Türkiye'de verilen demeçler ve basında yazılanlarla Avrupa bambaşka.
Türkiye uyum yasalarını neredeyse bir gecede meclisten geçirdi. Ancak dışarıdan bakıldığı zaman uyum yasalarının ne denli günlük yaşama yansıdığı konusunda tereddütler vardır.
Tereddüt içinde olan Avrupa, bu tereddüdünün içinin boş olmadığını örneklerle gösteriyor.
Aslında Türkiye'nin AB ailesine katılma konusunda ne kadar istekli olduğu bile tartışılır.
“Az bilgi çok laf...” başlıklı yazımı tam altı yıl önce yazdım. Zaman neyi ne kadar değiştirdi? Bir kez daha okuyun ve düşücelerinizi tartın...
“ Her fırsatta altını çize çize söylerim. "KIBRIS SORUNU, TÜRKİYE'DE EN AZ BİLGİYLE EN ÇOK KONUŞULAN KONULARIN BAŞINDADIR."
Kıbrıs sorunu Türkiye kamuoyunda, politika arenasında ve de medyasında bu özelliğini uzun yıllar tek başına korudu.
Avrupa Birliği (AB) konusuyla Kıbrıs bu yalnızlığından kurtuldu. Çünkü AB konusunda da yazı yazanların bir elin parmakları kadarı bile AB'yi tüm yönleriyle en azından yapısı ve karar süreçleriyle bilmiyor.
Son genişleme raporlarının açıklanması sonrası Türkiye basınını izliyorum.
En ciddi kabul ettiğimiz köşe yazarlarının yazılarında bile akıl almaz bilgi eksiklikleri var.
Gazetecinin her konuyu eksiksiz bilme şansı yoktur. Gazeteci çok konuda az şey bilir. Uzmanlarla yarışma iddiası olamaz. Ancak yazısını yazarken dersine çalışır, eksik bilgi bir yana, yanlış bilgi üzerine yazısını kurmaz.
* * *
Türkiye'nin içte yaşadıklarını boş verin özellikle dış politikada işi çok zor. Çok zor, çünkü Türkiye değişen dünyaya uyum sağlayarak dış politikada her bakımdan yeniden yapılanamadı.
"Türkiye büyük devlettir" demekle sorunlar aşılmıyor. "Ben büyüğüm" diyerek dünyada her kapıyı açamazsınız.
Brüksel’de bunu çok net gözleme fırsatı buldum.
Türkiye'de verilen demeçler ve basında yazılanlarla Avrupa bambaşka.
Türkiye uyum yasalarını neredeyse bir gecede meclisten geçirdi. Ancak dışarıdan bakıldığı zaman uyum yasalarının ne denli günlük yaşama yansıdığı konusunda tereddütler vardır.
Tereddüt içinde olan Avrupa, bu tereddüdünün içinin boş olmadığını örneklerle gösteriyor.
Aslında Türkiye'nin AB ailesine katılma konusunda ne kadar istekli olduğu bile tartışılır.
Zaman zaman öyle bir görünüm ortaya çıkar ki sanki de Türkiye, AB'ye değil; AB, Türkiye'ye katılacak.
* * *
Türkiye'nin AB üyeliğine temelde bir karşı çıkış yoktur. Önce Gümrük Birliği, sonra Helsinki'de aday ülke statüsü ve şimdi sırada müzakere tarihi verilip görüşmelerin başlaması.
Komisyon raporu, Türkiye'ye tarih verilmesini önermedi. Ancak Türkiye'nin dünden daha iyi konumda olduğunu da inkar etmedi.
Kıbrıs sorununun çözümünde önümüzdeki dönemde nelerin olacağı AB'yi yakından ilgilendiriyor.
Türkiye'de 3 Kasım'da yapılacak seçimlerin nasıl sonuçlanacağı, yeni siyasi yapının AB'ye nasıl bakacağı da merakın ötesinde ilgi alanı içinde.
Avrupa Birliği konusunda Anavatan Partisi ve lideri Mesut Yılmaz'ın duruşu pozitif yönde açık. Ancak kamuoyu yoklamaları Yılmaz'ın yüzünü güldürecek noktada değil.
* * *
Doğa boşluk tanımıyor.
Türkiye'nin batıya, AB'ye doğru yürüyüşünde çok geniş bir uzlaşının ürünü sivil toplum hareketi önemli bir misyonu yerine getiriyor.
İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı Meral Gezgin Eriş, Türkiye Cumhuriyet tarihinin en çağdaş kadın portrelerinden biri olarak AB yürüyüşünde en öndeki sembol isimlerden.
Hem İstanbul- Brüksel, hem de Brüksel-İstanbul yolculuklarını aynı uçaktan yaptık.
Çok uzun uzun konuşma olanağımız olmadı, ancak laf değil iş üreten insan tipinin güzel örneklerinden biri.
Türkiye medyasının geleneksel öne çıkarma anlayışına karşılık Meral Gezgin Eriş, gösterişten uzak kendinin değil, uğraş verdiği konunun aldığı mesafeyle mutlu olan biri.
Türkiye Meral Gezgin Eriş gibi insanlara siyasi yaşamda da sahip olabilse Türkiye'nin çehresi inanılmaz bir süratle değişir.
* * *
Türkiye ile ilgili gelişmeler bizim için de yaşamsal nitelik taşıyor. Türkiye'nin çatışma kültürü ile bir yere varması mümkün değil.
İç politikaya yönelik popülist söylevlerle dış dünyada hiç sorun çözümlenemez.
Türkiye'nin en ciddi talihsizliklerinden biri basının bir yandan popülizmi eleştirirken manşetlerde, yorumlarda popülizmin daniskasını yapmasıdır.
Dışilişkilerde herkesi düşman görme hastalığından hem Türkiye hem de biz kurtulmak zorundayız. Avrupa, yaşadığı iki büyük dünya savaşının ardından sorunları çatışarak değil, uzlaşarak çözmeyi tercih etmiştir.
Avrupa insana değer veren ilkeler üzerine, insanı devletten değerli gören bir yapılanmada önemli mesafeler aldı. Bu değişimin ruhunu yakalamayanın AB'nin son ilerleme raporunu anlaması mümkün değildir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi uyum yasalarını kabul ettikten sonra ünlü bir köşe yazarının, "Biz yasaları yaptık ancak AB bize tarih vermezse kazık yanımıza kalacak" içerikli yaklaşımını asla unutmam.
* * *
Kopenhag Zirvesi’ne kadar doğru işler yapılırsa Türkiye'ye tarih verilir, Kıbrıs sorunu da bizleri mutlu edecek şekilde çözümlenir. Oraya gidene kadar bilgiden beslenmeyen ağızlar sussun. Böyle ağızlar susarak Türkiye ve Kıbrıs Türkü’ne en büyük yardımı yapacaklardır.” (KIBRIS-14 Ekim 2002)
Günün sözü:
Az rüzgar ateşi körüklerken, çok rüzgar söndürür