Üstünde yaşadığımız topraklarda her şey; ama her şey, bir gün mutlaka “ak”lanıyor...
Ya da bir başka deyimle “legal”leşiyor...
İnsanımız “kanıksamaya” eğilimlidir...
Sağ partiler gelir, yönetim biçimlerine uyum sağlar, alışır...
Sol partiler gelir, onlarla da “al gülüm ver gülüm” ilişkisini kurar, rantına sarılır, yönetimine ısınır...
Söylenmesi elbette hiç durmaz, ama yönetenlerle “bağ”ını da riske atmaz...
Kıbrıs’ın kuzeyindeki CTP ağırlıklı yönetim; bu süreci iyi biliyor...
“Bal tutanların parmağını yalamasına” hiç de itiraz etmiyor...
Bu “yalama” işi sürsün gitsin diye de kendine özgü “politikalar” üretiyor...
CTP ağrılıklı yönetimlerin yaptıkları en büyük “reform” hiç kuşku yoktur ki, “legalleştirme” reformlarıdır...
Daha önceki gelişlerinde (1994 yılında) faizden faiz alınmasını reformize etmişlerdi...
Arkasında da “koçan” işini yasallaştırdılar...
Bu iki “aklama” operasyonunun ondan sonraki yıllarda toplumsal dokuda açtığı “gedik”ler CTP’nin hiç ama hiç umurunda olmadı...
Bu kez geldiğinde “aklama” ve “legalleştirme” reformlarına kaldığı yerden devam etti...
Önce, “kaçak işçi” denilen emekçileri kucakladı, adlarının önündeki “kaçak” ifadesini bir çırpıda sildi...
Tuttu; hepsini kayıt altına aldı...
Böylece tüm “kaçaklar” bir anda sistemin içine girip yerleşti... Çoluk çocukları ile birlikte hepsi de nüfusumuza eklendi...
Böylece; şom ağızlıların “kaçak işçi” diye bir argüman kullanmaları önlenmiş oldu...
Arkasından; yolda, sokakta, mahallede köşe başlarını tutmuş bulunan “betting office”leri, yani kumarhaneleri bir çırpıda yasallaştırdı...
Kimseye ceza kesilmedi, kimsenin burnu kanamadı, kimse yerinden kımıldamadı, çoluk çocuğun müdavimi olduğu “bet”ler sistemin içine alındı... Yani legalleştirildi...
Hatta “Kumarhane”lerin sporcu gençlerimize ne kadar maddi yarar sağladığı CTP’li bürokratların ve politikacıların övgüleri ile bize sunuldu.
“Aklanan” kaçakların ödediği cezalar “CTP’nin kontrol ettiği “fon”ları şişirdi...
Eskimiş solcu bakanlar bu parasal bolluğu bize şişinerek anlattılar...
Bet’lerden gelen paralar da partili bürokratların kontrolündeki “fon”ları şişirdi...
Onlar da bu “para”ları “popülizm”in keyfi için hovardaca harcadılar...
Bu günlerde ise, CTP’nin üçüncü büyük “legalleştirme” reformu yaşanıyor...
Yıllarca yasak olan; CTP’nin eski Milli Eğitim bakanlarının savaş açtığı, Savcılığın peşlerine düştüğü, polisin tutuklamalar yaptığı “Kuran Kursları” artık legalleştirildi...
Kimse; Milli Eğitim Yasası’ndaki 23. madde, 53. madde, 54. madde din eğitimini yasaklıyor diyemeyecek...
Bu iş de “ak”landı, “pak”landı ve legalize edildi...
Aslında bu CTP usulü “reform”un ayak sesleri bundan birkaç yıl önceden duyulmuştu. Başbakan Soyer’in ve Eğitim Bakanı Canan Öztoprak’ın o günlerdeki “yuryumuşacık” açıklamaları bir gün bu işin de tıpkı kaçaklar, kumarhaneler gibi “yasal” statüye kavuşacağının müjdesini vermişti...
Bizim “çözümcü” sivil toplum örgütleri birbiri ile kavga eder didişirken; meğer, TC kökenli dernekler bu işi sımsıkı tutmuşlar, Erdoğan’a kadar ulaşmışlar ve sonunda tuttuklarını koparmışlar...
Milli Eğitim Bakanlığı yalnızca “birazcık” naz etmiş. “Camilerde olmaz” demiş... “Gelin bu işi okullarda yapalım” demiş... Daha sonra Canan Hanım; kullanılmayan muhtarlıklarda ya da dernek binalarında, spor kulüplerinde bu din derslerinin verilmesine razı olmuş... Sonunda Canan Hanım, “Camilerin yanındaki ek binalarda yapılmasına” razı olmuş Kuran Kursları’nın...
Böylece üçüncü büyük “reform”a da imzalar atılmış...
Artık dileyen “cami kenarında” dileyen ise buradaki derneklerin öncülüğünde, deniz aşırı yerlerde başörtüsünü takabilir, takunyasını giyer ve duasını okuyabilir...
Hatta “Cüz” kitabı açar, ilahilerini okur...
Şimdi; bütün bu başı bağlı, dinine sımsıkı bağlı çocuklarımız cami kenarındaki ilk derslerinde topluca namaz kılarken eminim ki ilk iş olarak CTP için “Allah razı olsun” duası edeceklerdir...
Yakışmaz mı?