tek olarak muhatap olmak değildir. İçte devlet erkini kullanabilme (yasa yapma, yürütme, yargılama) de egemenlik hakkıdır.
Tek egemenlik konusundaki en büyük savunma, bunun Annan Planı’nda da yer aldığıdır.
Orada, dıştan hazırlanan ve tümüne “evet” ya da “hayır” diyeceğiniz bir paket söz konusu idi.
Şimdi siz Annan Planı diyorsunuz ama karşınızdakiler “hayır” diyor. Uzlaşma olursa yeni bir metin ortaya çıkacak.
O halde peşin peşin, altının nasıl doldurulacağını bilmeden “tek egemenliği” kabul etmenin mantığı olabilir mi?
Tek Uluslararası Kimlik / Tek Dış Temsiliyet Ve “Ayrılma Hakkı”
“Tek dış temsiliyet”i kabul etmenin de anlaşılır yanı yoktur.
Daha önceki yazılarımda birçok örnekler verdim.
Yineleme olsa da yeniden vereceğim:
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği bir federasyondu. Siyaset bilimi literatüründe bu böyledir. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde “Mukayeseli Devlet Yönetimi” hocamız olan Amerikalı Profesör Alfred Vernon da, SSCB’yi federasyon tiplerinden biri olarak okuttu bize!
Ve federal SSCB Anayasası’nda, üye cumhuriyetlerin, (kendi kendimize bile konuşamadığımız) “ayrılma hakkı,” açıkça tanınmıştı.
Dahası var: Onbeş üyeli SSCB federasyonunda, Ukrayna ve Beyaz Rusya, birlikten ayrı olarak Birleşmiş Milletler üyesi idiler. Ayrı temsiliyet ve oy hakları vardı.
Bir federasyon olan Kanada’da Quebeck, UNESCO’ya üyedir. Rusya bugün bir federasyondur. Federasyona üye Tataristan ve Başkurdistan cumhuriyetleri, uluslararası bir örgüt olan TÜRKSOY’un üyesidirler. TÜRKSOY toplantılarında, bu ülkelerin kültür bakanları ülkelerini temsil ederler.
Moldova, üniter bir devlettir. Gagauzyeri, bu üniter devlet içinde özerk bir yönetime sahiptir ve TÜRKSOY’da temsil edilmektedir. Yakın zamanlarda AB’nin Bologna sürecine Belçika tek olarak katılmadı.
Flamanlar ve Valonlar bu sürece ayrı ayrı girdiler.
Üniter bir devlet olan Birleşik Krallık’ta, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın futbol federasyonları özerktir ve uluslararası arenada ayrı ayrı temsil edilirler.
Ölen Kıbrıs Cumhuriyeti’nde eğitim, kültür, spor, din konularında Cemaat Meclisleri “münhasıran” yetkili idiler. Bu yetki, dış temsiliyeti de içeriyordu.
Kısaca, federasyonlarda (hatta bazı durumlarda üniter devletlerde bile) “tek uluslararası temsiliyet” söz konusu değildir.
Peki, biz nasıl böyle bir şeyi kabul ederiz? Coğrafi federasyon kuracağız derken, Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki haklarımızdan da mı mi geri gideceğiz? Sormak gerekmez mi: Olası ortaklık kurulursa, örnek olarak, TÜRKSOY’da merkezi hükümet mi temsil edilecek? Din konusundaki bir uluslararası toplantıda kendi kendimizi temsil edemeyecek miyiz? Listeyi uzatmak mümkün!
Açıkçası, federal devlete ayrılan yetkilerde “tek dış temsiliyet” olamaz. Merkezi hükümetin, kendisine bırakılan yetkiler kapsamında (o da siyasi eşitlik temelinde) dış temsiliyet yetkisi sözkonusu olmalıdır.
Kurucu devletlerin, yetki alanlarına giren konularda dış temsiliyet hakları olması kadar doğal bir şey olamaz.
Halklar için temel bir hak olan “ayrılma hakkı” da, adı konmasa bile, açık, anlaşılır, ayrıntılı ve uygulanabilir biçimde düzenlenmelidir.
Tek Yurttaşlık
“Tek yurttaşlık” konusuna fazla değinmeyeceğim; çünkü federasyon söz konusu ise birden çok yurttaşlık olacağı kesindir. Buna ister iç yurttaşlık deyin, ister başka şey! Kesinlikle tek yurttaşlık olması söz konusu olamaz.
Eğer kavramları, altını doldurmadan kabul ederseniz herkes bundan bir anlam çıkarır.
Kamuoyunda Güç Ve Yetki Konusunun Yansıması
Güç ve yetki paylaşımı konusu, kamuoyuna, sanki tek sorun başkanlığın dönüşümlü olup olmayacağındadır biçiminde yansıdı.
Bir de, sistemin başkanlık mı olacağı, başkanlığın kolektif mi olacağı konusunda anlaşmazlık varmış.
Oysa sorun, tüm devlet sisteminde siyasal eşitliğin etkin biçimde sağlanmasıdır.
İşin o kadar püf noktaları var ki, ümit ederim bunlar üzerinde çalışma yapılmıştır.
Son Olarak
Olası ortak devlette güç ve yetki paylaşımı, bana göre çok önemli bir konudur.
Devlet için resmen ne niteleme yapılırsa yapılsın, pratikte nasıl bir devlet ortaya çıkacağı, büyük oranda güç ve yetki paylaşımına bağlıdır. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda devletin şekli hiç belirtilmiyordu.
Ama konuyu inceleyen tüm uzmanlar, bu devletin federal nitelikli olduğunu yazdılar. Kimi fonksiyonel federasyon dedi. Kimi federasyon/konfederasyon, kimi quasi (yarım) federasyon!
Yine öyle olacak!
Eğer ortaklık devleti kurulabilecekse, o devletin niteliğini, kullanılan niteleme değil, kavramların/nitelemelerin altının dolduruluş biçimi belirleyecek!
|