Ahmet Bey Lefkoşa’da bir işletmenin sahibi.
Müşterilerine Kıbrıs mutfağına özgü çok özel tatlar sunuyor.
İşini en iyi şekilde yapmaya özen gösteriyor.
Ve mutfağında hijyeni, işletme mantığında ise verimliliği esas alan bir anlayışla hareket ediyor.
Gelir gider dengesine dikkat ediyor.
Geçenlerde çalışanlardan birinin maaşını ödeyemeyecek duruma geldiğinden istemeden işine son vermek zorunda kaldığını anlattı.
“Ne yapayım, kazancımla adamı ödeyemeyecek duruma geldim. Mecburen kendisine teşekkür etmek zorunda kaldım. Bu işletme başka türlü ayakta kalamaz” dedi.
“Hükümetler bizim yaptığımızı yapacağına, ödeyemeyeceğini bile bile istihdama devam ediyor ve bunun sonucunda da vatandaşın, işadamının cebine eline her geçen gün daha çok atıyor” diye devam etti.
Devletin verimlilik prensibinden uzak, popülizm anlayışını temel alarak yönetildiğini söyledi.
Bunun sonucunda da hazinede büyüyen kara deliklerin kapatılması için doğrudan ve dolaylı vergilerin sürekli artırıldığına işaret etti.
“Artık dayanacak halimiz kalmadı” diye de isyanını dile getirdi.
Bir başka işletme sahibi Mustafa Bey ise gelen vergi ve zamlar karşısında zarar etmemek için daha verimli ve sıkı çalışmak zorunda kaldıklarını söyledi.
“Devlet de zam yapacağına daha verimli çalışmalı” diyerek devletin zam yapmadan, vergileri artırmadan ayakta kalmanın yollarını bulması gerektiğinin altını çizdi.
Her iki işletme sahibi de haklı.
Hijyen, yiyecek üretip tüketiciye sunan işletmelerde olmazsa olmaz en temel konu.
Verimlilik ise bir işletmenin ayakta kalabilmesi için en önemli unsurlardan biri.
Verimli olmayan işletmeler ayakta kalamazlar.
Özel girişimciler bunun için verimliliği esas almak zorundadırlar ve alıyorlar.
Peki ya devlet?
Devlet ne kadar verimli çalışıyor? Ekonomik akıl, hükümetin aldığı kararlarda ne kadar esas alınıyor?
*
Hükümetin yaptığı son zamlar geliri değişmeyen vatandaşların giderlerini iyice bir artırdı.
Böylece vatandaşın bütçe dengesini giderler yönünde bozdu.
Bunun sonucunda vatandaşın alım gücü azaldı.
Yaşam sokaktaki insan için düne göre bugün artık daha zor oldu.
Maliye Bakanı Ahmet Uzun’a göre Kıbrıs Türk halkı biraz tutumlu olmayı öğrenmeli.
Uzun’a göre yapılan artışlar gelecek kuşaklara daha iyi yarınlar hazırlamak için.
Uzun’un söylediklerine bakılırsa belli ki daha iyi yarınlar için bugün yaşayanlar bedel ödemek zorundalar.
Dünün hesapsız kitapsız harcamalarının, kötü devlet yönetiminin bedeli bugünkü kuşaklara çıkartıldı.
Belki de hiç söz sahibi olamadıkları yönetimlerin yaptıkları hataları onlar ödemek zorunda kalacaklar.
Bu çok adil bir yaklaşım şekli değildir.
Tabii ki yapılan her yanlışın bir bedeli ve bu bedeli ödeyecek birileri hep olur.
Ama esas olan yanlış yapanların bunun bedelini ödemesidir.
İşte o zaman yanlışlar tekrar edilmez.
Bir başkası, başkalarının yaptığının bedelini ödediği sürece ise yanlışlar hiç bitmez.
Tekrarlanıp durur.
*
Bizde de böyle oluyor. Hazinedeki kara deliklere yenileri eklendikçe ödenecek bedel büyüyor.
Birilerinin artan bedeli “Ben artık ödemem” dediği noktada ise gözler vatandaşa çevriliyor.
Sanki artan devlet giderlerinin, verimsiz, hantal devlet yapısının sorumlusu vatandaş!..
Geminin kaptanları gemideki verimliliği artırma, işletme giderlerini düşürme, kara delikleri azaltma ve pastayı büyütme yönünde ekonomik doğruları yapmak yerine vergileri artırma yolunu seçiyor.
Doğrudan ya da dolaylı vergilerle vatandaştan daha çok para talep ediliyor.
Ve vatandaş özveriye çağrılıyor.
Evet vatandaş yarınlar için özveride bulunsun. Doğru..
Ama özveri tepeden başlamalı. Sözde değil özde, somut bir şekilde herkese örnek olacak şekilde yukardan aşağıya doğru adil bir şekilde yapılmalı.
Dar gelirli ile çok kazananın ayni kefeye konmayacağı sistemlerle bu gerçekleşmeli.
Tabii ki bunlar yapılırken de devlet yapısal anlamda daha verimli ve üretken bir yapıya kavuşturulmalı. Bu yönde ciddi adımlar atılmalı.
Geleceğimiz ancak daha çok ve verimli çalışıp, daha fazla üreterek ve daha adil paylaşarak kurtulabilir.
Yoksa daha çok vergi ve zamlarla değil!..